Sessizce Delirenin Savunması

Yazar:egecan on 03 Ocak 2008

Bugün kar yağdığında, sanki hâlâ lisedeymişim ve sokağımızdaki beyaz objeler, içine çöp doldurulmuş alışveriş poşetlerinden ibaret olmadığı anda okul tatil olacakmış gibi bir duyguya kapıldım. Pek de gereksiz bir kardı. Neden yağdı bilmiyorum. Muhtemelen kendisi de bilmiyordur. Kar taneleri düşünemez. Güzel ve düşünemeyen her şeyi seven biz erkekler, pencereden, yağan karı seyretmeyi severiz. Dikkatinizi çekerim, yağışın adını “-i” hâlinde çekerek yapılan basit espriye yeni bir bakış açısı getirdim; böyle de gözünüze sokarım, çok kötü olduğu hâlde. Bizim sevgimizin, yüzüne krem sürebilip, bir de yediklerine az da olsa dikkat edebilenlerle sınırlı olmadığını kanıtlamaya çalışıyorum aslında. Erkekleri saygın gösterme cemiyetinin en halka karışmış üyesiyim ve size kimsenin okumadığı bir blogdan sesleniyorum; evet. Uydurduğum saçma durum komedisini çözmeye çalışarak okumaya devam ediyorsanız, yeni paragrafa atlamadan önce durun. Hızınızı alıp, öyle gelin.

Sürekli, endişeyle camdan bakıp durdum bugün. Kesinlikle hiç işe yaramayacak ders notlarım önümde açıktı ama ben deli gibi dışarıyı seyretmeyi yeğledim. Karşı komşunun benim hakkımda ne düşündüğünü merak ediyorum. Önem verdiğimden dolayı değil, saf merak benimki. Endişemse, geleceğini sanal ortamda kurarcasına bilgisayar başından kalkmayan genç kız içindi. Mesajlaşma programlarına “uzakta” ibaresiyle giriş yapıp, bütün gün bilgisayar başında oturan bir ergen canlandı gözümde. Karşı komşuyu gözümde canlandırmanın sonunun iyi olmadığını düşünerek, kar yağışını tekrar seyre daldım. Düşünmeden hayatta kalmanın imkânsız olduğuna en büyük örnek olarak, kendilerini rüzgâra emanet edip, -bilmem kaç- yüz metreden boşluğa atlayan ve benim camıma yapışarak kısa yaşamlarını noktalayan kar tanelerini gösterdim, işaret parmağımla. Belki birisi görmüş, ve içinden “parmakla gösterilmez, ayıp” demiştir. Gelip de yüzüme söylese, “dünyada görmediğin nice ahlâksızlıklar varken, parmağımla alıp veremediğin nedir” diye, içi boş ama karizması yüksek bir cümleyle karşılık verirdim.

Bir buçuk saat içinde, yirmi sayfa ekonomik zırvayı okumam gerek. Benim mesleğim bu. Şaka gibi. Ekonomik içerikli İngilizce cümleleri ezberleyip, kelimelerin yerlerini değiştirerek, tekrar bakmadan bir başka kağıda aktardığımda tam puan alabileceğim sınavları geçerek, mesleğe atılmaya hazır bir birey hâline geleceğim. Bulutlardan aşağı atlayan kar tanelerinden ne farkım var? Bilgisayar üzerine bir eğitim almam ve bilgimi belgelemem lazım. Askerliği ertelemek de gerekecek. Bir de tavuklu pilav pişirmeyi öğrenmem lazım. Makarna ve omlet ile beslenip, ara sıra sipariş üzerine protein ihtiyacımı karşılamak zor geliyor. Neyse; ben acıktım galiba. Yazarak enerji harcayamam daha fazla.

Rastgele Yazılar

Yükleniyor…

Paylaşmak Güzeldir:
  • Facebook
  • FriendFeed
  • Google Bookmarks
  • Tumblr
  • del.icio.us
  • StumbleUpon
  • email

İlgili Yazılar

 

3 yorum yapılmış ↓

  1. aslı diyor ki:

    Olumlu duygular hissetmediğim için yazıp-yazmamak konusunda tereddüt ettim ama hiç okunmuyormuş gibi de davranmak istemedim, hiç yazmamaktan iyidir sanırım:)
    Bir yazı yazıldığında genellikle gelişme ve sonucu olur. Ama yazılırında gördüğüm kadarıyla bir yere bağlanmadan ortada kalıyor ve insan, insanı rahatsız eden bir yarım kalmışlık hissi yaşıyor. Özellikle bu yazı karşısında duygusal anlamda da kendimi çaresizlik duygusu içerisinde buldum, içim karardı ve sıkıldı. Renksiz, tarafsız duran bir sis bulutunun içinde gizlenen biriymişsin gibi göründü, merak ediyorum gerçekten böyle misin yoksa kendini böyle mi göstermeye çalışıyorsun?!

  2. egecan diyor ki:

    telefonda yaptığım açıklamayı yeterli buldun mu canım benim? =) sisim ben sisss =)

    ah bir de endişelenirmiş benim için =)

  3. potpori diyor ki:

    akıcı,tebessüm ettiren ,okurken bitmesini istemedigim daha ne kadar psikolojik düşüncelere sahip oldugunu merak ettigim ,aslında kendimle bağdaşan bir yazı ::))
    başlıkta harikaa ..kolay gelsin sanaa

Bir yorum yazın: