Okur Okur Ama Asla Yazar Değil

Tarih: 26 Eylül 2009

Ağzımızdan “hığee huğee agu” dışında ses çıkmadığı zamanlar, başımıza geleceklerden habersiz, büyümeye bakarız. Hayatın bir evresi gelir ki, okumak denilen eylemle tanışırız. Birinci anlamı da, ikinci anlamı da yeterince sıkıcıdır ve haliyle okumaktan nefret ederiz. Zorla okutuluruz. Yolun kenarındaki tabelaları okuyabildiğimizde, sevinç çığlıkları atılır yakınlarımızca. Okunup üflenerek sınavlara yollanırız; bunun tepkisi olarak fışkırdığımız sokaklardan toplanır; eve kapanıp çıkarır, çarpar, böler ve dört işlemi tamamlarız. Yazılılardan yazılılara yazar; üçüncü satırda oflar ve puflarız. Periyodik yazı yazmaktan kurtulduğumuz -adı ironik- yaz aylarında bile rahat kalmayız. Birileri zorla kitap okutunca, aniden örnek bir ana, örnek bir baba, her şey olmuştur artık hayatımızda. Okuduğumuzu anlamamızdır, pek çok dersin temeli. Bizse bir yaştan sonra bildiğimizi okuruz. Herkes bize bildiğini okutmuştur ve okuduğumuzu değil, bildiğimizi okumayı öğrenmişizdir. İşin sırrı, Reşat Nuri Güntekin’den başlayıp da Halide Edip Adıvar, Rıfat Ilgaz, Yahya Kemal Beyatlı, Necati Cumalı derken kaybolmaktır. Kaybolduğunu da anlamamaktır. Hayatımız okumak eyleminin yapılıp yapılmamasıyla şekil alır. Üniversite başlar, ilk soru gelir:

-Kaçınız gazete okuyor?

Sıkıyorsa okuma! Parmak kaldırmayana tip tip bakarlar valla! Yanlış sıraya girersin:

-Okuman yazman yok mu kardeşim; aaa!

Bunlıma girersin; falcıya okutursun alın yazını. İşe başladın mı da her gün okuman gereken bir sürü eposta!

-Efendim (efenim); Türkiye’de kimse kitap okumuyor!

Türkiye’de benim blogum dışında her şey okunuyor; hiç merak etmeyin. Mesele nedir; biliyor musunuz? Demek, biliyorsunuz!

-Evet bizim kültürümüz farklı çünkü hala Avrupalı olamadık çünkü sinek konservesiyiz biz!

Size okutulanı papağan gibi tekrarlayıp, bildiğinizi okumaktan başka bir şey yapsaydınız keşke, sizi gidi siz! Bizim meselemize dışarıdan bakalım mı? İşte o zaman yaptığımız problem tesbiti değil, bariz olanı seslendirmek oluyor: İstediklerimiz dışında ne varsa okumuşuz! Okumak, balık tutmak veya karpuz kabuğundan gemiler yapmak gibidir. İsteyen okur, istemeyense okumaz. Okuyarak “süper” olunmaz. “Süper” olduğu düşünülen kitaplar okunur. “Kitap okumuyorum, eksikliğini de hissetmiyorum” da diyebilirsiniz, o gün kitap okumadığınız için sinir krizi de geçirebilirsiniz. Siz bilirsiniz.

Paylaşmak Güzeldir:
  • Facebook
  • del.icio.us
  • Google Bookmarks
  • email
  • Print

İlgili Yazılar

<a href="" title=""><abbr title=""><acronym title=""><b><blockquote cite=""><cite><code><del datetime=""><em><i><q cite=""><strike><strong>
Yeni yorumlar, gösterimden önce onaydan geçmektedir * = zorunlu alan

Yorum bırakırsanız, sevinirim: