Aya Göre:

Aralık 2008

Yaşadığım hafıza kayıplarının bütün (potansiyel) yazılarımı yarım bıraktırdığı şu günlerde, unutmadığım tek şeyden -her şeyi unuttuğum gerçeğinden- bahsetmek istiyorum; hatta zorunda bile olabilirim. Ne ekerseniz onu biçeceğinizin bilincinde planladığınız hayatınız hızla akıp giderken, bir duraksama anında; ne ektiğinizi ve nereye ektiğinizi hatırlamadığınızı farkederseniz, bana empati kurabilirsiniz. Belki de pilavlık pirinçlerime kırık muamelesi yapıp, muhallebiye kattılar? [...]

Türkçe’de veya herhangi başka bir dilde, ifade edilemeyecek duygu yoktur! Çok iddialı gibi duran, ama dil ile bilimsel olarak ilgilenmiş birinin rahatlıkla onaylayabileceğine inandığım iddiam bu benim.  Zülfü Livaneli’nin “Son Ada” romanının başında, söz konusu adanın kelimelerle anlatılamayacak kadar iyi olduğunu söyleyerek kestirip atmasına da sinirlenirim, “söyleyecek söz bulamıyorum” diyen sıradan vatandaşa da… Birini hemen [...]

Kasım 2008

Belediye seçimleri yaklaşıyor. Ülkemde bu sebeple olan bitenden acı duyduğum için, uzaklaşan seçim tarihleri istiyorum artık. Her geçen gün daha mantıklı işler yapmaları fena olmazdı. Koca koca tırlara kömürleri yükleyip, bizim istemediğimiz belediye başkanlarının reklamını, bizim paramızla yapmazlardı en basitinden. Seçim yardımı kısır döngüsünün ötesinde, başımızdakiler olan biteni bir polyanna filtresinden geçirmeden de kabullenebilip, halka [...]

12 Kasım Çarşamba günü Pilli Network’ün anasayfası olan www.pilli.com adresine girmeye çalışanlar, “Owned” mesajlı bir şifre sorgu ekranıyla karşılaştılar. Sistemdeki bir açıktan dolayı kontrol paneline erişerek yönetimi ele geçiren bazı kullanıcıların kötü niyetli eylemi olarak gerçekleşen ilk saldırıdan sonra, çok daha vahim bir gözüken bir ikinci hacklenme vakasıyla karşı karşıyayız. (aybars badur’dan gelen açıklama üzere, [...]

Eski Reklamlar - Burada toplanmış çok iyi bir eski Türkçe reklam arşivi var. Bir göz atın derim.
İstanbul - Veysel Gençten’in bu şehri çok iyi ifade eden çalışmasını izlemeden geçmeyin sakın.
Mustafa - Çok konuşulan filmin tanıtımı için web sitesine göz atmalısınız.
Kelimelerin Soyağacı - Çeşitli kaynaklardan pek çok kelimenin soyağacı araştırılıyor ve detaylı olarak açıklanıyor bu blogda.
Öğren.tv [...]

Şarkı sözü gibi yaşanmıştı hayatı. Değişik olmak için ne kadar çabalasa da, nakarat geliyor ve boşa çıkarıyordu bütün çabasını. Dünyaya gelmesi bir cinayetti sanki, değişime olan inancın cenazesiydi kalkan. Satırlara döktü derdini; mürekkep içinde kaldı her tarafı. Temizlendi hemen. Bu hastalığı onun yaydığını kimseler bilmemeliydi. Bir farklılık yarattığını anladı o anda, tırnaklarının kenarları koyuydu artık. [...]

Ekim 2008

Del.icio.us Randomizer - Delicious‘u duymuşsunuzdur. Duymadıysanız, hayır, bir yemek sitesi değil. Çok büyük bir kullanıcı kitlesinin paylaştığı linkler, etiketlenerek ayrılıyor ve popülerliğe göre listeleniyor. Arkadaşlarınızla link paylaşmak için çok güzel. Bu verdiğim linkin işleviyse, internet’in ücra köşelerinden bulunup da del.icio.us’a son 10 dakikada eklenen rastgele bir link’e sizi yönlendirmek. Her tıkladığınızda, başka bir yere yönleneceksiniz.
English [...]

O alıştığımız “bugün benim doğumgünüm ve her şey kötüye gidiyor, hayat da çok zor” yazılarından baygınlık geldiği için, yaratıcılığımın sınırlarını da zorlayarak, bu yazıyı ertesi güne erteledim. Aslına bakarsanız, dün yazmaya zamanım yoktu ve hatta uzun zamandır klavyenin üzerini toz tutmuştu, kısacası, yaratıcılığımı bahane üretmeye kullanıyorum şu anda. Bu kadar boş lafla zaman kaybettiğinizi mi [...]

Eylül 2008

Gecenin bir saati, geçmiş ve geçecek bütün saatleri, masamda duran boş yoğurt kabıyla özdeleştirmişken başladım sayıklamaya. Sayıklamalarla beraber gelen, “camdan kafayı uzatıp da derin nefesler eşliğinde boğulma hissinden kurtulma” seansı ihtiyacı, beni pencereye yöneltti. Yoğurt kabı manzarasından sonra, uzun zamandır kafamı kaldırıp da bakmamış olmamın da etkisiyle, iyice karışık ve lüzumsuz geliyor bu garip şehrin [...]

Okul başlamıyor bu sene. Her geçen günün daha da şiddetli olarak hatırlattığı, sürekli bir eksiklik hissettiren bir durum. Evden çıkarken, anahtarı almayı unutmuşsunuz gibi bir şey. “Yahu daha dün başlamıştık sanki” laflarıyla bezenmiş, bütün üniversiteden arkadaşların diyalogları. Okulda hala yapmadığım birşeyler olmalı. Seçmelisinden temeline bütün dersleri aldım, kantinde oturmadık sandalye bırakmadım, festivaline katıldım, “gencim” bahanesiyle [...]

Hayatta bazı gerçekleri daha net görebildiğim yaşlara geldiğimden (?) yeni mi farkediyorum, yoksa bana yansıyan gibi, insanlar her geçen gün daha da fırsatçı ve kötü mü oluyorlar? Ortada köprü olmadığı sürece dayıya dahi ayı diyenler, zeytin dalından bozma oklarla güvercin avına çıkanlar, iyiliği denize atmak yerine prim yapmak için bir göklere yazmadığı kalanlar ve türevleri; [...]

Son zamanlarda, teknolojinin iyice hayatımıza girmesiyle, her türlü değişime doğası gereği direnen toplum biraz zorlandı. O veya bu şekilde, artık, sıradan bir insan internetten bankacılık, bürokrasi, alışveriş ve diğer pek çok işini halledebiliyor. Değişim süreci içinde haşır neşir olmanın zorunlu kılındığı zamanlarda nefret duyulan bilgisayarlar, gitgide daha da tercih edilir hale geldiler ve artık bazı [...]

Ağustos 2008

Parayı zaman kazanmak için kullanmak adına, bütün yaşamımızı onu kazanmaya adadığımız gerçeğinin sorgulandığı bir yazı.

Temmuz 2008

Bugünlerde durgunlaştım yine. Hatta, elimdeki bulguları birleştirince, bunalımda olduğumu söyleyebilirdim ama eminim ki değilim, çünkü mutsuz değilim. Mutlu olduğum için mi rahatsızım, yoksa mutluluğumdan rahatsız olanlar yüzünden mi tedirginim; bilemiyorum. Çok garip, duygusal tecrübeler yaşatıyor bana bu sahte bunalım. Bunlardan en ilginciyse, sık sık yaşadığım yabancılaşmalar. Herhangi bir konuşmanın ortasında, araba kullanırken, merdivenleri çıkarken ve [...]

Kronik ekonomik sıkıntılar, psikotik vatandaşlar, trafikte harcanan saatler, namı sivrisinekleri sollayan keneler, küresel ısınma, ülkemizdeki yozlaşma, ergenekon bayramının kurbanları, türban tartışmaları, “Rüştü bizi harcadı”, “peki ya AKP kapatılacak mı” derken, stres topu olduk hepimiz. Bizi bizden soğuttu birileri. Ben de bu akımdan nasibimi alıp, dolar hesabımı kapattım ve paramın tamamını altın fonuna yatırdım. Yalan tabii. [...]

Haziran 2008

Annemlerin evindeki eski odamı karıştırırken bulduğum karalama defteri, ÖSS’ye hazırlanırken ne kadar zor bir dönemden geçtiğimi hatırlattı. Oynatmaya az kalmış ama ucuz kurtulmuşum sanırım. Okurken zaman zaman “eskiden ne aptalmışım” dedirten karamalarımdan bazı ilginç yerleri paylaşmak istedim:
Cafeye gitmeyeceğime yemin ettim, bugün tarihi bir gün: 22/12/03 (evde bilgisayar da yok, bunun yanında).
ÖZZ (öğrenciye zıçıp zıvama) sınavı [...]

Bir liste çalışması daha, karşınızda.
Buffalo buffalo Buffalo buffalo buffalo buffalo Buffalo buffalo - İngilizce’de anlamlı bir cümle.
List of banned films - Hangi ülkelerde, şimdiye kadar hangi filmler yasaklanmış?
Turkey From 1000 Feet - “Yaklaşık 300 Metreden Türkiye” adlı çalışma, “Turkish From 1000 Feet” mi aslen, acaba.
Kare - Salih Memecan’dan, uzun lafın kısası; hatta, karikatürü.
Unutulmaz plak kapakları [...]

Yer: Avcılar. Akşamüstü. Zaman, tam olarak, bankaların kapanmasına beş kala. Saatte yüz kırk kilometre hızla giden bir araba. İçinde ben. Benim de içimde bir sıkıntı. Ne olduğu belirsiz bir şekilde beynimi zorlayıp, saçma düşüncelere yöneltiveriyor. Bankaya yetişmekten çok, İstanbul’da yaşayanların onda biri, birbirine dava açsa, Çağlayan’da (şimdilik bir temelden ibaret olarak) “avrupa’nın en büyük adliye [...]

Benim çok hoşuma giden, eğlencelik bir test öğrendim bugün. Testin mantığıyla ilgili birşeyler yazmadan önce, yazdıklarımın etkisi altında kalmamanız için, nasıl yapıldığını söylemeliyim. Eğer testi uygulamadan yazının devamını okursanız, başarılı sonuçlar alamayabilirsiniz. Öncelikle, bir A4 kağıdın üzerine, buraya tıklayarak ulaşabileceğiniz, bir’den altı’ya kadar numaralandırılmış şekilleri çizin veya resmin çıktısını alın. Daha sonraysa, sırasıyla her [...]

Mayıs 2008

“Olasılıksız’ın Yazarı Adam Fawer’dan” ibaresi, kitabın adından daha büyük yazılmış olduğundan, çekinerek aldığım bu kitap hakkında biraz yazmak istedim (evet, uzatmadan da başlayacağım hatta). Kitabın dış görünüşü, yazarı (en azından, bence) gereğinden (!) fazla meşhur eden ilk romanı, “Olasılıksız”ın, renklendirilmiş bir kopyası gibi. Beyaz, sade bir kabuğun üzerinde, rastgele saçılmış (daha sonradan, empatiyi temsil edeceklerini [...]

Hayat bir gürültü. İstanbul çok kalabalık. Her yerde müzik çalıyor. İnsanlar yalnız. Uzun cümleler kurmamak lazım. Kısa kesip, tantanaya yer bırakmamalı. Doğru konuşarak yalan söyleyenler yüzünden canı sıkkın, on milyon kadar insan. Biri seni haykırıyor; adın her neyse. Evet; sen de yalan söyledin ve suçlusun. Yani, kötüsün. Elmayla armudu karıştırmamak gerek aslında: Aynı zamanda iyisin [...]

Nisan 2008

Kişisel blogumda politik konulara girmekten nefret etsem de, zaman zaman çok dolup, beni kafamı karıştıracak kadar bilgili birine danışmak yerine, kimseyi rahatsız etmeden bu köşede haykırmayı daha mantıklı buluyorum. Körü körüne destekten, boşvermişliğe giden yolun herhangi bir noktasından bağlandığım bir siyasi görüş, din ve hatta yaşam felsefesi bile yokken (bazıları bu cümleden sonra, “öl o [...]

Nedensizce sakladı kendini. Korunmak istiyordu dışarıdaki hayattan. Hayatın ona ne getireceğini bilmiyordu ve bilmediği her şeyden olduğu gibi, ondan da nefret ediyordu. Ölüm bir çare değildi. Bu paranoyayı yenmenin yolunu bulmak adına yaşamını harcayabilirdi ama canına kıymak çözüm olamazdı. Yeni aldığı havuç soyma aletine hayrandı. Geri kalan bütün yaşamını havuç soyarak geçirmek istedi. Havuç soyarken [...]

Mart 2008

0 (1986) Galiba kelim parladı! Çernobil’e doğuverdik sanırım.
1 (1987) Yürü yürü nereye kadar? Yürütecime uzanan eller kırılsın!
2 (1988) Bana uzun cümleler kurdurtmayın! İleride önce hanginize hitab ettiğim konusunda bile uzlaşamayacaksınız zaten.
3 (1989) Yuvada acayip çevre [...]

Herkesin onu kullanmaya çalıştığı paranoyasına kapılmıştı. Durup değerlendirme yapmaya bile fırsat bulamadan kullanılıyordu. Çok korkaktı. Sesini çıkarmaya korkuyor, yanlış anlaşılacağı endişesi onu esir almış, bırakmıyordu. Kendi başına çözemeyeceğini çoktan kabullendiği bu sorunu aşmak için, yardım isteyebileceği kimsenin olmadığına da emindi. Bu çıkmazdan kurtulmanın en kısa yolunun ölüm olabileceğini düşünerek, kendini bir uçurumdan atıverdi. Yarıyolda vazgeçti. [...]

Sadece bende mi oluyor, yoksa benim gibi düşünenlar var mı bilmiyorum ama harflerin birer kişiliği ve cinsiyeti olduğuna inanıyorum. Tanıştığımız insanların isimleriyle kişiliklerini ilişkilendirdiğimiz sık görülür ama tekil harf ile bu ilişkiyi kuranı, kendimden başka, bilmiyorum. Yazının devamında yaptığım saçma liste de, bu garip takıntımın bir tür dışavurumu sayılır.
A - Kalın ünlü olmasından mıdır, yoksa [...]

Günler sana yazacaklarımı planlayarak geçtiğinden, atacağım ilk elektronik posta biraz gecikti; kusura bakma. Yetmiş beşinci sınıf Amerikan (şimdi orada olduğundan, belki de örneğim daha zekice gözükür sana) filmlerinde yapılan “iğrenç bahane” esprisiyle girdiğim için özür dilerim ama aklım sen oraya gitmeden önceki gün başıma gelip, sonra senin peşinden gidip, takip eden üç haftanın sonunda ancak [...]

Şubat 2008

Belki şehre canayakın bir kedi gelir diye umdum, şımardım ve küsüverdim anneme. Sinemaya gidecektik oysa; kedileri de almazlar ki içeri, yazı var kocaman. Biz de ormana gideriz artık, kedi avlanır, ben de akdeniz ikliminin tadını çıkarırım. O avlanır ama ben, avlanmak bir yana, yemek yapmayı bile bilmiyorum aslında; tut ki karnım acıktı, tek yiyeceğim, aynı [...]

Kimsenin okumayacağını bile bile yazılmış bir romanın kahramanıydı o. Bir kitap dolusu yazılmış zırvanın arasında kayboluyor ve her bölümün sonunda da yığılıyordu bir köşeye. Kanlar içindeyken bile kimse el uzatmadı. Herkes nefret ediyordu ondan. Kitabın yazarına küfür etti ama bir şey değişmeyecekti. Onu hayatta tutan tek şey, o kitaptaki kahraman olduğunun bilinciydi.
Ne biçim kahramanlıktı bu? [...]

“Beni kovalayan bayat yaşanmışlıklar” ya da “ne kadar yuvarlansa da kapağını bulamayacak bir tencere” değil; bu sefer farklı, anlatmak istediklerim. Anlatmaya çalışırken, en uzun yolu seçip, nadir duraklarında silkeleyeceğim okuyanları. Okumaktan sıkılmanın bir sonucu da değil, yazının kısıtlı alanında rahat edemeyip, yer değiştirme ihtiyacı uzaklaştıracaktır sizi. Baskı altında, herhangi bir şey hissetmek kötüdür. Baskı altındayken, [...]

Dedikodular ve onların baskılarının hüküm sürdüğü bu dünyada (en azından, ülkede), borsa bile dedikodular (spekülasyon demeyi tercih etseler de…) üzerinden işlerken, bir Microsoft çalışanının bir zamanlar söylediklerinin gerçekleşiyor olduğunu görmek, pek de şaşırtıcı değil. Microsoft’un Yahoo’yu satın almak için teklif verdiğini duymuşsunuzdur. Google’ın reklamlarına rakip olamayan ve bin elemanını işten çıkaracak olan Yahoo, kendini Microsoft’un [...]

Ocak 2008

“Özgür irade” dendiğinde, ne geliyor aklınıza? “Özgürlük” kelimesini bizim kadar esnetebilen var mıdır? Haklılığını sorgulamak, benim haddim değil ama, politikacılar, “başörtüsü özgürlüğü” uğruna açıklama üstüne açıklama yapıp, ana haber bültenlerini işgal etmiyorlar mı? Ben mi yanlış anlıyorum? Bu kadar özgürlük düşkünü olduklarına göre, söz konusu “ifade özgürlüğü” olunca, neden suskun kalıyorlar? Özgürlüğü bir bez parçasını [...]

(Bunları, önceki yazımın gerçek yüzü gibi görebilir veya tükenmez çelişkilerimi herhangi bir şekilde açıklamak zorunda olmadığınız için, hafif bir gülümsemeyle, okumaya devam edebilirsiniz) Hayatımı tamamen saçma işler üzerine kurmuşken, sadece hırsım yüzünden aldığım yedi dersin tek dönemlik sıkıntısının yarattığı izler, beklediğimden de kalıcı oldu. Açıklandıktan bir hafta sonra bir arkadaşı sorunca, ayıp olmasın diye notlarını [...]

Asgari çalışmayla azami notu hedefleyerek, geceleri James Bond filmleri izleyerek, gündüzleri de fotokopi peşinde koşup vicdanımızı rahatlatarak geçirdiğimiz zorlu (!) haftalar sona erdi. Bir yanıp bir sönen mütereddit bir floresanın sonunda çöp olacağını bilmeyişine benzer bir gaflet içinde olsak da, dengesiz tempomuz sonucu ortaya çıkabilecek kötü bir sonucu, bir dizi, şansımızın yaver gittiği olay yardımıyla [...]

Perşembe gecesi otobüse doluştuk ve Yunanistan’ın Selanik* şehrine doğru yola koyulduk. Tecrübeli şoförümüzün benzini kontrol etmeyi unutmuş olması sebebiyle, Çorlu’ya beş km kala bir saat beklediysek de, genel olarak sakin bir yolculuktan sonra; sınır kapısına yaklaştık. Lozan Antlaşması’nın kazandırdıklarından biri olan Karaağaç Beldesi’ne gelince, biraz hayal kırıklığına uğradım. Nedense, pek bir bakımsız kalmıştı. Uzun süren [...]

Küçük aptal bir çocukken, yazın sürekli babaannemlerin Marmara Ereğlisi’ndeki yazlıklarında kalırdım. İlk defa bisiklete bindiğim, ilk aşkımı yaşadığım, ilk defa kukalı saklambaç oynadığım, ilk cep telefonumu hediye aldığım (!) ve daha nice ilkleri yaşadığım, kendi halinde bir siteydi. Bütün bunların yanında, benim gibi hayatının önemli bir kısmı bilgisayar başında geçen birinin, illa ki bulaşacak bir [...]

Bir gün boyunca, kendini hırpalamak için yıpranmış ilişkileri telafi turlarından tutun, kışlık kıyafet alışverişi yapmaya ve sonunda ders çalışmaya kadar sayısız yorucu işe bulaşmışken; gece yarısı, bir ekonomik safsata paragrafının ortasında, tamamen psikolojik sebeplerle karnı acıktı. Kahramanımız, bütün öğünleri saatinde ve fazladan yarım porsiyonlarıyla beraber tüketmiş olduğunun bilinciyle kendini tutmak yerine, o anda canının istediğini [...]

Bugün kar yağdığında, sanki hâlâ lisedeymişim ve sokağımızdaki beyaz objeler, içine çöp doldurulmuş alışveriş poşetlerinden ibaret olmadığı anda okul tatil olacakmış gibi bir duyguya kapıldım. Pek de gereksiz bir kardı. Neden yağdı bilmiyorum. Muhtemelen kendisi de bilmiyordur. Kar taneleri düşünemez. Güzel ve düşünemeyen her şeyi seven biz erkekler, pencereden, yağan karı seyretmeyi severiz. Dikkatinizi çekerim, [...]

Nokta, doğru ve küme gibi sanal terimlerin tanımlarının yapılamamış olmasına kafayı takmış durumdayım. Düzenli olarak internetteki ansiklopedilerden tanımları inceliyorum. Tanımı olmayan bir şey üzerinde insanlar nasıl ortak bir görüşe sahip olabilirler? Çözemediğim her şeyden nefret ediyorum.
Hayatım boyunca, dinlerin insanları kısıtladığına inanmışken, insanların dinleri kısıtladığı yönünde şüphelenmeye başladım. Sorunlara çözüm aramak yerine, işimizi gören çözümlerde [...]

Eskiden yeni yıla, ne güzel, sessiz sakin girerdik ailece. Kendimizi, bütün sene biriktirdiklerimizi bir gecede oraya buraya saçmak ve bir bütünün parçası olarak görmek zorunda hissetmezdik. Uzun zamandır görüşmediğimiz dostlarımızı aniden hatırlayıp, onları “yılbaşında ne yapıyorsun” başlıklı konuşmalara muhatap etmezdik. Rehberdeki herkese kısa mesaj yollamak diye bir kavram yoktu ve hatta kısa mesaj nedir bilenler [...]

Aralık 2007

Nefes alıp vermez, düşünmez, karar vermez, üremez, sindirim yapmaz, yemek de yapamaz, yiyemez de… En önemlisiyse; yürüyemez ki bu zımbırtı! Her zaman koyduğum yerde değil; hayır. Bir anahtarlığa bile sahip çıkamıyorum. Küçük, içi metal, dışı sahte deri, aptal, uyuz… Şu halime bakın; yine kişileştirme yapmaya başladım. Kendi suçumu cansız bir nesneye atacak kadar acınacak haldeyim. [...]

En çok satılanlar listesinden kitap seçmeye başlamadım, hayır. Adam Fawer’ın, beyaz cilt üzerindeki hoş tasarlanmış siyah grafiğin ortasına beyaz harflerle, kabartılarak adı yazılmış ve bu yüzden rafta gayet çekici duran romanı Olasılıksız’a, sadece bu görsellik sayesinde yöneldim. Elimde tuttuğum kitabın, on yedinci baskı olduğunu ve ilk baskının 2006′nın Nisan ayında yapıldığını da fark edince, ilgim [...]

Ben bugün herkesin alıştığı ama benim nasılsa yabancı kalmış olduğum bir manzarayla tanıştım. Şimdiye kadar bugün gördüklerime sayısız defa bakmışımdır ama sadece bakmakla da kalmışım belli ki. Duyan da, on birinci boyutu falan keşfettiğimi sanacak. Çok alakasız bir şey geliyor, sıkı durun: Bugün, gençlerin sadece birbirlerini kesmek (!) için gittikleri mekânların varlığını keşfettim! İsim verdiğim [...]

Bu rezil başlığın sebebini bilmiyorsanız, baştan söylemeliyim: Ülker, Godiva’yı satın aldı. Evet; logosu, halktan yüksek vergi toplayan eşine karşı gelmek için sokaklarda çırılçıplak ata binen ve yüksek vergilerden telef olmuş halkı bir gün boyunca eve kilitleyen Lady Godiva’nın iş üstündeki resmi olan Godiva. Evet; çikolatası, dünyada eşi benzerine az rastlanacak kadar muhteşem olan Godiva. Umarım, [...]

İçime bir dert doğdu ki sormayın, bütün insanlık abesle iştigaldeyken sen ters yönden el sallayabiliyorsun sadece. Hırslı insanlardan, onların tatminsizliğe taparken unuttukları değerlerden ve bu saçma anlayışın, benim gibilerin de hayatını olumsuz etkilemesinden ne kadar nefret ettiğimi tekrar etmek istiyorum. İşleyen bir avuç beyin hücrenle, sen kim oluyorsun da, kendi kendine sakin yaşamaktan mutlu olan [...]

-nasıldı bugün?
-ne olacak, bütün gün sınava çalıştım
-peki ya bir işe yaradı mı?
-bu, işe yaramaktan ne anladığına bağlı
-dersi verebileceksen, işe yaramış demektir
-üzgünüm… bu, benim için bir ölçüt değil
-peki ya nedir senin ölçütün?
-çalıştıklarımın bana kattıkları gibi sıradan bir yanıt vermeyeceğim asla…
-eh, ben de bunu beklemiyordum açıkçası
-ne bekliyordun?
-beni bırakalım, sen de ölçütünü açıkla bakalım
-tamam… işe yarayan bir çalışma, [...]

Yeni bloguma ilk yazıyı yazacak olmanın heyecanıyla biraz saçmalarsam mazur görün. Tabii saatin de bunda etkisi olabilir. Gerçi güneş doğmadan birkaç saat öncesini benimsediğimi bile söyleyebilirim, ne de olsa son zamanlarda Yırtık Not Defteri’ne ve Kimse Beni Okumuyor’a yazdığım yazıların çoğunu bu zamanlarda tasarlıyorum. Sanki herkes uyurken yazdığım yazılarda değişik bir bakış açısına kavuşacakmışım gibi [...]

Redif üstüne redif, yersizce savrulan kelamların bini bir para; söktüğü ilk hârf sanki elif ve işte bir redif daha! “Yaratıcılık” azalmasın diye, cinaslı kafiyelerin sıklığının yarattığı kafa karışıklığına aldırmadan yazılan beyitlere baktıkça, karnım ağrıyor. Yazmayın demiyorum ama yazdıklarınıza şiir de demeyin ulan! Durduk yere fışkırmıyorum, merak etmeyin; şiirin, güfte niteliğini kaybettiği günden beri ahenginin mükemmelliğinin [...]

Uykum açılsın diye kahve içip durmamın, evdeki su stoğumu tehdit etmeye başladığını farketmem moralimi bozamayacak! Uyumamakta ısrar ediyorum bu aralar. “Fight Club” adlı filmi yeni keşfetmiş bir ergen gibi geceleri ayrı bir hayatım olduğunu iddia etmeyeceğim tabii ama, dinlediğim müzikten, olaylara bakış açıma kadar her şey değişiveriyor on ikiden sonra. Saat ikiyi gösterene kadar deli [...]

Kasım 2007

Kendime zaman yaratmak işinde harikalar yarattığım şu dönemde, keyfimi kaçıran detaylar daha da bir göze batar oldu, büyük sorunların yokluğunda. Okulda üst katlara asansör kullanmadan çıkmayı imkânsız hâle getirmek üzere merdivenlere baraj kuran geri zekâlı üniversite tayfasını öldürmek için de zaman yaratabilirim mesela. Bu kadar sinirlenecek bir şey yok demeyin; son bozuk paranızla aldığınız kahvenin, [...]

Zaman zaman insanlar sinirlenir ve o sinirle ne yaptıklarını bilemezler. Benim içinse bu durum biraz farklı gelişiyor; yaptıklarımı kontrol edebilsem de, yazdıklarım hep istisna kalıyor. Tabii bu, çizdiklerime de yansıyor. Soldaki karalamanın ve üstüne tıklandığında gelen devamının, kendimi değil de, etrafımda olan biteni (çarpıtıp kurgu katarak) ifade etmesi böyle açıklanabilir ancak. Beni tanımayan biri o [...]

İnsanların neden canı sıkılır? Günlük salgılamamız gereken asgari bir adrenalin miktarı ya da konuşmamız gereken belli bir süre mi vardır? Edinilebilecek uğraşlar neredeyse sınırsızken, ders çalışmak mümkün müdür? Ders çalışmak neden bu kadar zordur? Yarın ekonometri sınavı var ve şu an ızgarada yatan tedirgin bir sazan gibiyim. Sabahtan beri, yapmam gerekmeyen ve hatta yapmamam gereken [...]

Eylül 2007

Merhaba;
Ben sıradan bir insanım. Sıradanlığı sıradışı yapmaya çalışanlarla mücadele edecek kadar sıradanım. Mücadele etme şeklim de sıradandır benim; onların tanımladığı “sıradışı sıradanlığa” sığan laf oyunları yerine, kafalarına taş atmayı yeğlerim. Kelimelerle saldırdığım olsa da bazen, lafı ne yapar eder kaba kuvvete getiririm. Romantik de değilim ben. Sıradan insan romantik olmaz. “Ben senin benim seni sevdiğimi [...]

En iyi oynadığın oyunu, hatta kendini bile kaybetmişsin ve aramaya nereden başlayacağını bilmiyorsun. Benim için boş bir sokak düşleyin; bir futbol topu, onunla oynayan çocuklar, topun kırabileceği bir pencere, evden çocukların üstüne terlik fırlatacak sinirli bir ihtiyar, yan komşu, onun kızı, apartmanlar, çöp tenekeleri veya sokak kedileri bile olmasın, ama yine de sokak olsun orası. [...]

Salyangozları kedi mamasıyla besleyip fotoğrafladığım dakikaları bile eğlenceli sayabileceğim kadar sıkıcı geçmekte olan yazın sonlarına yaklaşırken, ilginç hobiler edinmesiyle ünlü bir arkadaşım olan Ali’nin dalış kursuna gideceğini öğrendiğimde, beni saatte on binde beş yüz on sekiz kilometre (~52m/saat)(evet, hesapladım) hızla hareket eden yaşamdan kurtaracak fırsat elime geçmişti. Bahçeye biraz tuz döküp kanıtları yok etmekle işe [...]

Ağustos 2007

Siz de kertenkelelerin derilerinin parlaklığı yüzünden, gayet kuru olan ciltlerini ıslak zannedenlerden misiniz? Islak veya değil, çok hızlı hayvanlardır bu kertenkeleler. Öyle ki, başka bir savunma mekanizmaları yoktur. Oradan, “eh, kuyrukları kopuyor, kandırıyor düşmanları” diye ukalalık yapmaya çalışacaklar olacaktır ama bana bunlarla gelmeyin lütfen; bu devirde, kopan kuyruk numarasını kim yer ki? Gerçi kopan kuyruğun [...]

Oğlunu bulana yüz bin lira vereceklerin ilanlarının yirmi beş sene sonra yeniden anlamlı kılındığı; muhteviyatında insandan çok silikon bulunup, bir de melodik ses çıkarabilenlerin şarkıcı; o sesi birkaç sene çıkarabilenlerin de sanatçı olduğu; ilişki kelimesinin ilk anlamının cinselliğe, ikinci anlamının da çıkara dayandığı; acıyıp da bozuk paralarınızı paylaşacak olduğunuz veletin, daha fazlası için boğazınıza bıçağı [...]

Bir durumun her insan tarafından farklı yorumlanabildiği, “cumaya gittim gelicem” cümlesinin müslüman bir esnafın kapısında çok masum durup, robinson’un adasında eşcinsel ilişkiyi simgeleyebildiği bir dünyada yaşadığımız hâlde, bütün hareketlerimizi kendi algımızla temellendirebilen garip yaratıklarız biz. Çok iyi geçinen insanların, bakış açısı yüzünden ters düşüp, ortak bir bırakış açıklamasıyla birbirlerine sırtlarını dönmesi, sık görülür oldu son [...]

Temmuz 2007

Harf oyunlu cin başlıktan anlarsınız herhalde; dertliyim bu aralar. Kafamın içinde sevişmesi gereken sinirler tepişir vaziyette. Çok bilimselim canım; zaten katı mantıktan başka ne kurtarır, boğmuşken beni duygu selim. Mantık da sadece yaşamamı sağlıyor aslında; ne hareketli ne de başka bir şekilde işlevselim. Küçük hesapları için, bol keseden diğerlerinin dayanma güçlerini harcayanlarla muhatap olmanın götürülerini [...]

Haziran 2007

Dışarıdaki çimenlere bakıp, her birinin üzerine düşen bir parça güneş ışığı ve birkaç damla suyla nasıl hayatta kaldığını merak edip, buna kendimce açıklamalar bulduğum o boş zamanlarımdan birindeyim. Küçük beyinlerini, o minik sinir yığınının zar zor kaldırabileceği lüzumsuz görevlerle doldurup, bir de üstüne adam akıllı bir iş yapıyormuşçasına “çok meşgulüm; hiç bir işe yetişemiyorum” diye [...]

