<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Kimse Beni Okumuyor &#187; kurgu</title>
	<atom:link href="http://kimsebeniokumuyor.com/category/kurgu/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://kimsebeniokumuyor.com</link>
	<description>Yeni Ama Yırtık Not Defteri</description>
	<lastBuildDate>Wed, 25 Aug 2010 21:22:48 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0.1</generator>
		<item>
		<title>Benimizin Hayatımızları</title>
		<link>http://kimsebeniokumuyor.com/2010/08/benimizin-hayatimizlari/</link>
		<comments>http://kimsebeniokumuyor.com/2010/08/benimizin-hayatimizlari/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 25 Aug 2010 21:22:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>egecan</dc:creator>
				<category><![CDATA[deneme]]></category>
		<category><![CDATA[kurgu]]></category>
		<category><![CDATA[bunalım]]></category>
		<category><![CDATA[kabus]]></category>
		<category><![CDATA[kararsızlık]]></category>
		<category><![CDATA[sıkıntı]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kimsebeniokumuyor.com/2010/08/benimizin-hayatimizlari/</guid>
		<description><![CDATA[Her akşamın üzerinde yaptıklarımı ezberlemiş iç ses. Güldürürken düşündüremeyip, sadece sırıtmalarını sağladığımı tekrarlar durur. Kumlu televizyon ekranındaki yüzler, ağlamazlar ki hiç. Bir dediğimi iki etmeseler de, ağlatmayı başaramadım henüz. Tepeden baktığın insanların tepelerine çıkmaya çalışmamanın tek sebebinin yükseklik korkun değil ama tırmanmayı bilmemen olduğunu bilir miydin? Öğrenmen gereken çok şey var ama asla öğrenemeyeceklerin hep [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Her akşamın üzerinde yaptıklarımı ezberlemiş iç ses. Güldürürken düşündüremeyip, sadece sırıtmalarını sağladığımı tekrarlar durur. Kumlu televizyon ekranındaki yüzler, ağlamazlar ki hiç. Bir dediğimi iki etmeseler de, ağlatmayı başaramadım henüz.</p>
<p>Tepeden baktığın insanların tepelerine çıkmaya çalışmamanın tek sebebinin yükseklik korkun değil ama tırmanmayı bilmemen olduğunu bilir miydin? Öğrenmen gereken çok şey var ama asla öğrenemeyeceklerin hep daha fazla. Öğrenmemek ayıp değildir; öğrenmemek, dürüst olmaktır. Beni tepede hissettiren kulemde düşünürken, çok aşağıladım seni; her kimsen.</p>
<p>Gözcü kulemden, aralarına karışmak için acele etmeyerek ve az kalsın merdivenden yuvarlanarak ayrıldım. Felsefeyle gönül eğlendirerek geçmezdi hayat. Dokunsalar ağlayacak ama dokunan kimsesi olmadığı için ağlamak bilmeyen bir adam olmak istemedim yani. Yoksa, aranıza hala ilgisizim.</p>
<p>Basit ama dönüşü olmayan bir yoldur kuleminki. Her iki tarafı da evin sanıp, sonra dönmeyi umarak gidersin. Yolda yaya geçitleri hayatını kurtarır, üzerlerine basıp geçersin. Gidiş yolunda tekrar görmeyi umduğun ama umursamadığın ayrıntılardır bunlar.</p>
<p> <span id="more-339"></span>O da küçük ama diken gibi batan bir ayrıntıydı önce. Gözümde büyüdü, her attığım adımda. Gölgesine bastığımda, ayaklarımdan utandım. Kendimi yine evimde hissettim ama sanırım bu sefer yatak odasındaydım.
<p>Fahiş fiyata satılan ama yine de almak istediğiniz bir obje gibiydi, ama daha yetişkinler için. İçin için yanarken, her bakışı benden parçalar koparanı kaçırmamak için, alıp kaçırmak istedim. Kaçırıp bıkmamak. Hep suçlu ve yanlışı oynayıp, o doğruyu götürüp, gelecekle paylaşmak.</p>
<p>Kafamı kaldırıp da insanların içini görmeye çalışırkenki üşengeçliğimi ezberlemiş iç ses. Arzularken üşümenin bana mahsusluğunu anlatır, bıkmadan. Hislerimde, dil polisinin bile kızmayacağı bir nüans, yer yer de yanlış notalar var.</p>
<p>Kaybolunabilir bir yoldur, kuleminki. İçinde gözetlersin, sonu özlem. Dışında yaşarsın, sonu ölüm. Seyreder durur iki taraf, beyaz perdeymiş gibi birbirini. Sonunda boynun tutulur ama ille de.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kimsebeniokumuyor.com/2010/08/benimizin-hayatimizlari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sosyofobik</title>
		<link>http://kimsebeniokumuyor.com/2009/08/sosyofobik/</link>
		<comments>http://kimsebeniokumuyor.com/2009/08/sosyofobik/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 16 Aug 2009 12:00:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>egecan</dc:creator>
				<category><![CDATA[kurgu]]></category>
		<category><![CDATA[aşk]]></category>
		<category><![CDATA[duygu]]></category>
		<category><![CDATA[duygusal]]></category>
		<category><![CDATA[fırlama]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[kahraman]]></category>
		<category><![CDATA[paranoid]]></category>
		<category><![CDATA[polis]]></category>
		<category><![CDATA[sigara]]></category>
		<category><![CDATA[sokak]]></category>
		<category><![CDATA[sosyofobi]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kimsebeniokumuyor.com/?p=243</guid>
		<description><![CDATA[Yüzüme maske ettiğim beyaz dumanlar kaybolalı geçen günler sayılıydı. Haftalık terapi grubuma doğru giderken, merkezin bulunduğu sokağa girmeden önce, yakalanma ihtimalimin nispeten az olduğu bu köşebaşında son bir tane yakıp yakmamak arasında tereddütteydim. Aklımın tüm baskısını yenen bağımlılığıma boyun eğip elimi cebime attım. Yan sokaktan gelen patırtıyla panik olup, aynı hızda geri çıkardım. Köşeyi dönüp [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yüzüme maske ettiğim beyaz dumanlar kaybolalı geçen günler sayılıydı. Haftalık terapi grubuma doğru giderken, merkezin bulunduğu sokağa girmeden önce, yakalanma ihtimalimin nispeten az olduğu bu köşebaşında son bir tane yakıp yakmamak arasında tereddütteydim. Aklımın tüm baskısını yenen bağımlılığıma boyun eğip elimi cebime attım. Yan sokaktan gelen patırtıyla panik olup, aynı hızda geri çıkardım.</p>
<p>Köşeyi dönüp görüş alanıma girdiğinde nefes nefeseydi. Az önce izlediği bir filmin etkisinde kalıp, aslında varolmayan tehditleri atlatarak buraya ulaşmıştı sanki. Bir yerbezi kadar buruşuk duran beyaz Gucci pantalonunu çekiştirip, iki adım daha attıktan sonra durakladı. Saçları, yere düşen gül ağacı tokanın baskısından kurtulmanın şerefine dansediyordu. Hayalet görmüş gibi donuk bir bakış ve yarı açık ağzıya bir süre sendeledi. Kirlenmiş olmalarına rağmen hala bakımlı ve estetik gözüken çıplak ayaklarından birini eliyle ovuştururken, diğer eliyle elektrik direğinden destek aldı. Tam o sırada buruşmaya başlayan ağzından çıkan mırıltı, beni delip geçen bakışlarını uzak bir noktaya kilitlemesiyle bir çığlığa dönüşüverdi.</p>
