Kimsenin okumayacağını bile bile yazılmış bir romanın kahramanıydı o. Bir kitap dolusu yazılmış zırvanın arasında kayboluyor ve her bölümün sonunda da yığılıyordu bir köşeye. Kanlar içindeyken bile kimse el uzatmadı. Herkes nefret ediyordu ondan. Kitabın yazarına küfür etti ama bir şey değişmeyecekti. Onu hayatta tutan tek şey, o kitaptaki kahraman olduğunun bilinciydi.
Ne biçim kahramanlıktı bu? Hep, iyi karakterlerden yiyordu tekmeyi. İyiler, kahramana kötülük yapabilir miydi? Sonradan mı düzeleceklerdi? Biraz duraksadı ve allak bullak olmuş kafasını daha da fazla bunlara yormamaya ve her şeyi akışına bırakmaya karar verdi; sanki başka bir şansı varmış gibi. Yan karakterler, ondan daha fazla ilgi çekti. Hep arkada kalıyor ve ne zaman odak noktası olsa, tekmeyi yiyip, bir parçasını daha kaybediyordu aklının. Sayfa aralarından ara sıra kendini gösteren ışığı yakaladıkça gözleri kamaşıyor ve hayallere dalıyordu. Yaratılmış kocaman dünyanın içinde sayısız olay dönüyor, sayfalar ilerliyor, o ise bir köşede kıvrılmış hayal kuruyordu sadece. Kahramanın köşede bırakılıp, hiçbir şeye bulaşmadığı bir denemenin mi kurbanıydı?
Kitapta biraz daha ilerleyince, işler daha da kötüleşti. Bir bölümün sonunda ağır yaralanıp, her zamanki gibi bir köşeye yığılmıştı. Ölümün soğukluğunu yavaş yavaş hissederken, bu bölümün çabucak sonlanmasını ve her romanda olduğu gibi, bir sonraki bölüme tamamen iyileşmiş bir kahraman olarak başlamayı arzu ediyordu. Etrafında bir kalabalık bile toplanmadı. Yazar, kahramanımızın birkaç sayfa sonra turp gibi tekrar sahneye çıkacak olmasını nasıl açıklayacaktı acaba? İçinde yaşadığı halde çözemediği kurguyu, hangi okur severek takip edebilirdi ki? Bu, yazarın derdiydi. Etrafta olup bitenlere iyice kulak kesildi. Bir alt paragrafta kavga çıkacaktı, anladığı üzere. Sinirler gerilip, yan karakterler kozlarını paylaştıkça, sıranın ne zaman ona geleceğini düşünmeye başladı. Belki de diğerleri, onu kötü adamların elinden kurtarmanın savaşını veriyordu? Belki…
Sonraki bölümde, intihar etmiş bir evsizin cesedini inceleyen polisler vardı. İki bileğini de kesmişti zavallıcık. Elinde küçük bir defter buldular. Kana bulanmış yaprakların üzeri, anlaşılması zor bir el yazısıyla kaplıydı. Kimsenin onu okumadığından dert yanmıştı, sayfalar boyunca. Yazı olmayan boş alanlar, kan ile kırmızıya boyanmıştı. Birkaç saat önce önünde kavga eden travestilerden biri, ters ters baktığı bahanesiyle bir tekme savurmasa, öldüğünü bile fark etmeyeceklerdi.