Artık her yerde yorum olarak yazmaktan sıkıldığım için, iyice açarak, dil konusundaki düşüncelerimi özetlemek istiyorum. Bakarsınız yorum olarak bu yazıya link verip kısa yoldan birilerine cevap veririm:
- Türkçe’nin (veya herhangi bir başka dilin) mükemmel bir hali yoktur. Kimse (TDK da dahil) kendi bildiği kuralların en mükemmel hali olduğunu iddia edemez. Herkes 20′li yaşlarda kullandığı dili, o dilin mükemmel hali zanneder ve sonraki değişimleri yozlaşma olarak görür. Dilin yozlaştığı falan yoktur aslında. “Yanlış” yazılan kelimeler bir tür kolaylıktan ötürü öyle yazıldıysa ve bu kolaylık herkes için geçerliyse öyle yazılmaya devam edilebilir. Bunda ne sakınca var? Anneannenize dilinizin ne kadar yozlaşmış olduğunu sorun lütfen.
- Taş çatlasın iki yüz yıldır dilimizde olan noktalama işaretlerinin kullanımının son derece kesin kurallarla belirlenmesine ve bu kuralların ısrarlıca savunulmasına anlam veremiyorum. Ben, noktadan sonra boşluk bırakmazsam, beni anlamayacak mısınız? Virgülleri kafama göre dağıtabilirim! Burada kendimi ifade eden benim. Siz anlamıyorsanız ya okumazsınız, ya da anlamaya ısrarlıysanız, ne anlatmak istediğini anlamadığınızı belirtirsiniz.
- Yabancı kelimeler konusunda da hassas olunması, bir noktadan sonra yersiz. Ben “buzlu çay” yerine “ice tea” diyorsam, bu “buzlu çayın” kafamda iğrenç birşeyi çağrıştırmasından dolayıdır. Türkçe’de halihazırda karşılığı olan kelimeler yerine sırf hava olsun diye yabancı kelime kullanımlarına kızmamız normal ama uzun uzun “tamam” demek yerine “ok” demenin bence bizi İngiliz falan yapacağı yoktur. Dilimizde Orta Asya Yazılı Türkçesi’ne dayanan yaklaşık bin kelime varken, kırk beş bin kelimelik (bazıları daha fazla söylese de bence bu iyimser rakam) dilimizde, geri kalan kelimeler nereden geldi sanıyorsunuz? Etimolojik sözlükleri karıştırmanızı tavsiye ederim. Şu an kullanımda olan kelimeleri mükemmel kabul ederseniz, ben de mektep yerine okul (l’ecole) denmesine yozlaşma derim; sonu gelmez.
Kısacası, dil, siz nasıl konuşuyorsanız öyledir. Elma yerine alma diyorsanız, buyrun diyin. Sizi anlayan birileri olduğu süreve “evet” yerine “ewt” de diyebilirsiniz. Beni hiç dinlemeyip tüm zorlama kurallara da uyabilirsiniz. Arapça kelimeleri nasıl attıysak (deli miyiz, niye attık, onu hiç bilmiyorum), Fransızca, Urartuca, İtalyanca, Venedikçe, Sanskritçe ve diğer dillerdeki kelimeleri de atın, bin kelimeyle konuşun. Dünyadaki bütün dillerin kaynağı birdir. Bu “bir”, bana bir hocamın söylediğine göre bilimsel bir veridir ama inanın ki öyle olmasa bile bir şey değişmez. Kelime üretmenin yedi yolu var ve kullanımın %70 oranıyla alıntı ağırlıklı olması, onu da türetmenin izlemesi size birşeyleri açıklıyor olmalı.
(oh)
Rastgele Yazılar
Yükleniyor…


Güzel… Ancak bu konuda yine bu tür değerlere sıkı sıkıya bağlı olan, kuralların olması gerekliliğini savunan sayısız kişi var, biliyorsun. Tabii ki söylediklerinde sen de haklısın. Kaldı ki HAKlı yahut HAKSIZ ayrımı da bize GÖRE, RÖLATİF, İZÂFİ, GÖRECELİ bakınız ne kadar türevlendi kelime ancak hepsi aynı şeyi ifade ediyor değil mi?
Çelişkiye düşmeden, konuyu dağıtmadan toparlayayım, başka bir pencereden bakış sunmuşsun Ege’cim…Evet hayatta kurallar bazen gereksiz yer tutabiliyor. Ancak kişisel kanâatim Türkçe’yi yine de ÖZ ,doğru, akıcı, sade kullanmaktan yana hatta biraz eskiye de bağlı…İşte yine GÖREsel bir yaklaşım. Belki bunda bu zamana kadar öğrendiklerimin getirdiği şartlanmalar, alışkanlıklar, kayıtların rolü büyük ama takdir edersin ki bazen alışkanlıklarımızdan kopmak zor oluyor. Geniş pencerelerden bakabilmek her zaman güzeldir şüphesiz, hayatın her alanına bu evrensellikle bakabilmeN temennimle, sevgiler, muhabbetler yolluyorum , kabul et lütfen!
E.Esen