<p>Çığlığının içinde kaybolan kelimeleri seçemeseler de, büyük bir hatanın sonucu gibi duran bu görüntüden rahatsız olan pek çoğu, ne olup bittiğini anlamak için en fazla on saniye daha ayırıp, hiçbir şey olmamış gibi yürüyüp gitti. Bense, içlerindeki yardım etme isteğini tartarak bekleyenlerin arasındaydım. Belki de onlarınki sadece meraktı; bilemiyorum. Onun elektrik diğerine sırtını verip titreyerek yere çöküşünü izlemekse, daha önce mesafeli duran birkaçını onun yanına yaklaştırdı. Benimse bakışlarım hafifçe aşağı, sonra da geriye kaydı; bir büyünün etkisinden kurtulmak istermişçesine. Dizimi hafifçe kırıp, parmak ucumda yükselmiştim ki, &#8220;neyse ki aramızda hala iyi insanlar var&#8221; diyen bir yaşlı kadının sözlerinde hapis kalıp, hepten yere bakmaya başladım.</p>
<p>Tekrar ona bakabildiğimde, ıslak kaldırımla buluşan sarı saçlarını, boş bir çabayla toplamaya çalışıyordu. Sonra da elini gevşetti; yavaşça tekrar kaldırıma dökülen saçlarının eşliğinde ağlamaya başladı. Az önce ortalığı inleten isyankar kadın gitmiş, kimsenin duymasını istemiyormuş gibi sessizce ağlayan bir mağdur gelmişti yerine. Etrafında toplananların sayısı ve yarattıkları gürültü de her geçen saniye artıyordu. Bende değişen tek şeyse, alnımdaki ter damlalarıydı.</p>
<p><span id="more-243"></span>Kalabalığa karışmakta tereddüt edip, sonunda tam yanımda durup meraklı gözlerle olup biteni izlemeye başlayan, kırklı yaşlarındaki bir adam hafifçe yanıma eğildi. Üzerinde jilet gibi keskin duran siyah takım elbisesi, saçlarının arasında yer edinmiş Ray-Ban gözlüğü, beyaz kırçıllarına dokunmadan şekil verdiği saçları ve yüzündeki sert ama olgun bakışları ile “karizması ile prim yapmaya çalışan, yaşlı holywood aktörü” profilindeydi. “Orda uzanıp ağlayıp durdu mu”, diye sordu.</p>
<p>“Yok, daha vahim” dediysem de, devamını getiremedim. Karnıma sanki şu Hint fakirinin üzerinde yürüdüğü iğneler batıyordu. Bir yandan da duvarları yumuklamak istiyordum. Bu duygusal karmaşanın etkisinden kurtulmaya çalışmaksa, sadece daha da terlememe neden oluyordu. “Yani, daha kötü gözüküyor durum bence”, diye devam ettirdim sonra ama kelimeler ağzımdan çıkana dek mırıltıya dönüşmüşlerdi bile.</p>
<p>Yaşça büyük olanların “neyin var yavrum, hadi konuş” diye üstelemelerine tepkisiz kalan kadına dokunmaya ilk cesaret edense, yandaki müzik dükkanından koşup gelen bir satış görevlisiydi. “Birileri kendini kahraman ilan etmezse şaşardım zaten”, diye geçirdim içimden. Dükkanın daracık vitrininden, çok kötü bir yaşam kesidine tanık olduğu bu kadının adını bile bilmeyen, fırlamanın biri&#8230; Suratına da o “ben seni çok iyi anlıyorum ve eğer düştüğün durumdan kurtulursan seve seve seninle sevişirim” klişesini takınmıştı hem de. Üzerinde ne anlama geldiğini bilmediğine emin olduğum Latince bir slogan yazılı tişörtü, uzun saçları ve entel kesim sakalıyla, az önce en ucuz pop şarkıları satmak için yırtınan kendisi değilmiş gibi derin bakıyordu.</p>
<p>“Hanımefendi, lütfen sakinleşin. Ne olduğunu anlatırsanız&#8230;”, diye gevelemeye başladı. Satış görevlisinin, palyaçoların çocuklara gösterdiği kadar yapmacık sevecenliği, ikinci bir çığlıkla bölündü.</p>
<p>“Allah belanı versin senin! Şerefsiz!” Sessiz hıçkırıklarına kaldığı yerden devam eden kadının sesi sokakta yankılandı.</p>
<p>“Korunmaya muhtaç, ağlayan, perişan, sokağın ortasında bir kedi yavrusu gibi kıvrılmış kadın figürü”, bir anda tekrar “avını parçalamak için elinde ne varsa ortaya koyan leopara” dönüşünce, kalabalıktan kopmalar başladı. Ara sıra birileri çıkıp, polis çağırmaktan, zorla hastaneye götürmeye varan türlü fikirleri, soran gözlerle etrafa bakmayı da ihmal etmeden, öksürür gibi seslendiriyordu.</p>
<p>Birdenbire ayağa kalktı. Pantalonunun ceplerini karıştırmaya başladı. Sonunda, elinde pantalonundan bile daha buruşuk beyaz bir kağıt tutuyordu. Kalabalıktan sesler yükselmeye başlayınca, etrafına sert sert baktı. Bu bakışların öncülüğünde attığı bir adım, herkesin gerilemesine yetti. İyice bir orta oyununa dönüşen bu sahneden hepten rahatsız olmuştum. Bakışlarımı tekrar yere indirip, ağır çekimde arkama döndüm.</p>
<p>“Nereye gidiyorsun, hayvan!”, diye bağırdı kadın.</p>
<p>Zaman, benim için durmuştu. Kimse tepki vermeden, o karede istediğim kadar kalabilir, istediğim kadar düşünebilirdim. En başından beri burada durmamam gerektiğini biliyordum, şimdiyse çok geç kalmıştım. Üzerimde onlarca bakışın ağırlığını hissettim. En kötü senaryoları aklımda yazmaya çalışıp, yeterince kötü senaryolar üretemediğime şaşırdım. Terden sırılsıklam olmam sadece saniyeler aldı. Gözlerim büyüdü, kalp atışım hızlandı ve bembeyaz kesildim. Adrenalinin bana verdiği bu geçici kuvveti müzik marketinin vitrinine kadar sendelemekte kullanıp, sırtımı cama vererek yere çömeldim.</p>
<p>“Ne yaptın lan kıza?”</p>
<p>“Dövmüş herhalde, şu polis nerede kaldı?”</p>
<p>“Kağıdı alsanıza kızın elinden, neden sallıyor ki?”</p>
<p>“Delirmiş, delirmiş&#8230;”</p>
<p>Kalabalıktan gelen sesler kesilecek gibi değildi. Her sitem, her özne, her yüklem; kafama saplanan birer çivi gibiyken, bunun bitmesini beklemekten başka bir şeyler yapmalıydım.</p>
<p>“Yeter artık, kapatın çenenizi”, dediğimde sesler biraz olsun kesilmiş, daha sonra ağır ağır artarak, önceki gürültüyü de geçmişti. Tekrar kalabalığa baktığımda; entel fırlamanın, son durduğu yerden birkaç adım uzaklaşmış olan takım elbiselinin kolunu sıkıca kavradığını gördüm. Herkes ona dönmüş, kadını kendi haline bırakmışlardı. Üç beş tanesi bana baktıysa da, ilgileri kısa sürdü. Takım elbiseli, hararetli hararetli bir şeyler anlatıyordu. Kadın sırtını dönüp, gökyüzünü seyretmeye başladı. Bu sahneden sıkılan bir ben değildim belli ki. Elindeki kağıdı buruşturup, kalabalığa doğru fırlattı. Kağıt parçası, entelin bacağına çarpıp, tam önüme yuvarlandı. Islanmasına fırsat vermeden yerden kapıp, kağıdı açtım. İçinde tek bir paragraf karşıladı beni:</p>
<p>“Nefes alıp vermeye devam ettiğin sürece, hayatta sonlardan bahsedilemez. Sadece başlangıçlar vardır. Bunu sakın unutma. Hazırlığı ister bizimki gibi on sene sürsün, isterse bir dakika&#8230;”</p>
<p>Entel, beş dakika daha süren hararetli tartışmanın ardından, takım elbiselinin kolunu bıraktı. Bir kadına, bir de o holywood özentisine baktı. Yüzünü buruşturup, adamın suratına birşeyler mırıldandıktan sonra, yanımdan geçip dükkana girdi. Kalabalık da dağıldı yavaşça. Elimde kağıt, nefesim düzene girene kadar dükkanın önünde beklerken, hiçbir şey düşünemedim. Ağlama sırası bendeydi. Son yaşananların tüm stresinin aniden kaybolmasıyla fazla boşlukta kalmıştım. Sigara pakedini beyaz kağıda sarıp, yolun kenarına bıraktıktan sonra, o köşeyi hiç dönmemeye kararlıydım.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kimsebeniokumuyor.com/2009/08/sosyofobik/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tepeden Bakan Kadın</title>