Sınavlar biteli oldu bayağı; notlar bile açıklandı. Sınavına son anda girdiğim Game Theory dışında hepsi A’dan B eksiye kadar bi aralıkta toplanmış durumda… daha ne isteyebilirim ki? Aslında pek çok şey isteyebilirim ama sanırım şimdilik sadece bir şey daha istemekle yetineceğim: Yeni bir bilgisayar almak için yeterli parayı çabucak toplamak! Başardığımda, dünyada benden mutlu sadece [...]

Haziran’ın ilk gününden bu yana neler olup bittiğini kendim bile çözememişken anlatmaya çalışmak boşa çaba gibi gözüküyor ama bu şansımı denemeyeceğim anlamına gelmiyor tabii. Gereksiz hayat kesidi tasvirime, 28 Mayıs günü girdiğim İstatistik sınavına çalışma şeklimi tarif ederek başlayabilirim. Ali’nin arka arkaya iki gün beni ziyaret etmesi ve toplamda 2 saatten az çalışabilmemiz, sınava olan [...]

New and Improved Stereotypes adlı blogda, insanların kafalarında hep varolan aptal önyargılar abartılarak, komik karikatürlerle süslenmiş.
Cats of the World‘de ise, dünyanın değişik yerlerinden kedilerin fotoğrafları toplanmış.
Old Grandma Hardcore ise, oyun oynamayı çok seven bir anne annenin (!) maceralarını (!!) anlatıyor.
(18+ Rahatsız Edici İçerik) Hardley Surton; Woman with Wine, Babes with Books, Tea Birds ve Sleeping [...]

Mayıs 2007

Yaşamımın ergenlik safhasına adım attığım günden beri, kafamda mükemmel kadını şekillendirmeye çalışıyorum. Sayısız başarısız ilişki ve sayısız kalp ağrısından sonra, yeni tanıştığınız bir kadını değerlendirirken kullanabileceğiniz on adet kriter çıkardım:

Melinda’dan kaçın! Biliyorum, çok saçma gelecek ama bir kadın, adında “m, e, l, i, n, d, a” harflerinden ne kadar azını taşıyorsa, size o kadar az [...]

Zor oldu ama zamanı donduramazdı kimse. Salı gecesinde balıkçıya gidip, arkasından sahilde oturup karanlık denizi seyre dalıp, her dalga hışırtısını farklı bir seslenişe benzetmeye çalışmayı uyumaya tercih ederken düşünmedim bunu tabii ki. O kadar şaraptan sonra ne mantık kalıyor, ne de üşüme duygusu. Eh, çılgınlık yapma arzusunun son zamanlarda yoğunlaşmasını da hesaba katarsak… Çarşamba günü [...]

Ahmet Ümit’in hayranlık uyandıran akıcı anlatımını değişik bir kalıpta görmeye ne dersiniz? “Ninatta’nın Bileziği” adlı romanında, Ümit, Hititler zamanında geçen bir yasak aşk hikâyesini, o zamanın tabletlerinin tercümelerinde rastladığımız epik şiirsel kalıpta, zaman zaman hüzünlenip, bazen de coşkuyla yoğrulan bir anlatımla sunuyor. Aşkın her iki tarafı da yakan alevinin etkisini hayatınızda bir kez olsun hissettiyseniz, [...]

Hayatımın saçmasapan bir döngüden ibaret olduğu teorisini yeniden ciddiye almaya başladığım bir dönemde hayatıma giren bir kıza olan alışılagelmiş kısa dönemli aşırı ilgim ve ardından gelen kopuk ve soğuk ilişki, endişelerimi doğrular nitelikte. Acaba o vak’adan sonra (sonra dedirtecek bir gelişmeyi müjdeleyemesem de, eskisine göre daha iyiyim) bir daha aşık olamayacak mıyım? Bu döngüden kurtulmak [...]

“Beş yaş insanın en olgun çağıdır, sonra çürüme başlar”. Kendini, “erkek Japon Bıldırcınlarının cinsel hayatı konusunda otorite ve orta boylu” olarak tanımlayan Alper Canıgüz’ün, ilk baskısı 2004 yılında İletişim Yayınevi tarafından yapılan “Oğullar ve Rencide Ruhlar” adlı kitabında, en azından yirmi yaşındaki birinin sahip olabileceği bir kültür birikimi ve mantığa sahip olan beş yaşındaki bir [...]

Kategoriye Göre:

bunluk

En iyi oynadığın oyunu, hatta kendini bile kaybetmişsin ve aramaya nereden başlayacağını bilmiyorsun. Benim için boş bir sokak düşleyin; bir futbol topu, onunla oynayan çocuklar, topun kırabileceği bir pencere, evden çocukların üstüne terlik fırlatacak sinirli bir ihtiyar, yan komşu, onun kızı, apartmanlar, çöp tenekeleri veya sokak kedileri bile olmasın, ama yine de sokak olsun orası. [...]

İnsanların neden canı sıkılır? Günlük salgılamamız gereken asgari bir adrenalin miktarı ya da konuşmamız gereken belli bir süre mi vardır? Edinilebilecek uğraşlar neredeyse sınırsızken, ders çalışmak mümkün müdür? Ders çalışmak neden bu kadar zordur? Yarın ekonometri sınavı var ve şu an ızgarada yatan tedirgin bir sazan gibiyim. Sabahtan beri, yapmam gerekmeyen ve hatta yapmamam gereken [...]

Zaman zaman insanlar sinirlenir ve o sinirle ne yaptıklarını bilemezler. Benim içinse bu durum biraz farklı gelişiyor; yaptıklarımı kontrol edebilsem de, yazdıklarım hep istisna kalıyor. Tabii bu, çizdiklerime de yansıyor. Soldaki karalamanın ve üstüne tıklandığında gelen devamının, kendimi değil de, etrafımda olan biteni (çarpıtıp kurgu katarak) ifade etmesi böyle açıklanabilir ancak. Beni tanımayan biri o [...]

-nasıldı bugün?
-ne olacak, bütün gün sınava çalıştım
-peki ya bir işe yaradı mı?
-bu, işe yaramaktan ne anladığına bağlı
-dersi verebileceksen, işe yaramış demektir
-üzgünüm… bu, benim için bir ölçüt değil
-peki ya nedir senin ölçütün?
-çalıştıklarımın bana kattıkları gibi sıradan bir yanıt vermeyeceğim asla…
-eh, ben de bunu beklemiyordum açıkçası
-ne bekliyordun?
-beni bırakalım, sen de ölçütünü açıkla bakalım
-tamam… işe yarayan bir çalışma, [...]

Bir gün boyunca, kendini hırpalamak için yıpranmış ilişkileri telafi turlarından tutun, kışlık kıyafet alışverişi yapmaya ve sonunda ders çalışmaya kadar sayısız yorucu işe bulaşmışken; gece yarısı, bir ekonomik safsata paragrafının ortasında, tamamen psikolojik sebeplerle karnı acıktı. Kahramanımız, bütün öğünleri saatinde ve fazladan yarım porsiyonlarıyla beraber tüketmiş olduğunun bilinciyle kendini tutmak yerine, o anda canının istediğini [...]

“Özgür irade” dendiğinde, ne geliyor aklınıza? “Özgürlük” kelimesini bizim kadar esnetebilen var mıdır? Haklılığını sorgulamak, benim haddim değil ama, politikacılar, “başörtüsü özgürlüğü” uğruna açıklama üstüne açıklama yapıp, ana haber bültenlerini işgal etmiyorlar mı? Ben mi yanlış anlıyorum? Bu kadar özgürlük düşkünü olduklarına göre, söz konusu “ifade özgürlüğü” olunca, neden suskun kalıyorlar? Özgürlüğü bir bez parçasını [...]

Herkesin onu kullanmaya çalıştığı paranoyasına kapılmıştı. Durup değerlendirme yapmaya bile fırsat bulamadan kullanılıyordu. Çok korkaktı. Sesini çıkarmaya korkuyor, yanlış anlaşılacağı endişesi onu esir almış, bırakmıyordu. Kendi başına çözemeyeceğini çoktan kabullendiği bu sorunu aşmak için, yardım isteyebileceği kimsenin olmadığına da emindi. Bu çıkmazdan kurtulmanın en kısa yolunun ölüm olabileceğini düşünerek, kendini bir uçurumdan atıverdi. Yarıyolda vazgeçti. [...]

