Aşk ve Elif Şafak
Tarih: 16 Ağustos 2009Elif Şafak dendiğinde, hiç alakası olmamasına rağmen, aklıma hep böyle umutsuz aşk romanları yazan bir yazar gelirdi. Herhangi bir eserini okumamış, ne de bir okuyana danışmıştım. Tek suçu, rengarenk kapaklı romanlarıydı belki de. O yüzdendir ki, gerek çok satanlarda duranlar olsun, gerek oradan inip köşelerine çekilenler olsun, romanlarını raftan alıp şöyle bir gözden bile geçirmemiştim. Elif Şafak konusunda önyargılarım haklı çıksaydı bile yaptıklarım pek hoş karşılanamazdı, biliyorum. Üstelik, sırf bu saçma düşüncelerim yüzünden, kaç muhteşem roman kaçırmışım.
Her şey, Aslı’nın Mevlana ile ilgilenmesiyle, benim de tam o sırada Ahmet Ümit’ten “Bab-ı Esrar”ı okuyor olmamla başladı. Bilmeyenler için söylemeliyim: “Bab-ı Esrar”, Ahmet Ümit’in, tıpkı Elif Şafak’ın Aşk’ı yazarken yaptığı gibi, Mesnevi’yi başucu ederek yazdığı muhteşem bir romanı. Kaçınılmaz son: “Aaa! Sen ‘AŞK’ı okumadın mı?”

Elif Şafak, Aşk - Pembe ve Gri Kapak Karşılaştırması
Hayır, okumamıştım. Her ne kadar pek çok konuda açık olsam da, topluma uyumunu kaybetmemiş bir Türk genci olarak kimse benden gidip kendi kendime pespembe kapaklı ve adı büyük harflerle “AŞK” olarak yazılmış bir romanı okumamı beklememeliydi. Böyle söylendiğinde çok sığ gelebilir ama lütfen objektif olalım. Zaten şimdi kitabın yan tarafta eskisiyle karşılaştırmasını görebileceğiniz gri baskısını yapmışlar ve Elif Şafak da “erkekler vapurda okuyabilsin diye böyle bir şey yaptık” diye dürüstçe durumu açıklamış. Yani bu konuda bana daha fazla konuşmak düşmez aslında.
Bana bu itirafları yaptıransa içerik. İlk ve boş sayfada bana özel yazılmış bir not bulmamın, bu ilk baskısını elimde tuttuğum kitabı okuma şevkimi çok arttırdığı bir gerçek. Bunun yanında, bir sonraki sayfada beni çok şaşırtan bir sürpriz daha vardı. Bu kitap bir çeviriydi ve çevirmen (K. Yiğit Us), Elif Şafak ile beraber yapmıştı çeviriyi. Gel de şimdi çık işin içinden! Hele ki, benim gibi bu yazar hakkında sıfır bilgiyle bu kitaba dalan biri için düpedüz şok. Yahu, bu Elif Şafak Türk değil miydi? Sonradan öğrendim ki, 1971 Strasbourg doğumlu yazarımız, pek çok Türkçe ve değişik yerlerde yayınlanmış çalışması bulunmasına rağmen, Avrupa ve ABD’de çeşitli dergilere düzenli olarak yazıyormuş. Michigan ve Arizona Üniversitelerinde de öğretim üyesi olarak görev yapmış. Kısacası, İngilizce’de daha rahat hissetmesini normal karşılıyorum. Benim okuduğum iki kitabı da İngilizce’den çeviri, mesela.
Kitabı, onu “aşkla konuşan, sabırla pişiren aşk meclisine” ithaf eden sayfadan sonra, kitabı okumadan önce bana pek bir klişe gelen, okuduktan sonraysa basıp duvarıma asmak istediğim kısım bulunuyor:
AŞK’ın hiçbir sıfata ve tamlamaya ihtiyacı yoktur.
Başlı başına bir dünyadır aşk.
Ya tam ortasındasındır, merkezinde,
Ya da dışındasındır, hasretinde…
Daha henüz başlamamış olduğum kitabın nice derin anlamlar yüklediği söze, o zaman ne yazık ki ancak boş boş bakabilmiştim sadece. “Bab-ı Esrar”dan bir fikrim vardı ama bir polisiye romanından bu konuda öğrenebilecekleriniz sınırlı, tabii ki.
Kitaba başladıktan sonra, garip bir değişim geçirdim. İlk başlarda, Ella adlı kahramanın hayat hikayesi ile daha çok ilgilenirken, birbirine paralel ve biri Mesnevi’deki Şems’inki olmak üzere iki hikayeden oluşan kitabın Mesnevi’den bol alıntı yapılarak oluşturulmuş kısmı daha ağır bastı. Durum şu; tamamen mantığıyla kurduğu bir düzene sahip kahramanımız, ideal bir ev kadını olmanın yanında, sırf kendini işe yarar hissetmek için kitap editörlüğüne başlar. Kendisine gönderilen ilk çalışma da, A. Z. Zahara adlı bir maceracı yazarın “Aşk Şeriatı” adlı ilk eseridir. Kitap, bir A. Z. Zahara adından yazılmış o Mesnevi’nin yoğun olarak alıntılandığını söylediğim kısım ve Ella’nın bundan etkilenerek hayatında aldığı kararlar ile ilerliyor. Şems’in idealizmi, aşkın insandan öte olduğunun muhteşem anlatımı, yaşananların da sürükleyiciliğini yanına alınca, bir de içine Mesnevi gibi muhteşem bir eserin öğretilerini katınca… Söyleyecek kelime bulamıyorum; ben sadece “muhteşem” desem de siz devamını anlasanız? İçerik, kesinlikle muhteşem. Anladınız mı?
Teknik olarak da bir şeyler yazmak istedim. Kitabın, hayatımda okuduğum en akıcı roman olduğunu söyleyemem ama gayet yeterli ve kesinlikle derli toplu bir gidişatı var. Bağlantılar çok açık olduğundan, kitap okumaktan çok bir bulmaca çözer gibi hissetmiyorsunuz. Bu kategorideki bir roman için iyi bir özellik. Hele ki, anlattığı konu zaten yeterince derin olunca… Kitap, “Toprak”, “Su”, “Rüzgar” ve “Ateş” olarak dört bölüme ayrılmış. Aranızdan birinin Avatar esprisi yaptığını duyar gibi oldum, sakın! Kendi kendime yaptığım saçma esprileri de size üstlendiriyorum, iyice yüzsüz oldum ben. Neyse; bu dört bölümün içinde, genellikle hikayelerden oluşan bir dolu alt bölüm var ve hikaye ne zaman Ella’ya geçse, tepede kocaman adının yazması sayesinde daha kaybolmadan yolunuzu buluyorsunuz. Benim gibi dağınık kafalı birini bile gayet rahat ettirdi kitabın düzeni.
Elif Şafak’ın kullandığı dilin ne kadar sade ve yine de edebi özelliğinden hiçbir şey kaybetmemiş olduğuna inanamıyorum. Kıskanıyorum desem, yeridir. Tabii bu işin içinde elbette çevirmen Yiğit Us’un da önemli bir katkısı vardır ama siz isterseniz dünyanın en iyi çevirmeni olun, sekiz satırlık bir cümle orada varsa, çevirinizde de en azından beş satır kaplayacak demektir. Bu kitapta böyle bir şeye rastlamadım.
Kitabı zevkle okuyup, sonuna geldiğimdeyse, bir şey dikkatimi çekti. Ahmet Ümit’in polisiyesinde yararlanılmış kaynaklar dört sayfa tutarken, nasıl olmuştu da burada iki sayfada sıralananlar yetmişti? Elif Şafak, kendi birikimini orada en tepeye, koca harflerle yazmalıydı belki de. Sadece yazar olarak gözükmesi haksızlık gibi. Hani, az kaynak iyidir demiyorum; asla! Kitabı okuduktan sonra yaptığım bir yorum bu, unutmayın.
