Bil Bakalım Ben Kimim
Pazartesi, 3 Kasım 2008Şarkı sözü gibi yaşanmıştı hayatı. Değişik olmak için ne kadar çabalasa da, nakarat geliyor ve boşa çıkarıyordu bütün çabasını. Dünyaya gelmesi bir cinayetti sanki, değişime olan inancın cenazesiydi kalkan. Satırlara döktü derdini; mürekkep içinde kaldı her tarafı. Temizlendi hemen. Bu hastalığı onun yaydığını kimseler bilmemeliydi. Bir farklılık yarattığını anladı o anda, tırnaklarının kenarları koyuydu artık. Önce sola, sonra sağa bakıp, sonra tekrar sola bakmayı unutup da atladığı bir yolda kucaklaştı kaderiyle. Acele etmeden topladılar yola dökülenleri; ikisi de sağa baktığından, birbirlerini göremeyip çarpışınca. Ellerini sordu ona yeni arkadaşı. Ne bulaşmıştı tırnaklarına? Bizimkisi, yola kapaklanmasını hatırlatıyordu ama devamını getiremedi bahanesinin. Anladı ki, suç ortağını kandırmaya çalışmıştı. Gülümsediler. Geçmişte tanışmak istediler birbirleriyle. Hemen samimi olabileceklerdi böylelikle. Nakarat gelmeden önceki kısıtlı zamanı çok iyi kullanmalıydılar. İki sene önce tanışmış olmaya karar verdiler. Dolu dolu yaşayıp, boş geçen iki senenin acısını çıkardılar. Tadı güzel yiyecekler, yapmayı sevdiğimiz o “sıradışı” hareketler, güzeli gördüğümüzde aklımızdan geçenler… Nasıl ki bunların hepsi zararlıydı; onlar da, yanyana gelmeyi seviyorlardı, beraberlerken herşey güzeldi ve akıllarında saklamıyorlardı arzularını: Onlar da zararlıydı. Daha fazla zaman kaybedilmeden, hayatları başa sarıldı.
Nedensizce sakladı kendini. Korunmak istiyordu dışarıdaki hayattan. Hayatın ona ne getireceğini bilmiyordu ve bilmediği her şeyden olduğu gibi, ondan da nefret ediyordu. Ölüm bir çare değildi. Bu paranoyayı yenmenin yolunu bulmak adına yaşamını harcayabilirdi ama canına kıymak çözüm olamazdı. Yeni aldığı havuç soyma aletine hayrandı. Geri kalan bütün yaşamını havuç soyarak geçirmek istedi. Havuç soyarken düşünebiliyordu uzun uzun. İsterse sosyalleşebiliyordu hatta; nasıl mı? Tezgahın önündeki pencereden yaptığı gözlemlerle, hiç tanımadığı insanların hislerine ortak olmayı öğrenmişti, şimdiden. Uzun seneler boyunca orada durup, elindeki iğrenç, kabuklu havuçları arındırırken; bir yandan da gözlem yapmak konusunda uzmanlaştığında, insan sarrafı olabileceğini hayal etti. Uzunca ve hafif kavisli bir sokağın tam ortasındaydı evi. Eve yemek servis eden motorsikletlerin gıcık sesi de olmasa, küfredecek bir şey bulamıyordu, asfalt kaplı yol boyunca. Sokakta yaşayanların önemli bir kısmı yemek yapmayı bilmiyordu, ya da zamansızlık sorunu, insanlara kendi elleriyle yemek yapma zevkine elveda dedirtecek kadar büyümüştü şu şehirde. 