Noch Ein Bier Bitte!

Yazar:egecan on 28 Haziran 2009

Evet, klişe olduğunu biliyorum ama gittiğim ülkenin dilinden saçma bir cümleyle yazıya giriş yapmak bana hala eğlenceli geliyor. Dilini bilmediğim bir ülkeye, oranın dilini öğrenmeye ve iki sene de eğitim görmeye geldim. Her ne kadar eğitimim İngilizce de olsa, Almanlar kendi aralarında konuşurken sırf ben varım diye İngilizce kasmadığından dolayı, acilen Almanca öğrenmem lazım. Stuttgart’a bağlı Sulzbach kasabasında, şehir merkezine kırk iki kilometre, daha doğrusu 5,5€ uzakta yaşıyorum. Evet, burada tren bileti çok pahalı.

Geleli henüz bir hafta olmasına rağmen, oturma iznim çıktı sayılır, banka hesabımı açtım ve hatta sigortalandım. Buraya gelene kadar vize derdinde ne bunalımlara girdim ama geldikten sonra bakıyorum da artık işler hızlı yürüyor. Adamlarda acayip bir iş disiplini var. Buraya gelen yabancılar da (ve özellikle de Türkler) bundan fazlasıyla etkileniyorlar. Yani, hem “vay anasını” diyor, hem de örnek alıyorlar.

Sulzbach acayip ağaçlık bir yer. Murr nehrinin kıyısındaki Sulzbach’tan bahsediyorum (“Sulzbach an der Murr” diyorlar). Nitekim, aynı isimle birkaç tane daha kasaba var. Bizim Levent semtleri gibi birşey işte. Tren biletini, yani o pahalı bileti alırken çok dikkat etmek gerekli. Neyse ki, bilet makinelerinde Türkçe seçeneği de var!

Burada yaşayan Türk sayısı, beklentilerimin çok ötesinde. Hani abartacak olsam, yüzde yirmi diyesim geliyor. Sokakta yürürken burnunuzdan kebap kokusu, kulağınızdan Kral tv tadında şarkılar eksik olmuyor. Gerçi, buradaki Türkler pek kimliklerini belli etmeyi de sevmiyorlar. Aslında, bunun sebebi çok açık: Türk olduğunuzu söylediğiniz anda, size karşı hareketleri böyle zoraki bir “ah işte acınası azınlık, hadi iyi davranalım, kırılmasın” kıvamına gelirken, kurdukları cümlelerin karmaşıklığı da en aptalın anlayabileceği düzeye iniyor. Bunu kötü niyetle yapmıyorlar ama, yine de rahatsız edici.

Yiyeceklerse gayet iyi. Domuz etiyle de bir problemim olmadığından, ne bulursam deniyorum. Özellikle mikrodalga yiyecek sektörünün olayı aştığı söylenebilir. Sen bizim kebabı al, dondur, pakete koyup sat ve ısıtınca gayet şahane olsun? Schön! “Abi Döner” diye bir kebapçıda, hayatımda yediğim en güzel (ama en pahalı) döneri yediğimi de söylemeliyim. O neydi yahu? Çok mu açtım acaba? Bir de maden suyu olmayan, sade su bulabilsem keşke. Tutturmuşlar, maden suyu içiyorlar. Bir de üzerinde “medium”, “soft” veya “strong” diye gaz seviyesini yazıyorlar. “Bildiğin su” yazanına bakındım ama bulamadım. Şaka bir yana, musluk suyu içtiğim bile oldu. Sevmiyorum öyle gazlı gazlı.

Stuttgart maratonu, Backnang sokak festivali, Alman hippilerin doğumgünü partisi gibi alakasız organizasyonlarda sürekli gözlem yaptım. Hani bizim şu “Alman dediğin disiplinlidir ve çok katıdır” önyargısı var ya; düpedüz yanlış! Bu adamlar gayet neşeli ve eğlenceli olabiliyor. Trafik kurallarına (hatta tüm kurallara) çılgınlar gibi uyuyorlar diye onları suçlayamayız, değil mi?

Burada odamda kalmaya dayanamıyorum. Oturma iznim kesinleşince yarım zamanlı çalışacak olduğum L-mobile’ın çalışanlarına ayırdığı küçük odalardan birinde kalıyorum. Merkezi klima, lcd televizyon, elektrikli jaluzi ve şimdi aklıma gelmeyen bir ton konfor unsuru var ama şu “altın kafes” meselesi her zaman geçerli. Şimdi blog yazarken bile üç beş kere iç geçirip İstanbul’u düşündüm. İnsanın evi gibi yok tabii… Belki de burada odada kalmasam da ev tutsam, bu duygu geçer? Denemesi biraz pahalı olacağından, bu fikir bir süre beklemeli.

Rastgele Yazılar

Yükleniyor…

Paylaşmak Güzeldir:
  • Facebook
  • FriendFeed
  • Google Bookmarks
  • Tumblr
  • del.icio.us
  • StumbleUpon
  • email

İlgili Yazılar

 

1 yorum yapılmış ↓

  1. Ne gerek var diyor ki:

    Biz her gece bigisayardan gelecek ege arıyor dıtdıt larını bekleyerek vakit geçiriyoruz , seni çok özledik biliyor musun? Baba olduğun zaman anlarsın bu duygularımızı.
    Dışarıda olduğun zaman bari bir telefon aç biz de rahatlayalım.
    Yazılarına bir yorum yapmam gerekirse ; şu anda medeniyetin ortasındasın farkında mısın bilmem,ben de İngiltere ye gidip uzun süreli kalınca İstanbul İstanbul diye bağırasım gelmişti hayatımın en büyük salaklığını yapıp geri döndüm, ve aynı gün aynı uçakla Londra ya geri dönmek istedim , duyguların mantığının önüne geçmesin, mantıklı hareket edince zaten hayatın mutlu şekilde sürüyor .Canım seni çok seviyorum çok özledim, baban da aynı şekilde.
    Sevgilerimle

Bir yorum yazın: