Eskiden yeni yıla, ne güzel, sessiz sakin girerdik ailece. Kendimizi, bütün sene biriktirdiklerimizi bir gecede oraya buraya saçmak ve bir bütünün parçası olarak görmek zorunda hissetmezdik. Uzun zamandır görüşmediğimiz dostlarımızı aniden hatırlayıp, onları “yılbaşında ne yapıyorsun” başlıklı konuşmalara muhatap etmezdik. Rehberdeki herkese kısa mesaj yollamak diye bir kavram yoktu ve hatta kısa mesaj nedir bilenler bile çok küçük bir topluluktu. Birisine yılbaşı mesajı veya kartı gönderildiğinde cevap verilmesi, nezaketen değil de, gayet samimi olurdu. Geçen her seneyle kötüye gittiğimizi söylemiyorum; demek istediğim başka bir şey. “En kötü günümüz böyle olsun” dileğinin ne kadar saçma olabileceğini, dilendiği zamandan itibaren değişenlerin, o günü gerçekten tekrar içinde bulunulması hoş olmayan durumlar silsilesinden ibaret bırakabileceğini söylemek istiyorum. Bakış açısı hızla değişirken, en kötü günümüzün alt sınırını yukarılara taşıma dileği de saçma hale geliyor; bir diğer deyişle. Değişik bir örnek de verelim: Masanın karşısında oturan, hoş bayan, unutulması gereken bir anı haline gelebilir belki birkaç ay sonunda. Bu yüzden ben, “en kötü gün” üzerinden bir dilek tutmak yerine, sadece mutluluk diledim.
“En kötü gün” ünvanını ve anılarını 2007′de bırakmasını dilediğim o günde ben mi ne yaptım? O saçma dileklerin, güzel veya yakışıklı olması dışında bir de mikrofon tutup, kalabalık önünde konuşabilen bir popçu tarafından ortak haline getirildiği yerlerden birinde değildim. Elli kişilik sapık ordusunun sokak ortasında, yabancı turistler üzerinden soylarını devam ettirmeye çalıştıkları meydanlarda da değildim. Bilmeyenlerin keşfetmesinin olanaksız olduğu küçük, samimi ve ucuz barlardan birinde de değildim. Her zamanki gibi ailemle birlikteydim ve yine her zamanki gibi tombala oynadık. Neler kaçırdığımı merak etmediğimi söylersem yalan olur ama, halimden her zamanki gibi mutluydum. Aslında, bu sene dışarı çıkmaya niyetliydim ama bu sefer de fiyatlar yüzünden caydım. Kişi başı üç yüz lira verilen Discorium’da ayakta baygın baygın bakınırken, mikrofon tutabilen popçunun “bu gece deli gibi eğlenenler ses versin” çağrısına son güçleriyle çıkardıkları “eüğğğeüüü” sesiyle cevap verenleri gördükçe, kendimi şanslı hissettim. 2008′de en kötü günlerin yılbaşında soyulup ayakta bağırtıldıklarından çok daha iyi olmasını dilemişlerdir umarım içlerinden.
Rastgele Yazılar
Yükleniyor…