Lütfen bu kitabı en kısa sürede edinin ve okuyun. Daha sonra da aşağıda yorum kısmında her türlü fikrinizi paylaşmaya ne dersiniz?


21
AM
Bu kitabı Türk Edebiyat rekoru kırdı diye aldım. Empati’yi bitirir bitirmez bu kitaba geçtim. O kadar ağır ilerliyorum ki günde 20 sayfa falan. Ne yalan söyliyim edebi değeri paha biçilemez olsa da uykumu getiriyor. Okumaktan vazgeçtim 100. sayfasında bıraktım. (Bu yaptığımın çok yanlış olduğunu bile bile) Neyse benden bu kadar. Biraz daha konuşursam insanları kitaptan soğutacağım.
21
PM
Başta biraz sıkıcı olduğuna kesinlikle katılıyorum ama ben çok etkilendiğim için açıkçası ne desem taraflı olacak =) Kitapları eğlenmek için okuyoruz, eğer sıkılıyorsak okumamak en iyisi tabii… Ben kırk beşinci sayfada takılmıştım okurken. Neden bilmiyorum, öyle aklımda yer etmiş. Sonra böyle yapacak hiçbişeyim olmadığı bir zamanda bir oturdum başına… Bir solukta bitti. Garip ama böyle oldu işte.
26
PM
o kadar guzel anlatmissin ki yazinda bu kitabi ve bu kitabin sende uyardigi hisleri.. bir an sanki ya acaba bu blogu ben mi yazdim diye dusunmeden edemedim.. garip ve mistik bir sekilde bu kitap da benim icime dokundu, ve hislerime tercuman oldugun icin tesekkur ederim!
26
PM
asıl ben teşekkür ederim; böyle şeyler paylaştıkça mutlu ediyor insanı =)
26
PM
paylasmadan duramayacagim, tesaduf cok enteresan geldi: bir arkadasim kuzenime ask’tan sonra mutlaka bab-i esrari oku yazmis az once(facebook minifeed
). sanirim onu da okumam sart oldu. neyse blogunu isgal ettim, kusura bakma!
26
PM
ne demek yahu… blogumun adı üstünde zaten… kimsenin işgal ettiği falan yok
18
AM
kitabı elime alır almaz, yıllardır adını duymamıza rağmen ilk defa şems ve mevlanayı ayrıntısıyla düşündüm ve benı neden bu kadar etkılediğini anlayamadım ..kıtabın süreklı ortam değişmesıne rağmen okuyucuyu sıkmadan ilerleyebilmesi harika..şimdiden en az on arkadasıma tavsıye ettım bıle.
29
PM
Galiba herkesi ilk etkileyen bunlar oluyor… Temel sebep, içinde yaşamamıza rağmen keşfetmediğimiz bir kültür olması bence.
7
PM
bnkitap okumayı çok seven bi insanım ve de bn elif şafagı tvde gördüm.romanınıda tabi ve merak ettim aldım okudum begendim güzel ve biraz da olsa ögüt verici bir kitap.
8
AM
neyi öğüt olarak aldığınızı merak ettim =) hani şems’in sözleri olsa zaten onlar mesnevi’den alıntı^^
19
PM
Ben Bab-ı Esrarı daha önce okumuştum ve onda merak uyandıracak şeyler vardı.Ahmet Ümit gerçekten güzel yazmıştı.Kitabı bitirdiğimde de ben de google dan gitmediğim Konya ve Şemsi aramıştım.Şu an Aşkın 109. sayfasındayım ve o kadar dağınık bir anlatımı var ki tat alamıyorum.Merak da etmiyorum.Belki bu şekilde yaklaşmamın nedeni bu kitabın çok fazla reklamının yapılması ve yazarının sürekli ekranlarda boy göstermesindendir..Ayrıca Şemsin kurallarının bazıları da bazı yerlere hiç oturmamış.Çok mu acımasızım?
