Neden Sizce?

Tarih: 9 Nisan 2008

Nedensizce sakladı kendini. Korunmak istiyordu dışarıdaki hayattan. Hayatın ona ne getireceğini bilmiyordu ve bilmediği her şeyden olduğu gibi, ondan da nefret ediyordu. Ölüm bir çare değildi. Bu paranoyayı yenmenin yolunu bulmak adına yaşamını harcayabilirdi ama canına kıymak çözüm olamazdı. Yeni aldığı havuç soyma aletine hayrandı. Geri kalan bütün yaşamını havuç soyarak geçirmek istedi. Havuç soyarken düşünebiliyordu uzun uzun. İsterse sosyalleşebiliyordu hatta; nasıl mı? Tezgahın önündeki pencereden yaptığı gözlemlerle, hiç tanımadığı insanların hislerine ortak olmayı öğrenmişti, şimdiden. Uzun seneler boyunca orada durup, elindeki iğrenç, kabuklu havuçları arındırırken; bir yandan da gözlem yapmak konusunda uzmanlaştığında, insan sarrafı olabileceğini hayal etti. Uzunca ve hafif kavisli bir sokağın tam ortasındaydı evi. Eve yemek servis eden motorsikletlerin gıcık sesi de olmasa, küfredecek bir şey bulamıyordu, asfalt kaplı yol boyunca. Sokakta yaşayanların önemli bir kısmı yemek yapmayı bilmiyordu, ya da zamansızlık sorunu, insanlara kendi elleriyle yemek yapma zevkine elveda dedirtecek kadar büyümüştü şu şehirde. Şehir karmaşıktı. İçine dalıp, basit işlerle uğraşanları küçümseyecek kadar karmaşık. Basit işlerle uğraşanlar, vasıflı ve meşgul olanların arasına karışmış, bir gün ortalamaları alınacakmış umudu taşır gibi koşuşturuyorlardı amaçsızca. Yağmur başladı. Havuçların kabuklarını, yağmurun ritmine uyarak soymaya başladı. Asfaltın çatlağından akmaya başlayan suyun, ona ulaşmayan ama kafasında canlandırdığı sesi de eşlik etti eğlencesine. Böylesine mutlu bir şekilde mutfakta zaman öldürürken, neşesini ancak kapı zili bozabilirdi. Evin önceki sahiplerinin garip zevkleri sonucu taktırdıkları o katlanılamaz zilin üzerine soyacakla yürümeyi daha önce deneyip de bir işe yaramadığını öğrenmiş olduğundan, kaderine boyun eğip, kapıya yöneldi. Kapıyı araladığında, zile saydırdığı küfürlerin kaç tanesini yüksek sesle söylediğini hatırlamaya çalışıyordu. Kapıcının yüzündeki ifadeden, kendini bu sefer biraz fazla kaptırmış olabileceğini tahmin etti. Kendini kaptırmanın güzel yanları da vardı; evet. Kimsenin size karışamayacağı o anlarda tamamen özgürleşip, atmosferi, beyninizin bir parçasıymışçasına, düşüncelerinizi saklamak için kullanabiliyordunuz; etrafınızdaki kalabalık sizi zorla ambulansa bindirip de sakinleştirici iğneden gelen zehir kanınıza karışıncaya kadar, tabii. Kendini saklamaya devam edecekti. Nedeni vardı ama yok sayılacak kadar saçmaydı. Hayatın ona ne getireceğini ölene dek bilemeyeceğine inanmaya başlıyordu. Belki de, onun hayatı evinde zaman öldürmekten ibaretti? Bu bir getiri değildi. Hayır.

Paylaşmak Güzeldir:
  • Facebook
  • del.icio.us
  • Google Bookmarks
  • email
  • Print

İlgili Yazılar

<a href="" title=""><abbr title=""><acronym title=""><b><blockquote cite=""><cite><code><del datetime=""><em><i><q cite=""><strike><strong>
Yeni yorumlar, gösterimden önce onaydan geçmektedir * = zorunlu alan

Yorum bırakırsanız, sevinirim: