<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Kimse Beni Okumuyor &#187; kitap</title>
	<atom:link href="http://kimsebeniokumuyor.com/category/kitap/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://kimsebeniokumuyor.com</link>
	<description>Yeni Ama Yırtık Not Defteri</description>
	<lastBuildDate>Wed, 25 Aug 2010 21:22:48 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0.1</generator>
		<item>
		<title>Aşk ve Elif Şafak</title>
		<link>http://kimsebeniokumuyor.com/2009/08/ask-ve-elif-safak/</link>
		<comments>http://kimsebeniokumuyor.com/2009/08/ask-ve-elif-safak/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 16 Aug 2009 14:07:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>egecan</dc:creator>
				<category><![CDATA[kitap]]></category>
		<category><![CDATA[aşk]]></category>
		<category><![CDATA[dil]]></category>
		<category><![CDATA[düzen]]></category>
		<category><![CDATA[Elif Şafak]]></category>
		<category><![CDATA[erkek]]></category>
		<category><![CDATA[gri]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[kapak]]></category>
		<category><![CDATA[önyargı]]></category>
		<category><![CDATA[pembe]]></category>
		<category><![CDATA[roman]]></category>
		<category><![CDATA[toplum]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[yorum]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kimsebeniokumuyor.com/?p=251</guid>
		<description><![CDATA[Elif Şafak dendiğinde, hiç alakası olmamasına rağmen, aklıma hep böyle umutsuz aşk romanları yazan bir yazar gelirdi. Herhangi bir eserini okumamış, ne de bir okuyana danışmıştım. Tek suçu, rengarenk kapaklı romanlarıydı belki de. O yüzdendir ki, gerek çok satanlarda duranlar olsun, gerek oradan inip köşelerine çekilenler olsun, romanlarını raftan alıp şöyle bir gözden bile geçirmemiştim. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Elif Şafak dendiğinde, hiç alakası olmamasına rağmen, aklıma hep böyle umutsuz aşk romanları yazan bir yazar gelirdi. Herhangi bir eserini okumamış, ne de bir okuyana danışmıştım. Tek suçu, rengarenk kapaklı romanlarıydı belki de. O yüzdendir ki, gerek çok satanlarda duranlar olsun, gerek oradan inip köşelerine çekilenler olsun, romanlarını raftan alıp şöyle bir gözden bile geçirmemiştim. Elif Şafak konusunda önyargılarım haklı çıksaydı bile yaptıklarım pek hoş karşılanamazdı, biliyorum. Üstelik, sırf bu saçma düşüncelerim yüzünden, kaç muhteşem roman kaçırmışım.</p>
<p>Her şey, Aslı&#8217;nın Mevlana ile ilgilenmesiyle, benim de tam o sırada Ahmet Ümit&#8217;ten &#8220;Bab-ı Esrar&#8221;ı okuyor olmamla başladı. Bilmeyenler için söylemeliyim: &#8220;Bab-ı Esrar&#8221;, Ahmet Ümit&#8217;in, tıpkı Elif Şafak&#8217;ın Aşk&#8217;ı yazarken yaptığı gibi, Mesnevi&#8217;yi başucu ederek yazdığı muhteşem bir romanı. Kaçınılmaz son: &#8220;Aaa! Sen &#8216;AŞK&#8217;ı okumadın mı?&#8221;</p>
<div id="attachment_252" class="wp-caption alignleft" style="width: 192px"><img class="size-full wp-image-252 " title="Elif Şafak - Aşk, Pembe ve Gri Kapak" src="http://kimsebeniokumuyor.com/wp-content/uploads/2009/08/pembe-gri-ask-elif-safak.gif" alt="Elif Şafak - Aşk, Pembe ve Gri Kapak" width="182" height="263" /><p class="wp-caption-text">Elif Şafak, Aşk -  Pembe ve Gri Kapak Karşılaştırması</p></div>
<p>Hayır, okumamıştım. Her ne kadar pek çok konuda açık olsam da, topluma uyumunu kaybetmemiş bir Türk genci olarak kimse benden gidip kendi kendime pespembe kapaklı ve adı büyük harflerle &#8220;AŞK&#8221; olarak yazılmış bir romanı okumamı beklememeliydi. Böyle söylendiğinde çok sığ gelebilir ama lütfen objektif olalım. Zaten şimdi kitabın yan tarafta eskisiyle karşılaştırmasını görebileceğiniz gri baskısını yapmışlar ve Elif Şafak da &#8220;erkekler vapurda okuyabilsin diye böyle bir şey yaptık&#8221; diye dürüstçe durumu açıklamış. Yani bu konuda bana daha fazla konuşmak düşmez aslında.</p>
<p>Bana bu itirafları yaptıransa içerik. İlk ve boş sayfada bana özel yazılmış bir not bulmamın, bu ilk baskısını elimde tuttuğum kitabı okuma şevkimi çok arttırdığı bir gerçek. Bunun yanında, bir sonraki sayfada beni çok şaşırtan bir sürpriz daha vardı. Bu kitap bir çeviriydi ve çevirmen (K. Yiğit Us), Elif Şafak ile beraber yapmıştı çeviriyi. Gel de şimdi çık işin içinden! Hele ki, benim gibi bu yazar hakkında sıfır bilgiyle bu kitaba dalan biri için düpedüz şok. Yahu, bu Elif Şafak Türk değil miydi? Sonradan öğrendim ki, 1971 Strasbourg doğumlu yazarımız, pek çok Türkçe ve değişik yerlerde yayınlanmış çalışması bulunmasına rağmen, Avrupa ve ABD&#8217;de çeşitli dergilere düzenli olarak yazıyormuş. Michigan ve Arizona Üniversitelerinde de öğretim üyesi olarak görev yapmış. Kısacası, İngilizce&#8217;de daha rahat hissetmesini normal karşılıyorum. Benim okuduğum iki kitabı da İngilizce&#8217;den çeviri, mesela.</p>
<p><span id="more-251"></span>Kitabı, onu &#8220;aşkla konuşan, sabırla pişiren aşk meclisine&#8221; ithaf eden sayfadan sonra, kitabı okumadan önce bana pek bir klişe gelen, okuduktan sonraysa basıp duvarıma asmak istediğim kısım bulunuyor:</p>
<p><cite title="Aşk, Elif Şafak - Açılış cümlesi">AŞK&#8217;ın hiçbir sıfata ve tamlamaya ihtiyacı yoktur.<br />
Başlı başına bir dünyadır aşk.<br />
Ya tam ortasındasındır, merkezinde,<br />
Ya da dışındasındır, hasretinde&#8230;</cite></p>
<p>Daha henüz başlamamış olduğum kitabın nice derin anlamlar yüklediği söze, o zaman ne yazık ki ancak boş boş bakabilmiştim sadece. &#8220;Bab-ı Esrar&#8221;dan bir fikrim vardı ama bir polisiye romanından bu konuda öğrenebilecekleriniz sınırlı, tabii ki.</p>
<p>Kitaba başladıktan sonra, garip bir değişim geçirdim. İlk başlarda, Ella adlı kahramanın hayat hikayesi ile daha çok ilgilenirken, birbirine paralel ve biri Mesnevi&#8217;deki Şems&#8217;inki olmak üzere iki hikayeden oluşan kitabın Mesnevi&#8217;den bol alıntı yapılarak oluşturulmuş kısmı daha ağır bastı. Durum şu; tamamen mantığıyla kurduğu bir düzene sahip kahramanımız, ideal bir ev kadını olmanın yanında, sırf kendini işe yarar hissetmek için kitap editörlüğüne başlar. Kendisine gönderilen ilk çalışma da, A. Z. Zahara adlı bir maceracı yazarın &#8220;Aşk Şeriatı&#8221; adlı ilk eseridir. Kitap, bir A. Z. Zahara adından yazılmış o Mesnevi&#8217;nin yoğun olarak alıntılandığını söylediğim kısım ve Ella&#8217;nın bundan etkilenerek hayatında aldığı kararlar ile ilerliyor. Şems&#8217;in idealizmi, aşkın insandan öte olduğunun muhteşem anlatımı, yaşananların da sürükleyiciliğini yanına alınca, bir de içine Mesnevi gibi muhteşem bir eserin öğretilerini katınca&#8230; Söyleyecek kelime bulamıyorum; ben sadece &#8220;muhteşem&#8221; desem de siz devamını anlasanız? İçerik, kesinlikle muhteşem. Anladınız mı?</p>
<p>Teknik olarak da bir şeyler yazmak istedim. Kitabın, hayatımda okuduğum en akıcı roman olduğunu söyleyemem ama gayet yeterli ve kesinlikle derli toplu bir gidişatı var. Bağlantılar çok açık olduğundan, kitap okumaktan çok bir bulmaca çözer gibi hissetmiyorsunuz. Bu kategorideki bir roman için iyi bir özellik. Hele ki, anlattığı konu zaten yeterince derin olunca&#8230; Kitap, &#8220;Toprak&#8221;, &#8220;Su&#8221;, &#8220;Rüzgar&#8221; ve &#8220;Ateş&#8221; olarak dört bölüme ayrılmış. Aranızdan birinin Avatar esprisi yaptığını duyar gibi oldum, sakın! Kendi kendime yaptığım saçma esprileri de size üstlendiriyorum, iyice yüzsüz oldum ben. Neyse; bu dört bölümün içinde, genellikle hikayelerden oluşan bir dolu alt bölüm var ve hikaye ne zaman Ella&#8217;ya geçse, tepede kocaman adının yazması sayesinde daha kaybolmadan yolunuzu buluyorsunuz. Benim gibi dağınık kafalı birini bile gayet rahat ettirdi kitabın düzeni.</p>
<p>Elif Şafak&#8217;ın kullandığı dilin ne kadar sade ve yine de edebi özelliğinden hiçbir şey kaybetmemiş olduğuna inanamıyorum. Kıskanıyorum desem, yeridir. Tabii bu işin içinde elbette çevirmen Yiğit Us&#8217;un da önemli bir katkısı vardır ama siz isterseniz dünyanın en iyi çevirmeni olun, sekiz satırlık bir cümle orada varsa, çevirinizde de en azından beş satır kaplayacak demektir. Bu kitapta böyle bir şeye rastlamadım.</p>
<p>Kitabı zevkle okuyup, sonuna geldiğimdeyse, bir şey dikkatimi çekti. Ahmet Ümit&#8217;in polisiyesinde yararlanılmış kaynaklar dört sayfa tutarken, nasıl olmuştu da burada iki sayfada sıralananlar yetmişti? Elif Şafak, kendi birikimini orada en tepeye, koca harflerle yazmalıydı belki de. Sadece yazar olarak gözükmesi haksızlık gibi. Hani, az kaynak iyidir demiyorum; asla! Kitabı okuduktan sonra yaptığım bir yorum bu, unutmayın.</p>
<p>Lütfen bu kitabı en kısa sürede edinin ve okuyun. Daha sonra da aşağıda yorum kısmında her türlü fikrinizi paylaşmaya ne dersiniz?</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kimsebeniokumuyor.com/2009/08/ask-ve-elif-safak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>29</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bereketli Topraklar Üzerinde</title>
		<link>http://kimsebeniokumuyor.com/2009/05/bereketli-topraklar-uzerinde/</link>
		<comments>http://kimsebeniokumuyor.com/2009/05/bereketli-topraklar-uzerinde/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 24 May 2009 21:45:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>egecan</dc:creator>
				<category><![CDATA[kitap]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kimsebeniokumuyor.com/?p=218</guid>
		<description><![CDATA[Bu kitabı şimdiye kadar okumamış olduğum için o kadar üzüldüm ki, Orhan Kemal&#8217;den özür dileyesim geldi. Kitabı okudum diye duvara falan asacağım &#8211; o derece! Klişeler kralı &#8220;hayat acımasız&#8221; mesajını, milyonlarcası yazılmış şu &#8220;köy insanı şehre iner&#8221; hikayesinin içinde düşünün. Baymaması mümkün gözükmüyor, değil mi? İşin aslı hiç öyle değil. &#8220;Bereketli Topraklar Üzerinde&#8221;, okuduğum en [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-full wp-image-220" title="bereketlitopraklaruzerinde" src="http://kimsebeniokumuyor.com/wp-content/uploads/2009/05/bereketlitopraklaruzerinde.jpg" alt="bereketlitopraklaruzerinde" width="250" height="250" />Bu kitabı şimdiye kadar okumamış olduğum için o kadar üzüldüm ki, Orhan Kemal&#8217;den özür dileyesim geldi. Kitabı okudum diye duvara falan asacağım &#8211; o derece! Klişeler kralı &#8220;hayat acımasız&#8221; mesajını, milyonlarcası yazılmış şu &#8220;köy insanı şehre iner&#8221; hikayesinin içinde düşünün. Baymaması mümkün gözükmüyor, değil mi? İşin aslı hiç öyle değil. &#8220;Bereketli Topraklar Üzerinde&#8221;, okuduğum en sürükleyici, derin ve samimi kitaplardan biri. Pehlivan Ali, Köse Hasan ve İflahsızın Yusuf sanki yan komşunun oğullarıymış gibi. Yapmacık duran tek cümle yok.</p>
<p>Kitabın telif haklarıyla ilgili bir meseleden dolayı, uzun zamandır yeni baskısı olmamış galiba ama öyle ya da böyle, benim elimde tuttuğum 18. baskısı ve Everest yayınevinden çıkmış. En kısa zamanda <a href="http://www.ideefixe.com/Kitap/tanim.asp?sid=LCXAHMFE6T0TIRHHI6VG" target="_blank">edinilip</a> okunmalı.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kimsebeniokumuyor.com/2009/05/bereketli-topraklar-uzerinde/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Empati</title>
		<link>http://kimsebeniokumuyor.com/2008/05/empati/</link>
		<comments>http://kimsebeniokumuyor.com/2008/05/empati/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 30 May 2008 18:16:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>egecan</dc:creator>
				<category><![CDATA[kitap]]></category>
		<category><![CDATA[adam fawer]]></category>
		<category><![CDATA[BEMB]]></category>
		<category><![CDATA[caine]]></category>
		<category><![CDATA[CEIF]]></category>
		<category><![CDATA[charlie]]></category>
		<category><![CDATA[CIA]]></category>
		<category><![CDATA[david]]></category>
		<category><![CDATA[ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[empathy]]></category>
		<category><![CDATA[empati]]></category>
		<category><![CDATA[FBI]]></category>
		<category><![CDATA[felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[film]]></category>
		<category><![CDATA[içgüdü]]></category>
		<category><![CDATA[inceleme]]></category>
		<category><![CDATA[karakter]]></category>
		<category><![CDATA[kurgu]]></category>
		<category><![CDATA[Maya Angelou]]></category>
		<category><![CDATA[modern]]></category>
		<category><![CDATA[okur]]></category>
		<category><![CDATA[olasılık]]></category>
		<category><![CDATA[olasılıksız]]></category>
		<category><![CDATA[özet]]></category>
		<category><![CDATA[roman]]></category>
		<category><![CDATA[Samantha Zinser]]></category>
		<category><![CDATA[winter]]></category>
		<category><![CDATA[yazı]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kimsebeniokumuyor.com/?p=77</guid>
		<description><![CDATA[&#34;Olasılıksız&#8217;ın Yazarı Adam Fawer&#8217;dan&#34; ibaresi, kitabın adından daha büyük yazılmış olduğundan, çekinerek aldığım bu kitap hakkında biraz yazmak istedim (evet, uzatmadan da başlayacağım hatta). Kitabın dış görünüşü, yazarı (en azından, bence) gereğinden (!) fazla meşhur eden ilk romanı, &#34;Olasılıksız&#34;ın, renklendirilmiş bir kopyası gibi. Beyaz, sade bir kabuğun üzerinde, rastgele saçılmış (daha sonradan, empatiyi temsil edeceklerini [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img style="margin: 0pt 10px 10px 7pt; float: right; cursor: pointer" class="alignright size-medium wp-image-78" title="Empati (kapak)" alt="Empati (kapak)" src="http://kimsebeniokumuyor.com/wp-content/uploads/2008/05/empati-202x300.jpg" width="202" height="289" />&quot;Olasılıksız&#8217;ın Yazarı Adam Fawer&#8217;dan&quot; ibaresi, kitabın adından daha büyük yazılmış olduğundan, çekinerek aldığım bu kitap hakkında biraz yazmak istedim (evet, uzatmadan da başlayacağım hatta). Kitabın dış görünüşü, yazarı (en azından, bence) gereğinden (!) fazla meşhur eden ilk romanı, &quot;Olasılıksız&quot;ın, renklendirilmiş bir kopyası gibi. Beyaz, sade bir kabuğun üzerinde, rastgele saçılmış (daha sonradan, empatiyi temsil edeceklerini öğrendiğimiz) birkaç renk damlası ve bu cümbüşün tam ortasında konumlandırılmış &quot;Empati&quot; başlığı ile, onun biraz altında, yazarın adı. Şimdiye kadar saydığım her özelliğini itici bulduğum kitabı, artık süpermarketlerde bile satılmasının da getirdiği küçümsemeyle (biraz burnum havada, evet), bir süre okumadan beklettim. Baş ucumda, &quot;bir açıp baksan aslında, neler bulacaksın içimde&quot; dermiş gibi bekleyen kitabı birkaç gün önce açtım ve &quot;Olasılıksız&quot; kadar olmasa da, içinde geçen gerçek temelli ama sahte bilim ve felsefe dünyasına kendimi kaptırıp, kısa zamanda bitirdim.</p>
<div align="left"> <span id="more-77"></span> </div>
<p align="left">
<p>Tanıtım yazısına bir bakalım:</p>
<p><em>&quot;Yaşamınızın kontrolü sizde değil! Öyle olduğunu düşünebilirsiniz, ama yanılıyorsunuz. Elbette ki kendi kararlarınızı kendiniz vermekte özgürsünüz. Bu kitabı kapatabilirsiniz. O sandalyede oturmaya devam edebilirsiniz ya da gözlerinizi oymak gibi çılgınca bir şey yapabilirsiniz. Ne isterseniz yapabilirsiniz. Ama sorun şurada: Ne isteyeceğinizi kontrol edemezsiniz. Her davranışınızı önceden belirleyen arzularınız, ruhunuzun o kadar derinlerine işlemiştir ki, onlara dikkat bile etmezsiniz. Ve bu da sizi mükemmel bir köle yapar. Bu nedenle, hayatınızı yaşamaya devam edin. Ne isterseniz yapın. Sadece &#8216;isteklerinizin&#8217; tümüyle sizin kontrolünüzde olmadığı gerçeği üzerine kafanızı çok fazla yormamaya çalışın. Edebiyat, bilim ve felsefe ruhunuza akacak; okudukça bağlanacak, bağlandıkça okuyacaksınız.&quot;</em></p>
<p>Daha ilk sayfayı okuduğumda, kitap, tanıtım yazısındaki klişe kokusunu yaymayı sürdürüyordu. Maya Angelou&#8217;nun &quot;İnsanlar söylediklerinizi ya da yaptıklarınızı unutur, ama onlara neler hissettirdiğinizi asla unutmaz&quot; sözünün alıntılanması yoluyla bizi teorik olarak meraklandıran giriş sayfasının ardından, kitabın karakterlerinden birinin (Samantha Zinser) ağzından yapılan kısa bir konuşma! Can sıkıntısıyla sayfayı çevirdiğimdeyse, önsözü gördüm. Genellikle, kitaplarda önsöz kısmını okumayı pek sevmem. Hepsi değilse de, pek çok yazar, önsözlerde &quot;bu kitabı şöyle yazdım&quot; ve &quot;şu kişilere teşekkürler&quot; temalı bir sürü, okur açısından anlamsız cümleyle canımı sıkarlar. Garip bir içgüdüyle de olsa &quot;Empati&quot;nin önsözünü okuduğumda (başlığın altında, &quot;yargı gecesi&quot; denilen bir olaya 2 yıl kaldığını ve tarihin 8 Ekim 2005 olduğunu belirtmesinden de olabilir), okumasaydım büyük bir hata yapmış olacağımı hissettim çünkü, neden olduğunu çözemediğim bir şekilde, kitabın sonlarına doğru yaşanan önemli bir karşılaşmayı çözmek adına ihtiyacınız olan bilgiyi içeren olay, önsözde anlatılmış. Bunun iyi bir şey mi, yoksa kötü bir şey mi olduğuna karar veremedim ama hoşuma gitti dersem de yalan olur.</p>
<p>Mevcut olan üç bölümün, normal bir şekilde, pek çok başlığa bölündüğü kitabı, başlıkların yanında belirtilen tarihleri gözardı ederek okumaya kalkışırsanız, hiçbir şey anlamamaya adaysınız demektir çünkü zamanda yapılan git-geller, kitabın kurgusunun aktarımında vazgeçilmez birer unsur olmuş. Anlatımın yapısıyla ilgili bir diğer ilginç şeyse, verilen bu zamanların yanında, kitabın sonu olduğunu hemen anladığınız &quot;yargı gecesi&quot;ne kalan zamanın da sürekli belirtilmesi. Sürekli eklenen yeni karakterler, henüz teori aşamasında olan sayısız bilimsel bilgi ve bolca felsefe, bu zaman karmaşasıyla birleşince, her ne kadar sürükleyici de olsa, takip etmesi zor bir roman sizi bekliyor. Mesela, benim (&quot;bile&quot; diyecektim ama benden nefret etmenizi istemiyorum) sık sık geriye dönüp bazı olayları ve karakterleri tekrar gözden geçirmem gerekti.</p>
<p>Daha önce de bahsettiğim gibi, kitapta bol bol teorik bilimsel bilgi yer alıyor. Açıkçası, yazarın bu huyunu, önceki kitabı &quot;Olasılıksız&quot;dan da biliyorduk ama, bu kitapta işlerin biraz fazla aşırıya kaçtığını ve bahsedilen konularda daha önceden bilgisi olmayanların, kitapta yazılan çarpıtılmış gerçekler ve kanıtlanmamış iddialarla fazlaca yüklenebileceğini düşünüyorum. Önceki kitapta yer alan pek çok teori dönüp dolaşıp en fazla determinizme dayanırken, burada, birbiriyle alakasız ve hatta zaman zaman zıt felsefi başlıklarla (akılcılık ve deneycilik, gibi), post-modern bilimsel teorileri (The Conscious Electromagnetic Information Field – Bilinçli Elektromanyetik Bilgi Alanı, gibi), üstüne bir de CIA-FBI komplolarını katarak harmanlayan, her konudan uzmanları toplayıp yazıldığında bile içinden çıkılması güç olacak bir kurgunun, ekonomi bölümü mezunu bir yazar tarafından kaleme alındığı bir eserden bahsediyoruz. Bilmem, anlatabildim mi? Dahası da var! Kitapta yer alan pek çok teknik terim açıklanmış olsa da, eğer bilgisayar bilginiz kısıtlıysa, özellikle de sonlara doğru zorlanmanız, işten bile değil. Yazarın notu kısmını (kitabın sonunda) okuduğumdaysa, gerçekten dehşete düştüğümü söyleyebilirim. Biraz alıntılamak istiyorum: &quot;<em>Bu kitap, her ne kadar bir kurgu olsa da, öykünün içine dağıtılmış olan birçok gerçek olgu var. Bunların arasında Libet&#8217;in özgür iradeyi sorgulayan deneylerini, birleştirme problemini çevreleyen gizemi, bazı bilim adamlarının Bilinçli Elektromanyetik Bilgi Alanı teorisine olan inancını ve tabii ki CIA tarafından yürütülen deneyleri sayabiliriz</em>&quot;. Pek çok okurun, bunları tam olarak anlamaya çalışmaktan uzak kalıp, bu kitapta verilmiş eksik bilgiyle fikir sahibi olacağından endişe duymakta haklı değil miyim, sizce de?</p>
<p>Olasılıksız&#8217;ın etkisinin her yerde abartılı bir şekilde hissedildiği kitapta, bol bol tutarsızlık da var. Çok alakasız bir yerde David Caine&#8217;in -tamamen yoktan varolarak- durumu kurtarması; öncelikle öldü sanıp, sonra yanıldığımızı anladığımız bir karakterin, bir süre kötü adam olduğunu sanıp, sonra tamamen unutulduğunu anlamamız gibi. Bazı filmlerde o kadar fazla tutarsızlık olur ki, filmden çıkınca herkes birbirine kendi farkettiklerini anlatır durur; burada da, bunun bir kitap versiyonunu görüyoruz. Bu tutarsızlıkların giderilmesi için, iki romanı birleştiren bir roman daha yazılsa dahi olurmuş, diyor insan (yoksa?).</p>
<p>Empati, bana kalırsa, daha önce başarılı olan bir konsepte, biraz fazla dayandırılmış; okuması zevkli ama edebi açıdan pek de başarılı olmayan; romandan çok, bir &quot;deneme&quot; izlenimi uyandıran bir eser (ve evet, Migros&#8217;ta satılıyor)(küçümseme diyorum ama nereye kadar)(tamam, sustum).</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kimsebeniokumuyor.com/2008/05/empati/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>24</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Olasılıksız</title>
		<link>http://kimsebeniokumuyor.com/2007/12/olasiliksiz/</link>
		<comments>http://kimsebeniokumuyor.com/2007/12/olasiliksiz/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 26 Dec 2007 15:14:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>egecan</dc:creator>
				<category><![CDATA[kitap]]></category>
		<category><![CDATA[adam fawer]]></category>
		<category><![CDATA[improbable]]></category>
		<category><![CDATA[inceleme]]></category>
		<category><![CDATA[olasılıksız]]></category>
		<category><![CDATA[roman]]></category>
		<category><![CDATA[yorum]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kimsebeniokumuyor.com/?p=47</guid>
		<description><![CDATA[En çok satılanlar listesinden kitap seçmeye başlamadım, hayır. Adam Fawer&#8217;ın, beyaz cilt üzerindeki hoş tasarlanmış siyah grafiğin ortasına beyaz harflerle, kabartılarak adı yazılmış ve bu yüzden rafta gayet çekici duran romanı Olasılıksız&#8217;a, sadece bu görsellik sayesinde yöneldim. Elimde tuttuğum kitabın, on yedinci baskı olduğunu ve ilk baskının 2006&#8242;nın Nisan ayında yapıldığını da fark edince, ilgim [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="justify">En çok satılanlar listesinden kitap seçmeye başlamadım, hayır. Adam Fawer&#8217;ın, beyaz cilt üzerindeki hoş tasarlanmış siyah grafiğin ortasına beyaz harflerle, kabartılarak adı yazılmış ve bu yüzden rafta gayet çekici duran romanı Olasılıksız&#8217;a, sadece bu görsellik sayesinde yöneldim. Elimde tuttuğum kitabın, on yedinci baskı olduğunu ve ilk baskının 2006&#8242;nın Nisan ayında yapıldığını da fark edince, ilgim daha da arttı.<span id="more-47"></span> Arkasını çevirdiğimdeyse, ilginç bir tanıtım yazısı vardı:</p>
<p align="justify"><cite>Bitirmek için yarını, başkasına anlatmak için bitirmeyi beklemeyeceksiniz. Bir sabah, yıllardır görmediğiniz bir arkadaşınızı düşünerek uyandınız. Bir saat sonra, onunla sokakta karşılaştınız. Sizce bu sadece bir tesadüf mü, yoksa çok daha farklı bir anlamı olabilir mi? Siz hiç Loto&#8217;da büyük ikramiyeyi kazanmadınız. Ama birileri kazanıyor. Hem de sürekli! Onlar sizden daha mı şanslılar? Şans nedir gerçekten? İçinizde bütün parayı kırmızıya yatırmanız gerektiğini söyleyen bir his var. Bu his bir öngörü müdür? Yoksa daha fazlası mı? Yolda gidiyorsunuz. Kafanızı çevirip yandaki küçük parkta baktınız ve bir anda bu anı daha önce de yaşamış olduğunuzu hissettiniz. Evet, Deja Vu. Sizce nedir Deja Vu; geçmiş mi, rüya mı yoksa geleceği mi görüyorsunuz? Eğer siz de kontrolün kimde olduğunu merak ediyorsanız, &#8216;Olasılıksız&#8217; tam size göre bir roman.</cite></p>
<p align="justify">Kanıtlanmamış iddialar üzerine temellenmiş bir roman? Bazıları için biraz fazla kurgu içeriyor olabilir ama ben, özellikle de söz konusu içerik olunca, sıradışı romanlara hasret kalmış olduğumdan denemeye değer buldum.</p>
<p align="justify">Kitap, sizi giriş sayfasında ana karakter David Caine&#8217;in olasılık dersini verirken yaptığı bir konuşmayla karşılıyor ve bu sayfa Caine&#8217;in olasılık hakkındaki düşüncesini tek cümlede özetlemesiyle sonlanıyor: &#8220;her an her şey olabilir&#8221;. Daha sonrasındaysa, öykü, içine yan karakterleri katarak yavaş yavaş gelişiyor ve kurgu, öncelikle dünyaya bir şizofrenin penceresinden bakıyormuşçasına yaratılıyor. Heisenberg&#8217;in belirsizlik ilkesinden, determinizmin doruk noktası olan Laplace&#8217;ın Şeytanı&#8217;na kadar bir çok bilimsel teorinin yanında bazı din ve inanışlara da yer yer değinilen kitapta, gerçekçiliğin bazen kendi içinde çelişki yaratabilecek kadar azalması, ya da aktarılan bilimsel teorilerin kurguya destek verecek şekilde kısmen çarpıtılması pek göze batmıyor. Hikayeye gelirsek, arka kapakta yazıldığı gibi bitirmek için büyük bir sabırsızlık yaratmadıysa da, gayet sürükleyici bir kitap olduğu söylenebilir. Bu sürükleyiciliği sağlayan en önemli iki unsursa, bütün olasılıkları hesaplayarak hareket eden bir adamın planlarını merak etmeniz ve kitapta anlatılan bilimsel bilgilerin çekiciliği olarak sıralanabilir. Bu kitapta eksik olansa, edebi zenginlikten başka bir şey değil. Anadilinde okumadığım için çevirmenlerin de kırpmış olabileceğini gözardı etmeden söylemem gerekir ki, Türkçe baskısındaki anlatımın tekdüzeliği bazen insanı sıkabiliyor. Kısaca, Olasılıksız,  içeriği ile öne çıkan, heyecanla okunabilecek bir kitap ve işlediği konularla ilgili olanların kaçırmamasını rahatlıkla tavsiye edebilirim ama eğer olasılık teorileriyle ilgilenmiyorsanız, yarısına kadar gelebileceğinizden şüpheliyim.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kimsebeniokumuyor.com/2007/12/olasiliksiz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>5</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>&quot;Takmayacaksın, Tak-Açacaksın&quot;*</title>
		<link>http://kimsebeniokumuyor.com/2007/12/takmayacaksin-tak-acacaksin/</link>
		<comments>http://kimsebeniokumuyor.com/2007/12/takmayacaksin-tak-acacaksin/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 12 Dec 2007 21:11:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>egecan</dc:creator>
				<category><![CDATA[geyik]]></category>
		<category><![CDATA[günlük]]></category>
		<category><![CDATA[kitap]]></category>
		<category><![CDATA[bakış açısı]]></category>
		<category><![CDATA[cinsellik]]></category>
		<category><![CDATA[içgüdü]]></category>
		<category><![CDATA[iletişim]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[kafein]]></category>
		<category><![CDATA[kahve]]></category>
		<category><![CDATA[kızı]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlı]]></category>
		<category><![CDATA[roman]]></category>
		<category><![CDATA[selin tamtekin]]></category>
		<category><![CDATA[tabu]]></category>
		<category><![CDATA[türk diplomat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kimsebeniokumuyor.com/?p=38</guid>
		<description><![CDATA[Uykum açılsın diye kahve içip durmamın, evdeki su stoğumu tehdit etmeye başladığını farketmem moralimi bozamayacak! Uyumamakta ısrar ediyorum bu aralar. &#8220;Fight Club&#8221; adlı filmi yeni keşfetmiş bir ergen gibi geceleri ayrı bir hayatım olduğunu iddia etmeyeceğim tabii ama, dinlediğim müzikten, olaylara bakış açıma kadar her şey değişiveriyor on ikiden sonra. Saat ikiyi gösterene kadar deli [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify">Uykum açılsın diye kahve içip durmamın, evdeki su stoğumu tehdit etmeye başladığını farketmem moralimi bozamayacak! Uyumamakta ısrar ediyorum bu aralar. &#8220;Fight Club&#8221; adlı filmi yeni keşfetmiş bir ergen gibi geceleri ayrı bir hayatım olduğunu iddia etmeyeceğim tabii ama, dinlediğim müzikten, olaylara bakış açıma kadar her şey değişiveriyor on ikiden sonra. Saat ikiyi gösterene kadar deli gibi kodlarla boğuşup, harflerden hâlâ sıkılmamış olarak, üstüne bir de yarım saat kitap okuyabilen; sonrasındaysa delirip, &#8220;e&#8221; harfinin dişi mi yoksa erkek mi olduğunu uzun uzun düşünen ve bu konuda objektif olamayacağına karar verip, bir kahve daha almak üzere mutfağa giden bir adam. Bu saatte nereden su bulabilirim acaba? Kola içmeyi bir anda kestiğimden beri başa çıkamadığım kafein bağımlılığı, hayatı zorlaştıracak noktaya ulaştı galiba. Anlaşılan, Türk Diplomatın Kızının anılarını okumayı bitiremeyeceğim, bu gece de. Müjde Ar&#8217;ı ve saçma gazoz kapağı mecazını (şimdi yaptığım gibi) küçük çaplı ve korkak görmenize neden olabilecek kadar göze çarpan, ve detaylarıyla yazılsa, bırakın tek romanı, düzinesinin bile kapsayamayacağı kadar fazla kaçamak hikâyesini (hayat tecrübesini?) toplamış Selin &#8220;ablamız&#8221;. Ülkemizde, biz erkeklerin çapkınlık adı altında rahatça yaptığı ama yapmaya yeltenen kadınların en iyi ihtimalle hafif meşrep olarak küçümsendiği gönül eğlencelerini böylesine cesur anlatmayı nasıl başarmış; hayret ettim. Kitabı satın aldığım D&amp;R mağazasında, kitabın kapağını bile görmeyenlerce yapılan çarpıtılmış dedikodulara maruz kaldığını düşündüğüm kasadaki bayan, kitabı gördükten sonra yüzüme hiç bakmadı; mazur görmek lazım, belki de. Bana bakış açısına katlanmayı da göze alamam gerçi. Nitekim, bu ülkede cinselliğin bir tabu olarak görülmemesini isteyenlere, eğer erkekse &#8220;abaza&#8221; veya &#8220;eşcinsel&#8221;, kadınsa da &#8220;azgın&#8221; veya &#8220;kaşar&#8221; gözüyle bakılıyor ki, öyle olsalar bile bize ne; o da ayrı ve derin bir konu. Bu konuda söyleyecek çok sözü olanlara susmayı öğrettiler ve çoğunluk kaldıkları sürece kendilerini güvende hissedecekler. Bu noktada, &#8220;hangi çoğunluk&#8221; demek gerekiyor tabii. Ordusunun yarısı karşı tarafa geçen Osmanlı komutanı gibi kalmaya mahkumlar bence. Susup, bildiğimizi ve düşündüğümüzü söylememeyi bir bok sanıyoruz ya; bu salak içgüdünün yarattığı iletişim eksikliğiyle herhangi bir çoğunluktan bahsetmek, kökten yanlış. Gümüş sözlerin diyarında, sükûtun vaadlerine kanıp, altın arıyor millet.</p>
<p>*Grup Vitamin&#8217;den alıntı</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kimsebeniokumuyor.com/2007/12/takmayacaksin-tak-acacaksin/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ninatta&#8217;nın Bileziği</title>
		<link>http://kimsebeniokumuyor.com/2007/05/ninattanin-bilezigi-2/</link>
		<comments>http://kimsebeniokumuyor.com/2007/05/ninattanin-bilezigi-2/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 10 May 2007 16:03:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>egecan</dc:creator>
				<category><![CDATA[kitap]]></category>
		<category><![CDATA[ahmet ümit]]></category>
		<category><![CDATA[aşk]]></category>
		<category><![CDATA[epik]]></category>
		<category><![CDATA[ninatta]]></category>
		<category><![CDATA[nuvanza]]></category>
		<category><![CDATA[roman]]></category>
		<category><![CDATA[savaş]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kimsebeniokumuyor.com/?p=17</guid>
		<description><![CDATA[Ahmet Ümit&#8217;in hayranlık uyandıran akıcı anlatımını değişik bir kalıpta görmeye ne dersiniz? &#8220;Ninatta&#8217;nın Bileziği&#8221; adlı romanında, Ümit, Hititler zamanında geçen bir yasak aşk hikâyesini, o zamanın tabletlerinin tercümelerinde rastladığımız epik şiirsel kalıpta, zaman zaman hüzünlenip, bazen de coşkuyla yoğrulan bir anlatımla sunuyor. Aşkın her iki tarafı da yakan alevinin etkisini hayatınızda bir kez olsun hissettiyseniz, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt; text-align: justify">Ahmet Ümit&#8217;in hayranlık uyandıran akıcı anlatımını değişik bir kalıpta görmeye ne dersiniz? &#8220;Ninatta&#8217;nın Bileziği&#8221; adlı romanında, Ümit, Hititler zamanında geçen bir yasak aşk hikâyesini, o zamanın tabletlerinin tercümelerinde rastladığımız epik şiirsel kalıpta, zaman zaman hüzünlenip, bazen de coşkuyla yoğrulan bir anlatımla sunuyor. Aşkın her iki tarafı da yakan alevinin etkisini hayatınızda bir kez olsun hissettiyseniz, kitapta olup bitenler arasında zaman zaman hayatınızdaki olayların antik benzerlerine rastlayabilirsiniz. Hititli soylu bir aileden gelen Ninatta&#8217;nın, komutan Nuvanza&#8217;ya olan aşkının mantık ve umuttan yoksunken bile, beklenenin aksine daha da bir güçlenerek yanan ateşi, Kadeş Savaşı ve toplumun baskısından nasibini alsa da, bu kitapta ölümsüzleşmiş. Üç bin üç yüz yıldır devam eden bu sevdaya tanıklık etmek istiyorsanız, bu kitabı hemen edinin derim.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kimsebeniokumuyor.com/2007/05/ninattanin-bilezigi-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Oğullar ve Rencide Ruhlar</title>
		<link>http://kimsebeniokumuyor.com/2007/05/ogullar-ve-rencide-ruhlar-2/</link>
		<comments>http://kimsebeniokumuyor.com/2007/05/ogullar-ve-rencide-ruhlar-2/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 08 May 2007 11:15:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>egecan</dc:creator>
				<category><![CDATA[kitap]]></category>
		<category><![CDATA[alper]]></category>
		<category><![CDATA[canıgüz]]></category>
		<category><![CDATA[fırlama]]></category>
		<category><![CDATA[gerda]]></category>
		<category><![CDATA[kamu]]></category>
		<category><![CDATA[kay]]></category>
		<category><![CDATA[oğullar]]></category>
		<category><![CDATA[rencide ruhlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kimsebeniokumuyor.com/?p=15</guid>
		<description><![CDATA[“Beş yaş insanın en olgun çağıdır, sonra çürüme başlar”. Kendini, “erkek Japon Bıldırcınlarının cinsel hayatı konusunda otorite ve orta boylu” olarak tanımlayan Alper Canıgüz’ün, ilk baskısı 2004 yılında İletişim Yayınevi tarafından yapılan “Oğullar ve Rencide Ruhlar” adlı kitabında, en azından yirmi yaşındaki birinin sahip olabileceği bir kültür birikimi ve mantığa sahip olan beş yaşındaki bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt; text-align: justify"><span style="font-size: 100%">“Beş yaş insanın en olgun çağıdır, sonra çürüme başlar”. Kendini, “erkek Japon Bıldırcınlarının cinsel hayatı konusunda otorite ve orta boylu” olarak tanımlayan Alper Canıgüz’ün, ilk baskısı 2004 yılında İletişim Yayınevi tarafından yapılan “Oğullar ve Rencide Ruhlar” adlı kitabında, en azından yirmi yaşındaki birinin sahip olabileceği bir kültür birikimi ve mantığa sahip olan beş yaşındaki bir çocuk olan kahramanımız Alper Kamu, yaşadığı mahallede olup bitenleri kendi bakış açısından değerlendiriyor. Yaratıcı tanımlamalara ve bir beş yaşındakinin seviyesinden bakıldığında daha da komik ve absürd görünen durumlara bu kitapta sık sık rastlanıyor. Fırlamalığı ve filozofluğu aynı, üstelik de sadece beş yaşında olan bir karakterde toplayan Canıgüz, bu sıradışı karakterin etrafında dönen hikayeye polisiye, fantazi, drama ve hatta mizahı bolca katarak, sürekli karmaşık duygularla okuyacağınız bir hikâye sunmuş. Kitabın ne kadar değişik bir yapıya sahip olduğunu göstermek adına bir kaç alıntı yapmalıyım; Canıgüz’ün tarzını en iyi kendi cümleleri ifade edecek gibi:</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt; text-align: justify"><span style="font-size: 100%">“Ben Alper Kamu, bir kaç ay önce beş yaşıma bastım. Doğum günüm yaklaşırken vaktimin büyük bir kısmını pencerenin önünde, dışarıdaki insanları izleyerek geçiriyordum. (&#8230;) (Anaokulunda) Benden, evde Shostakovich dinleyen benden, “kestane, gürgen, palamut” diye yırtınmam bekleniyordu. Neyse ki, asosyalliğim ve ara ara içimde kopan fırtınaları dışa vuran mimiklerim sayesinde öğretmenim benim zihinsel özürlü olduğuma hükmetti de düştü yakamdan. (&#8230;) Bir devlet memurunun eti budu ne? Çocuklarına işkence etmek için maaşının yarısını isteyen o iğrenç sömürgenler utansın. Bir de ona o maaşı layık görenler. Sonunda, baba tartışmayı noktalayan kararını açıkladı: ‘Ecdadını sikerim ben anaokulunun’ (&#8230;) (Alev Ablasının anlattığı masalı aktarıyor) Karlar Kraliçesi, işi gücü hainlik ve fesatlık olan Laponyalı bir cadıymış. Sözü geçen pis karı öyle bir ayna yaptırmış ki, bu aynaya yansıyan tüm görüntüler güzelliklerini yitirir, iğrenç ve kötücül şeylere dönüşürmüş; dünyayı bir kez oradan görenler anında taş kalpli, berbat insanlar oluverirlermiş. Karlar Kraliçesi’nin çömezleri, dalgayı yer yüzünün her köşesine götürüp milletin suratına tutarlarmış. Kraliçe de bundan sapıkça bir zevk alırmış. Fakat uçarak seyahat ettiklerini çıkarsadığım bu geri zekâlı çömezler bir gün aynayı ellerinden düşürüp kırmışlar. Gelin görün ki, bu kaza hiç de insanlığın hayrına sonuç vermemiş. Tuzla buz olan aynanın tozları kuzey rüzgârlarıyla dünyanın dört bir tarafına dağılıp, onun bunun gözüne girmiş; ortalık bok heriflerden geçilmez hâle gelmiş. Kay adlı oğlan ile Gerda adlı kız, birbirine bitişik iki evin tavanarasında oturan iki ailenin sevimli çocuklarıymış ve birbirlerine bayılırlarmış. Karşılıklı odalarının pencere kenarında birer sandık dururmuş. Her iki sandığın içinde de aşklarının simgesi olan bir gül fidanı bulunurmuş. Bu ikisi yaz aylarında sürekli birlikte takılır, çayırlarda hoplayıp zıplar, çoğunlukla da birbirlerinin evlerine girip, pis günahları boynuna, herhalde bir takım haltlar karıştırırlarmış. Ne var ki kışın ana babaları onları sokağa bırakmadıkları için buluşup oynayamazlarmış. Üstelik pencerelerini kaplayan buz, birbirlerini görmelerini bile engellermiş. Ama onlar pes etmez, bir demir parayı şöminede ısıtıp cama dayarlarmış. Camın üzerinde oluşan küçücük deliğe gözlerini dayayıp birbirlerine bakarlarmış. O kadar saplantılılarmış yani. Ha bir de Gerda’nın durup durup söylediği bir şarkı varmış: ‘Güller açıp solacak / Gök meleklerle dolacak’. Tahmin edebileceğiniz gibi bir gün Kay’ın gözüne o aynanın zerrelerden biri kaçmış ve o sevgi dolu sünepe çocuk yerini soğuk, ukala bir seks manyağına bırakmış. Kısa süre sonra da basıp Karlar Kraliçesi’nin Laponya’daki sarayına gitmiş. Gerda da herhalde kendisiyle evlenecek başka bir salak bulamayacağından korktuğu için onun peşine düşmüş. Yol boyunca ne badireler atlatmış, ne insanlarla karşılaşmış. Hırsızlar, uğursuzlar, konuşan kargalar, lezbiyen büyücüler&#8230; Doğrusu bunlardan birinin hikâyesi bana dokundu azıcık. Onu anlatmadan geçemeyeceğim. Gerda oradan oraya sürüklenirken, meyve ağaçları ve her türden çiçeklerle dolu harika bir bahçesi olan evin kapısını çalmış. Ev sahibesi, iyi yürekli, yaşlı bir büyücüymüş. Kadın, hikâyesini dinledikten sonra Gerda’yı evine almış. Ona süper bir oda tahsis etmiş, karnını en güzel yiyeceklerle doyurmuş, saçlarını altın taraklarla taramış vesaire. Meğerim o da ne zamandır bir kızı olsun istermiş. Bu yüzden bağlanıvermiş Gerda’ya. Zaten homini gırtlak olan bir kız olan Gerda, ekmek elden su gölden yaşayıp giderken biraz da kadının büyülerinin etkisiyle nereden gelip nereye gittiğini unutuvermiş. Fakat büyücü kadın Gerda’nın o angut Kay için kendisini terk etmesinden hâlâ çok korkarmış. Gerda bahçede gezerken Kay ile aşklarının sembolü olan gülleri görüp de herşeyi hatırlayıvermesin diye bir gece gidip o güzelim bahçesindeki güllerin hepsini tek tek ezmiş. Ne var ki Gerda Yaşlı büyücünün üzerindeki bir gül işlemesini görmüş ve hafızası yerine gelmiş. Nankör, kadıncağıza yaptıkları için teşekkür bile etmeden ağlaya zırlaya oradan kaçmış. Bu arada Kay, Laponya’da gününü gün etmekteymiş. Karlar Kraliçesi, artık bunda ne bulduysa, bir dediğini iki etmiyormuş. Kay, otuzbir çekmekten artan vaktinin büyük bölümünde buzdan heykeller falan yapıyormuş. Gerda, Karlar Kraliçesinin ‘evde’ olmadığı bir gün pat diye çıkagelmiş. Haliyle, Kay’ın fena tadı kaçmış. Ne ki, kız oralı değilmiş. Kay’a sarılmalar, yavşamalar falan; yalakalığın bini bir para. Kay da bakmış kızın laftan anladığı yok, Allah yarattı dememiş, vermiş buna sopayı. Yer misin, yemez misin gibilerinden. Fakat karıda numara çok. Dehal başlamış, ‘Güller açıp solacak / Gök meleklerle dolacak,’ diye şakımaya. Bu şarkıyı duyan Kay’ın gözlerinden bir damla yaş süzülmüş. İşte o anda gözüne kaçan cam parçacığı da çıkıp gitmiş. O zaman dünyayı yine eskisi gibi görmüş, Gerda’yı ne kadar sevdiğini hatırlayıvermiş falan fıstık. İkisi birlikte, yaşadıkları onca maceradan sonra bile, dirhem olgunlaşmamış çocuklar olarak evlerine, ninelerinin dizlerinin dibine dönmüşler.”</span></p>
<p style="text-align: justify">&nbsp;</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt; text-align: justify"><span style="font-size: 100%">İnsanın kitabın tamamını alıntılayası geliyor ama daha fazlasını okumak için, kitabı edinmenizi şiddetle tavsiye ederim.</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kimsebeniokumuyor.com/2007/05/ogullar-ve-rencide-ruhlar-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