Hayat bir gürültü. İstanbul çok kalabalık. Her yerde müzik çalıyor. İnsanlar yalnız. Uzun cümleler kurmamak lazım. Kısa kesip, tantanaya yer bırakmamalı. Doğru konuşarak yalan söyleyenler yüzünden canı sıkkın, on milyon kadar insan. Biri seni haykırıyor; adın her neyse. Evet; sen de yalan söyledin ve suçlusun. Yani, kötüsün. Elmayla armudu karıştırmamak gerek aslında: Aynı zamanda iyisin [...]

Kronik ekonomik sıkıntılar, psikotik vatandaşlar, trafikte harcanan saatler, namı sivrisinekleri sollayan keneler, küresel ısınma, ülkemizdeki yozlaşma, ergenekon bayramının kurbanları, türban tartışmaları, “Rüştü bizi harcadı”, “peki ya AKP kapatılacak mı” derken, stres topu olduk hepimiz. Bizi bizden soğuttu birileri. Ben de bu akımdan nasibimi alıp, dolar hesabımı kapattım ve paramın tamamını altın fonuna yatırdım. Yalan tabii. [...]

Bugünlerde durgunlaştım yine. Hatta, elimdeki bulguları birleştirince, bunalımda olduğumu söyleyebilirdim ama eminim ki değilim, çünkü mutsuz değilim. Mutlu olduğum için mi rahatsızım, yoksa mutluluğumdan rahatsız olanlar yüzünden mi tedirginim; bilemiyorum. Çok garip, duygusal tecrübeler yaşatıyor bana bu sahte bunalım. Bunlardan en ilginciyse, sık sık yaşadığım yabancılaşmalar. Herhangi bir konuşmanın ortasında, araba kullanırken, merdivenleri çıkarken ve [...]

Parayı zaman kazanmak için kullanmak adına, bütün yaşamımızı onu kazanmaya adadığımız gerçeğinin sorgulandığı bir yazı.

Gecenin bir saati, geçmiş ve geçecek bütün saatleri, masamda duran boş yoğurt kabıyla özdeleştirmişken başladım sayıklamaya. Sayıklamalarla beraber gelen, “camdan kafayı uzatıp da derin nefesler eşliğinde boğulma hissinden kurtulma” seansı ihtiyacı, beni pencereye yöneltti. Yoğurt kabı manzarasından sonra, uzun zamandır kafamı kaldırıp da bakmamış olmamın da etkisiyle, iyice karışık ve lüzumsuz geliyor bu garip şehrin [...]

deneme

Yaşamımın ergenlik safhasına adım attığım günden beri, kafamda mükemmel kadını şekillendirmeye çalışıyorum. Sayısız başarısız ilişki ve sayısız kalp ağrısından sonra, yeni tanıştığınız bir kadını değerlendirirken kullanabileceğiniz on adet kriter çıkardım:

Melinda’dan kaçın! Biliyorum, çok saçma gelecek ama bir kadın, adında “m, e, l, i, n, d, a” harflerinden ne kadar azını taşıyorsa, size o kadar az [...]

Harf oyunlu cin başlıktan anlarsınız herhalde; dertliyim bu aralar. Kafamın içinde sevişmesi gereken sinirler tepişir vaziyette. Çok bilimselim canım; zaten katı mantıktan başka ne kurtarır, boğmuşken beni duygu selim. Mantık da sadece yaşamamı sağlıyor aslında; ne hareketli ne de başka bir şekilde işlevselim. Küçük hesapları için, bol keseden diğerlerinin dayanma güçlerini harcayanlarla muhatap olmanın götürülerini [...]

Bir durumun her insan tarafından farklı yorumlanabildiği, “cumaya gittim gelicem” cümlesinin müslüman bir esnafın kapısında çok masum durup, robinson’un adasında eşcinsel ilişkiyi simgeleyebildiği bir dünyada yaşadığımız hâlde, bütün hareketlerimizi kendi algımızla temellendirebilen garip yaratıklarız biz. Çok iyi geçinen insanların, bakış açısı yüzünden ters düşüp, ortak bir bırakış açıklamasıyla birbirlerine sırtlarını dönmesi, sık görülür oldu son [...]

Oğlunu bulana yüz bin lira vereceklerin ilanlarının yirmi beş sene sonra yeniden anlamlı kılındığı; muhteviyatında insandan çok silikon bulunup, bir de melodik ses çıkarabilenlerin şarkıcı; o sesi birkaç sene çıkarabilenlerin de sanatçı olduğu; ilişki kelimesinin ilk anlamının cinselliğe, ikinci anlamının da çıkara dayandığı; acıyıp da bozuk paralarınızı paylaşacak olduğunuz veletin, daha fazlası için boğazınıza bıçağı [...]

Siz de kertenkelelerin derilerinin parlaklığı yüzünden, gayet kuru olan ciltlerini ıslak zannedenlerden misiniz? Islak veya değil, çok hızlı hayvanlardır bu kertenkeleler. Öyle ki, başka bir savunma mekanizmaları yoktur. Oradan, “eh, kuyrukları kopuyor, kandırıyor düşmanları” diye ukalalık yapmaya çalışacaklar olacaktır ama bana bunlarla gelmeyin lütfen; bu devirde, kopan kuyruk numarasını kim yer ki? Gerçi kopan kuyruğun [...]

Merhaba;
Ben sıradan bir insanım. Sıradanlığı sıradışı yapmaya çalışanlarla mücadele edecek kadar sıradanım. Mücadele etme şeklim de sıradandır benim; onların tanımladığı “sıradışı sıradanlığa” sığan laf oyunları yerine, kafalarına taş atmayı yeğlerim. Kelimelerle saldırdığım olsa da bazen, lafı ne yapar eder kaba kuvvete getiririm. Romantik de değilim ben. Sıradan insan romantik olmaz. “Ben senin benim seni sevdiğimi [...]

Zaman zaman insanlar sinirlenir ve o sinirle ne yaptıklarını bilemezler. Benim içinse bu durum biraz farklı gelişiyor; yaptıklarımı kontrol edebilsem de, yazdıklarım hep istisna kalıyor. Tabii bu, çizdiklerime de yansıyor. Soldaki karalamanın ve üstüne tıklandığında gelen devamının, kendimi değil de, etrafımda olan biteni (çarpıtıp kurgu katarak) ifade etmesi böyle açıklanabilir ancak. Beni tanımayan biri o [...]

Kendime zaman yaratmak işinde harikalar yarattığım şu dönemde, keyfimi kaçıran detaylar daha da bir göze batar oldu, büyük sorunların yokluğunda. Okulda üst katlara asansör kullanmadan çıkmayı imkânsız hâle getirmek üzere merdivenlere baraj kuran geri zekâlı üniversite tayfasını öldürmek için de zaman yaratabilirim mesela. Bu kadar sinirlenecek bir şey yok demeyin; son bozuk paranızla aldığınız kahvenin, [...]

Redif üstüne redif, yersizce savrulan kelamların bini bir para; söktüğü ilk hârf sanki elif ve işte bir redif daha! “Yaratıcılık” azalmasın diye, cinaslı kafiyelerin sıklığının yarattığı kafa karışıklığına aldırmadan yazılan beyitlere baktıkça, karnım ağrıyor. Yazmayın demiyorum ama yazdıklarınıza şiir de demeyin ulan! Durduk yere fışkırmıyorum, merak etmeyin; şiirin, güfte niteliğini kaybettiği günden beri ahenginin mükemmelliğinin [...]

-nasıldı bugün?
-ne olacak, bütün gün sınava çalıştım
-peki ya bir işe yaradı mı?
-bu, işe yaramaktan ne anladığına bağlı
-dersi verebileceksen, işe yaramış demektir
-üzgünüm… bu, benim için bir ölçüt değil
-peki ya nedir senin ölçütün?
-çalıştıklarımın bana kattıkları gibi sıradan bir yanıt vermeyeceğim asla…
-eh, ben de bunu beklemiyordum açıkçası
-ne bekliyordun?
-beni bırakalım, sen de ölçütünü açıkla bakalım
-tamam… işe yarayan bir çalışma, [...]

Nefes alıp vermez, düşünmez, karar vermez, üremez, sindirim yapmaz, yemek de yapamaz, yiyemez de… En önemlisiyse; yürüyemez ki bu zımbırtı! Her zaman koyduğum yerde değil; hayır. Bir anahtarlığa bile sahip çıkamıyorum. Küçük, içi metal, dışı sahte deri, aptal, uyuz… Şu halime bakın; yine kişileştirme yapmaya başladım. Kendi suçumu cansız bir nesneye atacak kadar acınacak haldeyim. [...]

Nokta, doğru ve küme gibi sanal terimlerin tanımlarının yapılamamış olmasına kafayı takmış durumdayım. Düzenli olarak internetteki ansiklopedilerden tanımları inceliyorum. Tanımı olmayan bir şey üzerinde insanlar nasıl ortak bir görüşe sahip olabilirler? Çözemediğim her şeyden nefret ediyorum.
Hayatım boyunca, dinlerin insanları kısıtladığına inanmışken, insanların dinleri kısıtladığı yönünde şüphelenmeye başladım. Sorunlara çözüm aramak yerine, işimizi gören çözümlerde [...]

Bugün kar yağdığında, sanki hâlâ lisedeymişim ve sokağımızdaki beyaz objeler, içine çöp doldurulmuş alışveriş poşetlerinden ibaret olmadığı anda okul tatil olacakmış gibi bir duyguya kapıldım. Pek de gereksiz bir kardı. Neden yağdı bilmiyorum. Muhtemelen kendisi de bilmiyordur. Kar taneleri düşünemez. Güzel ve düşünemeyen her şeyi seven biz erkekler, pencereden, yağan karı seyretmeyi severiz. Dikkatinizi çekerim, [...]

“Beni kovalayan bayat yaşanmışlıklar” ya da “ne kadar yuvarlansa da kapağını bulamayacak bir tencere” değil; bu sefer farklı, anlatmak istediklerim. Anlatmaya çalışırken, en uzun yolu seçip, nadir duraklarında silkeleyeceğim okuyanları. Okumaktan sıkılmanın bir sonucu da değil, yazının kısıtlı alanında rahat edemeyip, yer değiştirme ihtiyacı uzaklaştıracaktır sizi. Baskı altında, herhangi bir şey hissetmek kötüdür. Baskı altındayken, [...]

Kimsenin okumayacağını bile bile yazılmış bir romanın kahramanıydı o. Bir kitap dolusu yazılmış zırvanın arasında kayboluyor ve her bölümün sonunda da yığılıyordu bir köşeye. Kanlar içindeyken bile kimse el uzatmadı. Herkes nefret ediyordu ondan. Kitabın yazarına küfür etti ama bir şey değişmeyecekti. Onu hayatta tutan tek şey, o kitaptaki kahraman olduğunun bilinciydi.
Ne biçim kahramanlıktı bu? [...]

Günler sana yazacaklarımı planlayarak geçtiğinden, atacağım ilk elektronik posta biraz gecikti; kusura bakma. Yetmiş beşinci sınıf Amerikan (şimdi orada olduğundan, belki de örneğim daha zekice gözükür sana) filmlerinde yapılan “iğrenç bahane” esprisiyle girdiğim için özür dilerim ama aklım sen oraya gitmeden önceki gün başıma gelip, sonra senin peşinden gidip, takip eden üç haftanın sonunda ancak [...]

Nedensizce sakladı kendini. Korunmak istiyordu dışarıdaki hayattan. Hayatın ona ne getireceğini bilmiyordu ve bilmediği her şeyden olduğu gibi, ondan da nefret ediyordu. Ölüm bir çare değildi. Bu paranoyayı yenmenin yolunu bulmak adına yaşamını harcayabilirdi ama canına kıymak çözüm olamazdı. Yeni aldığı havuç soyma aletine hayrandı. Geri kalan bütün yaşamını havuç soyarak geçirmek istedi. Havuç soyarken [...]

Parayı zaman kazanmak için kullanmak adına, bütün yaşamımızı onu kazanmaya adadığımız gerçeğinin sorgulandığı bir yazı.

Son zamanlarda, teknolojinin iyice hayatımıza girmesiyle, her türlü değişime doğası gereği direnen toplum biraz zorlandı. O veya bu şekilde, artık, sıradan bir insan internetten bankacılık, bürokrasi, alışveriş ve diğer pek çok işini halledebiliyor. Değişim süreci içinde haşır neşir olmanın zorunlu kılındığı zamanlarda nefret duyulan bilgisayarlar, gitgide daha da tercih edilir hale geldiler ve artık bazı [...]

Hayatta bazı gerçekleri daha net görebildiğim yaşlara geldiğimden (?) yeni mi farkediyorum, yoksa bana yansıyan gibi, insanlar her geçen gün daha da fırsatçı ve kötü mü oluyorlar? Ortada köprü olmadığı sürece dayıya dahi ayı diyenler, zeytin dalından bozma oklarla güvercin avına çıkanlar, iyiliği denize atmak yerine prim yapmak için bir göklere yazmadığı kalanlar ve türevleri; [...]

O alıştığımız “bugün benim doğumgünüm ve her şey kötüye gidiyor, hayat da çok zor” yazılarından baygınlık geldiği için, yaratıcılığımın sınırlarını da zorlayarak, bu yazıyı ertesi güne erteledim. Aslına bakarsanız, dün yazmaya zamanım yoktu ve hatta uzun zamandır klavyenin üzerini toz tutmuştu, kısacası, yaratıcılığımı bahane üretmeye kullanıyorum şu anda. Bu kadar boş lafla zaman kaybettiğinizi mi [...]

Belediye seçimleri yaklaşıyor. Ülkemde bu sebeple olan bitenden acı duyduğum için, uzaklaşan seçim tarihleri istiyorum artık. Her geçen gün daha mantıklı işler yapmaları fena olmazdı. Koca koca tırlara kömürleri yükleyip, bizim istemediğimiz belediye başkanlarının reklamını, bizim paramızla yapmazlardı en basitinden. Seçim yardımı kısır döngüsünün ötesinde, başımızdakiler olan biteni bir polyanna filtresinden geçirmeden de kabullenebilip, halka [...]

Türkçe’de veya herhangi başka bir dilde, ifade edilemeyecek duygu yoktur! Çok iddialı gibi duran, ama dil ile bilimsel olarak ilgilenmiş birinin rahatlıkla onaylayabileceğine inandığım iddiam bu benim.  Zülfü Livaneli’nin “Son Ada” romanının başında, söz konusu adanın kelimelerle anlatılamayacak kadar iyi olduğunu söyleyerek kestirip atmasına da sinirlenirim, “söyleyecek söz bulamıyorum” diyen sıradan vatandaşa da… Birini hemen [...]

geyik

New and Improved Stereotypes adlı blogda, insanların kafalarında hep varolan aptal önyargılar abartılarak, komik karikatürlerle süslenmiş.
Cats of the World‘de ise, dünyanın değişik yerlerinden kedilerin fotoğrafları toplanmış.
Old Grandma Hardcore ise, oyun oynamayı çok seven bir anne annenin (!) maceralarını (!!) anlatıyor.
(18+ Rahatsız Edici İçerik) Hardley Surton; Woman with Wine, Babes with Books, Tea Birds ve Sleeping [...]

Dışarıdaki çimenlere bakıp, her birinin üzerine düşen bir parça güneş ışığı ve birkaç damla suyla nasıl hayatta kaldığını merak edip, buna kendimce açıklamalar bulduğum o boş zamanlarımdan birindeyim. Küçük beyinlerini, o minik sinir yığınının zar zor kaldırabileceği lüzumsuz görevlerle doldurup, bir de üstüne adam akıllı bir iş yapıyormuşçasına “çok meşgulüm; hiç bir işe yetişemiyorum” diye [...]

Merhaba;
Ben sıradan bir insanım. Sıradanlığı sıradışı yapmaya çalışanlarla mücadele edecek kadar sıradanım. Mücadele etme şeklim de sıradandır benim; onların tanımladığı “sıradışı sıradanlığa” sığan laf oyunları yerine, kafalarına taş atmayı yeğlerim. Kelimelerle saldırdığım olsa da bazen, lafı ne yapar eder kaba kuvvete getiririm. Romantik de değilim ben. Sıradan insan romantik olmaz. “Ben senin benim seni sevdiğimi [...]

Uykum açılsın diye kahve içip durmamın, evdeki su stoğumu tehdit etmeye başladığını farketmem moralimi bozamayacak! Uyumamakta ısrar ediyorum bu aralar. “Fight Club” adlı filmi yeni keşfetmiş bir ergen gibi geceleri ayrı bir hayatım olduğunu iddia etmeyeceğim tabii ama, dinlediğim müzikten, olaylara bakış açıma kadar her şey değişiveriyor on ikiden sonra. Saat ikiyi gösterene kadar deli [...]