19
PM
Merhaba Belinay. Tabii ki kimse beğenmek zorunda değil. Aşk’ı beğenip Bab-ı Esrar’dan nefret eden bir sürü arkadaşım var. Biraz tarzla ilgili. Hani insan kendiliğinden kapılmıyor da biraz çabalamak gerekiyor sanki. Herkes bunu söylüyor zaten. Belki de çeviri olmasındandır? Sanmıyorum ama bu da bir olasılık.
28
PM
Merhaba bende elif şafak’ın romanlarını seviyorum fakat aşk biraz sıkıcı ilerliyor olması benim için kötü değil sürükleyici olmasını isterdim tabide bunuda okurken ella’nın hayatınıda merak ederek okuduğumu belirtmek isterim.şuanda 131. sayfadayım ve bitirmeyi düşünüyorum çünkü ella ve zahara sonunda görüşebilecekmi die meraklanmıyor da değilim hani! umarım sonu hüsranla sonuç almaz.teşekkürler
28
PM
ben 10. sınıfa gidiyorum. bu kitabı hocam sınavda sorucağı için alıp okumaya başladım. çok hoşuma gitti. tam benlik bir kitap. istedğim gibi sürükleyici okudukça okuyasım geliyo. süperr…
5
PM
Merhaba Çağla. Kitabı okumaya devam edersen, ilginin kayacağından şüphem yok aslında =)
17
AM
1- Elif Şafak’ın eşi Zaman gazetesinde yazardır. Bu kitap başta Zaman olmak üzere F.Gülen’e yakın pek çok çevrede pohpohlandı.
2- Elif Şafak Amerikada bir üniversitede öğretim üyesidir. Bu üniversite Fettullah Gülen ile olan yakın ilişkileri ile bilinir. 3. Dünya ülkelerine CIA istekleri doğrultusunda akademisyen basar.
3- Elif Şafak’ın tam kadroya geçebilmesi için belli sayıda ingilizce eser yayınlamış olması lazımdır.
4- Kitap mevlana-şems dönemine ait pek çok maddi hata içerir. (bkz ekşi sözlük vb.)
Kitabın ingilizce yazılması ve bu kadar reklamının yapılması raslantı yani.
17
AM
Ben işin komploları-bilmemneleri kısmıyla ilgilenmiyorum. Zaman gazetesi, feto ve tayfası umrumda değil yani =) Sadece kitabın içeriğiyle ilgileniyorum ama eğer işin bu yüzünü de merak eden varsa daha fazla bilgiye ulaşması için bir bağlantı verebilirsiniz. Burada bu konuda bir tartışma istemiyorum ama tartışmak isteyenler varsa önünü kesmek de istemem kısacası. Anlayışınız için teşekkürler.
18
PM
bu kitaptan bn çok etkilendm özelliklede kitapın her bölümünün başlangıcı b harfi ile başiliyor dikkat ettysenz buda mevlananın bi sırrıymış ve bilende yokmş çokk etkilednm kitaptn çokda güzell okumnzı tavsiye edrm..
12
AM
kitabı okumadan yorum yapmak biraz saçma olacak ama beni mazur görün.
neden okumadığımın net bir yanıtı yok ama içimden bir ses “Mevlana’yı Elif Şafak’tan öğrenmek, Tuncel Kurtiz’i Ezel’den öğrenmek gibi”..
çünkü bu iki değerli insanı -yanlış anlaşılmasın, Tuncel Kurtiz ile Mevlana’yı aynı kefeye koymuyorum ama teşbihte hata olmaz derler- popüler kültüre ait materyaller aracılığı ile tanıyan insanlarda gözlemlediğim bariz bir özellik var: (affedersiniz ama) …’da boncuk bulmuş gibi sevinçten dehşete düşüp 1 numaralı hayranları gibi davranmaya ve konuşmaya başlıyorlar. yıllardır böyleler sanki ama. Sürü filminde Tuncel Kurtiz’le aynı setteymişler veya Mevlana’nın dergahında çile doldurmuşlar gibi. oysa Mevlana da, Tuncel Kurtiz de hep ordaydı. sen aramadın, bakmadın bile. popüler kültüre meta olmadan önce aklın başında değil miydi?
bakın Adem Fawer’in Empati’sini Migros’ta satılıyor olması nedeniyle eleştirmişsiniz.
“Best-seller” olmak suçundan yargılamışsınız. Tansaş’ta satılan bu kitabı ben de elime alıp şöyle bir baktım. Pembe kapağıyla bana da biraz itici gelse de, “kitap okuyacak adam, pembe de olsa alır okur” demiştim. “hele biraz milletin elinden düşsün de” ama sırf erkek okuyucular da alsınlar diye gri serinin çıkarılmasından hiç hoşnut olmadım. Tasavvuf gibi ulvi konuları para kazanılacak bir araç olarak kullanan sıradan bir yazardan farkı yok Elif Şafak’ın benim gözümde.
her neyse uzun yazdığım için beni affedin. sabahın 6’sında böyle ilginç bir bloqla ve onun ilginç yazarıyla tanışmaktan memnunum. ee bir üniversite öğrencisi de ancak bu saatlerde okuma fırsatı bulur bloqları..
sağlıcakla kalın…
14
PM
selam ben kitaba 2 saat falan önce başladım 71 deyim allaya konuyu çok saptırıyor ya okucaksa okusun şu metni yaptıgı çikolatalı kekten bizene yaaaaa
15
AM
kitabı bitirdiğinde kitap hakkındaki yorumunu tekrar yazarsan çok iyi olur ZEYNEP.
her gördüğümde elime alıp bakıyorum, sonra almaktan vazgeçiyorum.
15
AM
Şöyle bir şey var, popüler olanın ilgi çekmesi normaldir. Zaten “popüler” dediğimiz de tam olarak “çok ilgi çeken” demektir. Ona karşı elitist bir yaklaşım içinde olmak, genellikle sancılar ve komplekslerle dolu bir hayatı garantiler. Kitap popüler olmadan önce aklımız başındaydı ama böyle bir şey olduğu bize gökten zembille inecek de değildi. Ben asla “best-seller” olayına karşı değilim. İçten içe böyle çelişkiler yaşıyorum, nitekim siz de alıntılamışsınız. Gel gör ki, her seferinde bu çelişkileri yenip, herkesle beraber eğlenmeyi ve popüler olanın tadını çıkarmayı başarmışımdır. Hiç de zararını görmedim. Bu kitabı okuduktan sonra da, “madem bu kadra güzelbir öğreti vardı, biz buna neden sadece dini anlatımlı karmaşık kaynaklardan ulaşabiliyorduk” dedim. Budur =) (ayrıca, pembe kapak iğrenç bişey yahu!) =))
16
AM
kısacası dinsel anlatıma önyargılı bir bakışla yaklaşıldığı için uzak kalındığını söylüyorsunuz. haklısınız da.. oysa tarihte klasik (yazarlar “Ortodoks islam” terimini kullanmayı seviyor) din anlayışına o kadar aykırı bakan düşünürler var ki. Hacı Bektaş Veli’yi ve Şeyh Bedrettin’i araştırmanızı tavsiye ederim öyleyse.. en azından onlar popüler kültüre alet olmadan önce..
16
PM
hayır, dinsel anlatıma hiç bakamayacak kadar bilgisiz olduğumu söylüyorum. tıpkı bi uzay mekiği şemasına (öyle bişiy varsa tabi =)) ) bakar gibi, hiç anlam çıkaramıyorum. birisi bizim için basitleştirmiş, sadeleştirmiş… “popüler kültür” neresini “alet edecek” bi anlasam… alet edip de ne yapacak popüler kültür? birisinin bu birikmiş kültürden tek başına prim yapmasını mı kıskanıyorsunuz? e o zaman ben de size sizin sorunuzu sorarım: bu zamana kadar aklınız nerdeydi? siz neden aynısını yapmadınız? hakkında bilgili olduğunuz meseleyi herkesle tanıştırmanın, onu popüler yapmanın neresi kötü? şeyh bedrettin’i de bana basitçe açıklayacak bir kaynak varsa, seve seve okurum (tabi ilgimi çekerse). “aaaa şu, bu, öteki ve beriki kitapları kesin okumalısınız” diyen, herkesin aynı şeyleri seveceğini sanan ilkokul türkçe hocası mantığında değiliz herhalde? ki zaten herkesin sevdiği de popüler oluyor. “aaa bu değerler unutuldu, yitip gidiyor” diye feryat edenler, onları güzel paketleyip sunmayı denemeli önce. yani bence…
17
AM
1.”basitleştirmiş, sadeleştirmiş”
2.”birisinin bu birikmiş kültürden tek başına prim yapmasını mı kıskanıyorsunuz?”
3.”güzel paketleyip sunma”
bakın ben inançsız olmama rağmen tasavvuf gibi konulara ilgisi ve saygısı olan bir insanım.. garip gelebilir bir çok insana ama öyle işte..
ve tasavvuf (benim okuduğum ve anladığım kadarıyla) basitleştirilecek veya sadeleştirilecek birşey değildir. aksine ne kadar çok okunursa ve tartışılırsa o kadar değer kazanan ve derinleşen birşeydir.
ikinci tespite gelince, birilerin bu kültürden prim yapmasını ve rant elde etmesini kıskanmıyorum, “eleştiriyorum”.
ve benim bahsettiğim sizin de ısrarla anlamak istemediğiniz nokta da üçüncü mantık. paketleme ve sunma zihniyeti. yani bir düşünceyi bir meta olarak görmek ve onu satabilmek için onu olduğundan daha güzel gösterme çabası içine girilmesi ve “güzel paketlemek gerektiği” zihniyeti.
“ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol” diyen Mevlana’nın kemikleri kadar benim içim sızladı ne diyeyim?
popülerlik konusuna gelince. tarikatlar arasında belki de en yoğun ilgiye sahip olan (yani popüler olan) Bektaşilik’tir. ancak bu tarikatın muhalif ve keskin yanları olduğu için görmezden gelinir siyasi iktidarlar tarafından. onun yerine Mevlevilik gibi daha pasif bir tarikatı popüler yapma endişesi içine girilir. bilmem anlatabildim mi kimin, neye, nasıl alet olduğunu?
“Hakikat aramakla bulunmaz ancak bulanlar hep arayanlardır” demiş Bayezid-i Bistami. aramadığı halde bulduğunu sanan yeni bir nesil var şimdi ortada.
17
PM
basitleştirilmiş ve sadeleştirilmiş olarak sunulan bilgiler, tartışmaya açılır ve daha derinlere inilerek keşfedilir. eğer siz elitizminizi koruyup da bunları en yüksek kademeden sunarsanız, kimse ilgilenmez. her bilgi sadeleştirilebilir. kuantum fiziği (mekaniği) hakkında herkes bilgi sahibi günümüzde, mesela. bazıları o basit düzeyde kalmıştır, bazılarıysa fizik bölümüne geçmeyi kafaya koymuştur. kimsenin bir yol gösterilmeden, kendi kendine mesnevi’yi okuyacağını, hadi okudu diyelim, anlayacağını sanmıyorum.
birilerini kıskanıp kıskanmadığınızı da ancak siz bilebilirsiniz ama birisinin bu kültürden prim yapması ayıp bir şey değil. mevlana yerine aynı süreyi ırgatların hayatını araştırmaya adayınca da mesela “bereketli topraklar üzerinde” gibi bir eser çıkıyor. birisi araştırmış, paketlemiş sunmuş. bence mevlana olsa gurur duyardı ki duyulmasını istemese mesnevi gibi bir eseri kaleme alması söz konusu olmazdı. benim blogumun başlığında da aynı sitemi görebilirsiniz mesela: “kimse beni okumuyor”.
