
Hala dünyanın en güzel afişlere sahip (katılımcı sayısı genellikle beklenenden(!) az da olsa) partilerinin düzenlendiği, hiper-global, trendy, genç nüfusun patladığı, on yedi bin sene sonra İstanbul’dan daha kalabalık olması beklenen Backnang’ta yaşadığım için, bazen memlekette olup bitenlerden bihaber olabiliyorum.
Bulabildiğim en doğru tanımıyla "cılkı çıkmış" Ermeni katliamı meselesi tartışmasından da biraz geç haberim oldu haliyle. Fransa’dan kamyon dolusu aldığım peynirleri son kullanma tarihinden önce, daha doğrusu, son kıllanma tarihinden önce bitirmeye adanmıştım aslında da… Her ne kadar herkesin sonu gelmeyecek bir tartışmayla zaman kaybettiklerini düşünüyor olsam da, tam o sıralarda,
“Elif Şafak’a hayranlığım artmışken en önemli kitaplarından birini okumamak olmaz” mantığıyla, “Baba ve Piç” adlı romanına sarmıştım ve ister istemez, “bak görüyor musun yine gündemden kopamadık” dedim, haberi alınca. O kadar kitap arasından “Ermeni meselesinin” didiklendiğini bul ve oku… Nasıl bir tesadüftür bu?
Buradan bedava izlenebilen tek türk kanalı Haber Türk’te meydan savaşı veren entellerden tutun, gırla bulunan FriendFeed ve Facebook manyaklarının açtığı garip gruplar ve feedlere (beslemelere?) kadar her yere sıçramış bu tartışma benim sadece uykumu getirdi ve eğlenceli şehrimin çılgın aktivitelerine geri dönüp, kardan adam yaptım. Bazı eklemelerle adama da benzedi hani. Kardan da olsa, adam oldu yani. Dışarıdan soğuk görünse de, bembeyaz bir kalbi var. Geçen eriyince zaten anladık, içi dışı birmiş hakkaten… Tamam, sustum =)
Her ne kadar her fırsatta Almanya’ya sövsem de, platonik bir “severim de söverim de” ilişkisi geliştirdiğimi de inkar edemem aslında. Önceden değindiğim “Strasbourg’a gidip peynir ve şarap yüklenip dönelim” temalı lüks(!) aktiviteler şöyle dursun, en son gittiğim “8-bit” partisinde, Super Mario Theme çalınca kopan bir kalabalık gördüm ve bunun dünyanın her köşesinde göremeyeceğiniz bir manzara olduğuna bahse girerim. Kendine has küçük avantajlarıyla buraları sevsek de, Türkiye’nin kalbinden göçenlerin tek derdi, oraya geri dönmek olmuştur her zaman. Hayatı Pi sayısına benzetmem de bu yüzden. Virgülden sonraki sonsuz basamağı keşfettikçe keşfederiz ama “üç küsür bişey” olabiliriz en fazla. Her neyse, uzatmayayım daha. Bakalım şu kısmet olacak mı:
Hayırlısı artık; o kadar söyleyebiliyorum.
Edit: …ve bugünün düya pi günü olduğunu sonradan öğreniyorum. Tesadüf, tamam ama… Kendimden korktum yine de.