Bu rezil başlığın sebebini bilmiyorsanız, baştan söylemeliyim: Ülker, Godiva’yı satın aldı. Evet; logosu, halktan yüksek vergi toplayan eşine karşı gelmek için sokaklarda çırılçıplak ata binen ve yüksek vergilerden telef olmuş halkı bir gün boyunca eve kilitleyen Lady Godiva’nın iş üstündeki resmi olan Godiva. Evet; çikolatası, dünyada eşi benzerine az rastlanacak kadar muhteşem olan Godiva. Umarım, [...]

Ben bugün herkesin alıştığı ama benim nasılsa yabancı kalmış olduğum bir manzarayla tanıştım. Şimdiye kadar bugün gördüklerime sayısız defa bakmışımdır ama sadece bakmakla da kalmışım belli ki. Duyan da, on birinci boyutu falan keşfettiğimi sanacak. Çok alakasız bir şey geliyor, sıkı durun: Bugün, gençlerin sadece birbirlerini kesmek (!) için gittikleri mekânların varlığını keşfettim! İsim verdiğim [...]

Eskiden yeni yıla, ne güzel, sessiz sakin girerdik ailece. Kendimizi, bütün sene biriktirdiklerimizi bir gecede oraya buraya saçmak ve bir bütünün parçası olarak görmek zorunda hissetmezdik. Uzun zamandır görüşmediğimiz dostlarımızı aniden hatırlayıp, onları “yılbaşında ne yapıyorsun” başlıklı konuşmalara muhatap etmezdik. Rehberdeki herkese kısa mesaj yollamak diye bir kavram yoktu ve hatta kısa mesaj nedir bilenler [...]

Nokta, doğru ve küme gibi sanal terimlerin tanımlarının yapılamamış olmasına kafayı takmış durumdayım. Düzenli olarak internetteki ansiklopedilerden tanımları inceliyorum. Tanımı olmayan bir şey üzerinde insanlar nasıl ortak bir görüşe sahip olabilirler? Çözemediğim her şeyden nefret ediyorum.
Hayatım boyunca, dinlerin insanları kısıtladığına inanmışken, insanların dinleri kısıtladığı yönünde şüphelenmeye başladım. Sorunlara çözüm aramak yerine, işimizi gören çözümlerde [...]

Küçük aptal bir çocukken, yazın sürekli babaannemlerin Marmara Ereğlisi’ndeki yazlıklarında kalırdım. İlk defa bisiklete bindiğim, ilk aşkımı yaşadığım, ilk defa kukalı saklambaç oynadığım, ilk cep telefonumu hediye aldığım (!) ve daha nice ilkleri yaşadığım, kendi halinde bir siteydi. Bütün bunların yanında, benim gibi hayatının önemli bir kısmı bilgisayar başında geçen birinin, illa ki bulaşacak bir [...]

Dedikodular ve onların baskılarının hüküm sürdüğü bu dünyada (en azından, ülkede), borsa bile dedikodular (spekülasyon demeyi tercih etseler de…) üzerinden işlerken, bir Microsoft çalışanının bir zamanlar söylediklerinin gerçekleşiyor olduğunu görmek, pek de şaşırtıcı değil. Microsoft’un Yahoo’yu satın almak için teklif verdiğini duymuşsunuzdur. Google’ın reklamlarına rakip olamayan ve bin elemanını işten çıkaracak olan Yahoo, kendini Microsoft’un [...]

Belki şehre canayakın bir kedi gelir diye umdum, şımardım ve küsüverdim anneme. Sinemaya gidecektik oysa; kedileri de almazlar ki içeri, yazı var kocaman. Biz de ormana gideriz artık, kedi avlanır, ben de akdeniz ikliminin tadını çıkarırım. O avlanır ama ben, avlanmak bir yana, yemek yapmayı bile bilmiyorum aslında; tut ki karnım acıktı, tek yiyeceğim, aynı [...]

Sadece bende mi oluyor, yoksa benim gibi düşünenlar var mı bilmiyorum ama harflerin birer kişiliği ve cinsiyeti olduğuna inanıyorum. Tanıştığımız insanların isimleriyle kişiliklerini ilişkilendirdiğimiz sık görülür ama tekil harf ile bu ilişkiyi kuranı, kendimden başka, bilmiyorum. Yazının devamında yaptığım saçma liste de, bu garip takıntımın bir tür dışavurumu sayılır.
A - Kalın ünlü olmasından mıdır, yoksa [...]

Kişisel blogumda politik konulara girmekten nefret etsem de, zaman zaman çok dolup, beni kafamı karıştıracak kadar bilgili birine danışmak yerine, kimseyi rahatsız etmeden bu köşede haykırmayı daha mantıklı buluyorum. Körü körüne destekten, boşvermişliğe giden yolun herhangi bir noktasından bağlandığım bir siyasi görüş, din ve hatta yaşam felsefesi bile yokken (bazıları bu cümleden sonra, “öl o [...]

Benim çok hoşuma giden, eğlencelik bir test öğrendim bugün. Testin mantığıyla ilgili birşeyler yazmadan önce, yazdıklarımın etkisi altında kalmamanız için, nasıl yapıldığını söylemeliyim. Eğer testi uygulamadan yazının devamını okursanız, başarılı sonuçlar alamayabilirsiniz. Öncelikle, bir A4 kağıdın üzerine, buraya tıklayarak ulaşabileceğiniz, bir’den altı’ya kadar numaralandırılmış şekilleri çizin veya resmin çıktısını alın. Daha sonraysa, sırasıyla her [...]

Yer: Avcılar. Akşamüstü. Zaman, tam olarak, bankaların kapanmasına beş kala. Saatte yüz kırk kilometre hızla giden bir araba. İçinde ben. Benim de içimde bir sıkıntı. Ne olduğu belirsiz bir şekilde beynimi zorlayıp, saçma düşüncelere yöneltiveriyor. Bankaya yetişmekten çok, İstanbul’da yaşayanların onda biri, birbirine dava açsa, Çağlayan’da (şimdilik bir temelden ibaret olarak) “avrupa’nın en büyük adliye [...]

Annemlerin evindeki eski odamı karıştırırken bulduğum karalama defteri, ÖSS’ye hazırlanırken ne kadar zor bir dönemden geçtiğimi hatırlattı. Oynatmaya az kalmış ama ucuz kurtulmuşum sanırım. Okurken zaman zaman “eskiden ne aptalmışım” dedirten karamalarımdan bazı ilginç yerleri paylaşmak istedim:
Cafeye gitmeyeceğime yemin ettim, bugün tarihi bir gün: 22/12/03 (evde bilgisayar da yok, bunun yanında).
ÖZZ (öğrenciye zıçıp zıvama) sınavı [...]

Parayı zaman kazanmak için kullanmak adına, bütün yaşamımızı onu kazanmaya adadığımız gerçeğinin sorgulandığı bir yazı.

O alıştığımız “bugün benim doğumgünüm ve her şey kötüye gidiyor, hayat da çok zor” yazılarından baygınlık geldiği için, yaratıcılığımın sınırlarını da zorlayarak, bu yazıyı ertesi güne erteledim. Aslına bakarsanız, dün yazmaya zamanım yoktu ve hatta uzun zamandır klavyenin üzerini toz tutmuştu, kısacası, yaratıcılığımı bahane üretmeye kullanıyorum şu anda. Bu kadar boş lafla zaman kaybettiğinizi mi [...]

Yaşadığım hafıza kayıplarının bütün (potansiyel) yazılarımı yarım bıraktırdığı şu günlerde, unutmadığım tek şeyden -her şeyi unuttuğum gerçeğinden- bahsetmek istiyorum; hatta zorunda bile olabilirim. Ne ekerseniz onu biçeceğinizin bilincinde planladığınız hayatınız hızla akıp giderken, bir duraksama anında; ne ektiğinizi ve nereye ektiğinizi hatırlamadığınızı farkederseniz, bana empati kurabilirsiniz. Belki de pilavlık pirinçlerime kırık muamelesi yapıp, muhallebiye kattılar? [...]

günlük

Hayatımın saçmasapan bir döngüden ibaret olduğu teorisini yeniden ciddiye almaya başladığım bir dönemde hayatıma giren bir kıza olan alışılagelmiş kısa dönemli aşırı ilgim ve ardından gelen kopuk ve soğuk ilişki, endişelerimi doğrular nitelikte. Acaba o vak’adan sonra (sonra dedirtecek bir gelişmeyi müjdeleyemesem de, eskisine göre daha iyiyim) bir daha aşık olamayaca