bu paketleme meselesinde dediğinizi gayet iyi anlıyorum ama siz beni anlamıyorsunuz gibi geliyor. bir kere bu paketleme işi, “olduğundan güzel hale getirmek” değil, “başka bir forma sokarak, ilgi çekmesini sağlamak” demektir. biraz mecaz anlamı ağır basmış işte. herneyse, zaten burada paketlenen de insan değil, bir düşünce biçimidir. bir öyküdür, en basitinden. her tarikatta ve hatta dünya üzerindeki her kurumda ve toplulukta olduğu gibi, mevleviler de sunuma önem vermiştir. o beyaz kıyafetleri, değişik ritüelleri… “çok sade olmak istiyorlardı” evet. ama daha az dikkat çekerek sade olabilirlerdi. daha da ileri gidebilirim hatta: mevlana tarikatı kendi zamanının bir popüler kültür öğesiydi.
bu arada, siyasi iktidarların ilgisinden bana ne? ortada bir eser var ve ben ona yorum yapıyorum. hiçbir dine inanmayan ve apolitik bir insanım. eğer bektaşileri inceleyen güzel bir eser çıkarsa, ben de seve seve incelerim.
ps. [insan 20'li yaşlarda (hatta başında) gördüğü değerleri doğru sanar. bundan sonra gelen her değişim "yozlaşma" olarak görülür. bu adem ile havvadan veya ilk bıyıklı maymunlardan (artık her neyse) beri böyledir. "nesil eleştirileri" tamamen değişime dirençten kaynaklanır.] demişti bir hocam…
18
PM
http://yenisafak.com.tr/yazarlar/Default.aspx?t=30.08.2009&y=DucaneCundioglu
veya
http://www.tumgazeteler.com/?a=4829270
bir göz atın derim.. belki ne demek istediğimi daha iyi anlarsınız..
19
AM
aslında bu benim dediklerimi destekliyor. herkese kapalı bilgiler tartışma sayesinde bilinir hale geliyor. elif şafak’ın doğru veya yanlış yazması değil mesele. mesele, bu konuyla ilgilenebilecek ama haberi olmayan insanların ilgisini çekmesi. bence bu büyük bir hizmet. herhangi bir konuda verilen bilgilerin yanlış olmasının “kabul edilemez” olması için, o yanlışların başka insanların hayatını etkileyebilecek olması gerekir. mevlana hakkında birileri yanlış bilgiler edinirse kıyamet kopmayacak ya da halihazırda yazılmış olan mükemmel kaynaklar çöpe atılmayacak. bilakis, o konuyu daha derin araştırmak isteyenlerin gözdesi olacak. sığ bilgilerle yetinenler mi? mevlana hakkında bilgileri sıfırdan, arkadaşlarıyla konuşurken bir-iki alıntı yapabilecek seviyeye yükselmiş oldu, fena mı? zaten daha derin araştırmazlarsa, bir-iki seneye unuturlar.
9
PM
merhaba, ben aşk kitabına bugün başladım 190. sayfadayım. Daha önce Kimya Hatun kitabını okumuş çok etkilenmiştim.kafamda bir sürü soru işareti oluşmuştu. Şems ile ilgili. Uzun zaman aşk kitabını okumayı reddettim. Çünkü Şems’in yaptıklarını hazmedememiştim. Çevrem beni bu kitabı okumaya ikna etti, nihayet elime alabildim. Ön yargılarımı yıkmam gerekiyordu. Şimdiye kadar okuduğum bölümleri güzel ön yargılarım kırılmaya başladı, umarım bitirdiğimde bu yargılardan kurtulmuş olurum. Kitap güzel ama çok sürükleyici değil, daha çok düşündürücü. Sindirerek okumak gerekiyor bence…