		<link>http://kimsebeniokumuyor.com/2009/06/tepeden-bakan-kadin/</link>
		<comments>http://kimsebeniokumuyor.com/2009/06/tepeden-bakan-kadin/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 28 Jun 2009 13:15:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>egecan</dc:creator>
				<category><![CDATA[kurgu]]></category>
		<category><![CDATA[aile]]></category>
		<category><![CDATA[aşk]]></category>
		<category><![CDATA[ayıp]]></category>
		<category><![CDATA[din]]></category>
		<category><![CDATA[düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[gülümseme]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[ilişki]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[kriz]]></category>
		<category><![CDATA[nevro]]></category>
		<category><![CDATA[özgürlük]]></category>
		<category><![CDATA[politik]]></category>
		<category><![CDATA[politika]]></category>
		<category><![CDATA[sıradışı]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yırtık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kimsebeniokumuyor.com/?p=233</guid>
		<description><![CDATA[Bizlere tepeden bakan bir kadının hikayesi. Sıradışıların bile sırasında değil o.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Doğalgaz faturasındaki kırmızı yazıların önemini, o sabah soğuk suyla duş alırken kavradı. Su damlaları, uykudan yeni kalkmış bedenine birer iğne gibi batıyordu. Soğuktan mı yoksa sinirden mi olduğunu anlamadığı bir şekilde titriyordu. Onu titreten sinirleriyse, bari boşuna gitmesin diye kendi kendine küfür etti. Titremesi geçmemiş, ancak yüzündeki karıncalanma biraz olsun azalmıştı. Her ne kadar bir bahaneye bağladıysa da, küfürler ağzından kesik kesik, kendini tutamayıp da kusar gibi çıkmıştı. Sanki onu duyabilecek birileri varmış gibi tedirgin oldu. Yine aniden gelen bir taşkınlıkla, tırnaklarındaki kabarmış ojeyi biraz daha kemiriverdi.</p>
<p>Yüzünde bir ekşilik, omuzlarında da biraz çöküklük vardı. İki sene önce, karşı apartmanın altına dükkan açan terzi onu işe aldığında, ne kadar da heyecanlanmıştı oysa. Hayatın ona verdiği yegane ipucu, geri kalan yaşamında yakalaması gereken ip uçları da olsa mutluydu. Mutlu muydu? En azından bir baltaya sap olmuştu ya! Tepedeki keserin kaybolup, onu sadece bir sap olarak bırakacağını bilemezdi o zamanlar. Kimsenin amacı olmayı başaramamış, çok basit zevklerin aracı olma kaderinden kaçamamıştı. En azından, artık öyle hissediyordu.</p>
<p><span id="more-233"></span>Hayatı ciddiye almamayı da öğrenmişti gerçi; ardından da gülümsemeyi. Hayat, tek gecelik, esnek ilişkileri severdi. Ne zaman fazla ciddiye aldıysa, artık hayatta kalamayacağına dair endişeleri de aynı oranda artmıştı. Hayatı bir sevgili, platonik bir aşk olarak görmeye ne zaman başlamıştı acaba? Her başarısının ardından yaktığı sigara, bilinçaltının ona yaptığı bir espri olabilir miydi? Belki de dönüp dolaşıp saplandığı başarısızlığın altındaki sebep de buydu. Öyle başarılı olmak istiyordu ki, sırf kendi değil, herkese sigara yaktırmak istiyordu. Bir ilişki; başarılarını, sevincini, ruhunu ve hatta bedenini herkesle paylaşmasını kaldıramazdı. Herkesin üstüne gelmesi, hayatta ters yönde gittiğine dair bir işaretti aslında. Bu ilişki hastalıklıydı.</p>
<p>Kafasından geçen düşünceleri bir türlü dağıtamadı. Aynaya baktı. Hayır, ona kimse manyak diyemezdi. Tam manyak olmak için gereken bazı parçalar hala eksikti. Elbisesi buruşuktu ama yırtık değildi, mesela. Saçını daha tamamen yolmadığı gibi, ayakkabılarının topukları da sapasağlam yerlerindeydi. Bir işte bile dikiş tutturamamış olmasını açıklayacak kadar nevrotik, herkesin kafasını çevirip bakmayacağı kadar da normal gözüküyordu. Nirvana&#8217;ya ulaşmak, Mevlana&#8217;yla konuşmak veya tamamen aklını kaçırmak kadar, diğer yönde ilerleyip normal olmaya çalışmayı da deneyebilirdi. Delirmek anormallik miydi? Sıradışı yaşayabilmek için sıradanlara muhtaçken, tam bağımsızlıktan kim söz edebilirdi? Sadece politikacılar! Eski bir milletvekili olan komşularının, her akşam kriz geçiren annesiyle kaçmadan önce, babasıyla yaptığı konuşmalardan birinde duymuştu bunu. Annesini seviyordu ama o karizmatik adam onda ne bulmuştu, bir türlü anlayamamıştı aslında.</p>
<p>O zaman daha on üç yaşındaydı. Yaşını net söyleyebildiği son sene yani. Babası evde bulduğu her çerçeveyi ardarda duvarda parçalarken, sessizce odasında beklemişti. Ağlamak istemiş, ancak daha sonra bir titremeyle beraber gelen katı ilgisizliğin etkisiyle susmuştu. Anaokulundaki elişi derslerinden beri tutkuyla ördüğü, kermeslerin vazgeçilmezi kazaklarından birinin ilmeklerinde kaybetmişti kendini.  Ancak sesler kesilince çıkmıştı, odasından dışarı. Cam kırıklarının üzerinden seke seke vardığı kapıdan çıkarken, babasına son defa bakmamıştı bile.</p>
<p>Çocuk aklıyla izlediği &#8220;hayatın özeti&#8221; başlıklı aile yaşantılarından daha iyisine sahip olabileceğini sanmıştı. Bazı şeyleri, bırakın dinlemeyi, gözlerinizle görseniz bile anlayamıyordunuz. Toplumun normalleri ve ondan bekledikleri hiç değişmeyecekti. Bırakın kişisel tercihinizi, aç kalmamak için bile yaptıklarınız sizi hemen sürüden ayırıyor, kurtlara yem ediyordu. Sadece içgüdüleriyle hareket ederek yolunu bulmaya çalıştığı hayat, onu bu noktaya getirmişti işte. Şimdi, insanlara tepeden bakıyordu. Hepsi sınırlı, küçücük alanlarında o politik, etnik ve dini olarak doğru özgürlüklerini yaşıyorlardı. Halbuki o, gerçek özgürlüğü keşfetmek üzereydi. Kendi dünyasına doğru süzülmeden önce, aşağıdakilere muzip bir bakış fırlattı. Önden şişlerini gönderdi tabii; onlarsız yapamazdı.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kimsebeniokumuyor.com/2009/06/tepeden-bakan-kadin/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Küçük Pencere</title>
		<link>http://kimsebeniokumuyor.com/2009/03/kucuk-pencere/</link>
		<comments>http://kimsebeniokumuyor.com/2009/03/kucuk-pencere/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 23 Mar 2009 00:07:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>egecan</dc:creator>
				<category><![CDATA[deneme]]></category>
		<category><![CDATA[kurgu]]></category>
		<category><![CDATA[aile]]></category>
		<category><![CDATA[aşk]]></category>
		<category><![CDATA[başkan]]></category>
		<category><![CDATA[benzin]]></category>
		<category><![CDATA[beyaz]]></category>
		<category><![CDATA[bilgisayar]]></category>
		<category><![CDATA[ev]]></category>
		<category><![CDATA[görüntü]]></category>
		<category><![CDATA[gürültü]]></category>
		<category><![CDATA[manzara]]></category>
		<category><![CDATA[ok]]></category>
		<category><![CDATA[otobüs]]></category>
		<category><![CDATA[sokak]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kimsebeniokumuyor.com/?p=204</guid>
		<description><![CDATA[Cama yasladığı ellerinin etrafında oluşan buğuyu çok seviyordu. Hemen aşağıdaki çirkin otoparkın görülmez olmasını sağlamakla kalmıyordu buğu. Esas güzelliği, üzerine parmaklarıyla çizdiği herşeyi bir dahaki sefere hatırlamasıydı; tabii cam silinmediği sürece. Ne yazık ki çerçevenin altı aylık beyaz badanası bez darbeleriyle yer yer dökülmüştü bile. Ufuk çizgisinin biraz aşağısında, deniz olduğunu hayal ettiği mavi bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Cama yasladığı ellerinin etrafında oluşan buğuyu çok seviyordu. Hemen aşağıdaki çirkin otoparkın görülmez olmasını sağlamakla kalmıyordu buğu. Esas güzelliği, üzerine parmaklarıyla çizdiği herşeyi bir dahaki sefere hatırlamasıydı; tabii cam silinmediği sürece. Ne yazık ki çerçevenin altı aylık beyaz badanası bez darbeleriyle yer yer dökülmüştü bile. Ufuk çizgisinin biraz aşağısında, deniz olduğunu hayal ettiği mavi bir bulutun üzerinde dansediyordu gözbebekleri. Sahilde sapsarı kumlar, kumların üzerinde kırmızı plaj havluları vardı. On senedir o masanın üzerindeymiş gibi duran &#8220;yeni&#8221; bilgisayarını çok sevmişti. Babası bilgisayarına internet de bağlatınca, penceresinden gözükenleri daha iyi anlar olmuştu. Manzarasına denizi getiren, bir gel-git olmalıydı. O bölgede olduğunu bildiği teyzesinin evini de sular altında bırakarak gelmiş, ama gitmeyi unutmuştu. Otoparka gelip de aylardır gitmeyen, kırmızı, 1958 model Cadillac Deville gibi. Araba o kadar muhteşem gözüküyordu ki, ilk gördüğü anda onu bilgisayarına duvarkağıdı yapmaya karar vermişti. Benzini içiyor, şanzımanı da sürekli sorun çıkarıyordu ama muhteşem bir haftasonu arabası olabilirdi! Sahibi onu bu sorunlar yüzünden mi terketmişti acaba? Yoksa, engellilere ayrılmış alana park ettiği için sahibinin bacaklarını kırmış olabilirler miydi ki? Son zamanlarda sokaklarında kavga eksik olmuyordu zaten. Kavgalıların sesi yeri göğü inletiyor, kendi resimleriyle süsledikleri koca otobüsleri daracık sokaklara sürerek, neden haklı olduklarını herkese duyuruyorlardı. Arabanın sahibine zarar vermemiş olmalarını dileyerek, kendini yatağına bırakıp düşüncelere daldı.<span id="more-204"></span></p>
<p>O akşamüstü ev kalabalıktı. Sıkı sıkıya kapalı kapısından sızan sesler kafasının içinde yankılanırken, aradan annesinin sesi seçiliyordu. Söylenerek yatağından kalktı ve kulağını kapıya dayadı.</p>
<p>Annesi alaycı bir sesle konuşuyordu. &#8220;Hadi o öldü duymadın&#8230; Bizim oğlana bile yollamışlar kağıdı&#8230; Müthiş hür iradesiyle o da&#8230; Evet canım sorma&#8230;&#8221;, şeklindeki yarım yarım cümleler, sık sık kinayeli gülüşmelerle kesiliyor; başkandı, başa bakandı derken, bir dolu insana söz söyleniyordu. Kavga, evlerine de sıçramıştı işte! Neden şu misafirler gelmişti ki? Gürültü yaptıkları yetmiyormuş gibi, ailesini de kavgaya taraf etmişlerdi. Aslında ailesinin taraf olup olmamasından değil, çıkan kargaşadan dertliydi. Kafasını yastığa gömdüyse de, ancak saatler sonra uykuya dalabildi.</p>
<p>Ertesi güne alışık olmadığı bir saatte uyandırılarak gözlerini açtı. Babası çoktan kalkmış, onun da hemen ayaklanması için başına dikilmişti. Çok önemli bir işleri vardı. Ülke meselesiydi. Gitmezlerse, &#8220;kıyamet kopacak&#8221;, &#8220;güç yanlış insanların elinde olacak&#8221; idi. Dünyayı kurtaracaklardı herhalde? Yüzünü buruşturdu. Gezegen kurtarma havasında değildi. Pencere güzeldi, camın arkası sıcak ve güvenliydi&#8230; Cadillac! Onu daha yakından görmek için, pencerenin ötesine bile geçerdi! Yüzü ışıldadı, yatağından babasının koluna tutunarak kalkıp, dolabına yöneldi. Babasının şaşkın bakışlarını görmezden gelerek, hızla eldivenlerini giydi. İnternet&#8217;ten Cadillac&#8217;ın &#8220;ateşli&#8221; olduğunu önceden öğrenmişti neyse ki.</p>
<p>Babası, &#8220;Daha oyalanırsan, görevimiz için gecikeceğiz&#8230; Hem çıkışta teyzenlere gideceğiz, geçen sefer ne çok eğlenmiştin&#8221;, diye ikna konuşmasına devam ediyordu. Teyzesinin evinin yerinde artık plaj olduğunu, çünkü oraya deniz geldiğini söyleyemedi. Onların odası arka sokağa bakıyordu, görmemeleri normaldi. En iyisi babasının şahsen oraya gidip görmesiydi. Belki denize de girerlerdi?</p>
<p>Sokağa çıktıklarında, Cadillac&#8217;ın etrafında toplanmış bir grup genci farketti. Bir tanesi, güzelim arabanın üzerine oturmuş sigara içerken, küllerinin o sanat eserine dökülmesine aldırış etmiyordu. Kaşlarını elinden geldiğince çatarak, ona baktı. Herifin onun bakışını farketmesiyle, gözlerini kaçırması bir oldu. İnsanların bunu yapmasına alışıktı. Çevresine bu derece korku salmak, çok hoşuna gidiyordu. Bir yandan da babasının elinden kurtulmaya çalıştıysa da başaramadı. Cadillac&#8217;ın parlak krom tamponlarının gerçek görüntüsünü beynine kazıyordu. Lastikleri inmiş, camları kırılmış, kaportası yamulmuş olabilirdi ama göz alıcılığını aynen korumuştu. Bütün yaşıtlarının sınavlara girip de ayaklarının yerden kesildiği dönemde o, pencerenin arkasından seyretmekle yetinebilmişti. Sürmesi yasaktı, peki ya dokunmasına neden izin vermiyorlardı ki?</p>
<p>Babası onu görev yerine doğru çekiştirirken işin detaylarını; oklu seçenekleri, aylı seçenekleri ve lambalı seçeneği dinledi. Zor görevleri, mevcut seçeneklerden doğrusunu bulup, yuvarlak kısma damgayı tutturmaktan ibaretti. İşleri böylelikle yoluna koyup, teyzesine içleri rahat gidebileceklerdi. Ah, babası gerçeği bilseydi!</p>
<p>Görev yerleri kalabalıktı. Kavga edenlerin resimleri de asılıydı. İnternette, artık kabadayılığın övüldüğünü okumuştu ama bu kadarını da beklemiyordu. İnsanlar, kavga edenlere tapıyor gibiydi. Onu da sıraya soktular. Herkes ona bakıp, aynı hızda gözlerini kaçırıyordu. Sokağa çıktığında zaten hep böyle yaparlardı ama bu sefer daha da fazlaydı. Bu kargaşada, insanlar korkak mı olmuştu? Bunun üzerine fazla kafa yoramadan, sıra ona geliverdi. Babasının ona verdiği kartı gösterip, kabine girdi. Doğru seçeneği bulana kadar biraz zorlandıysa da, görevini başarıyla tamamlayabilmişti.</p>
<p>Konuşmalarından anladığı kadarıyla bir yanlışlık yüzünden iki sokak ötede görevlendirilen annesiyle buluşup, teyzesine gitmek üzere otobüse bindiler. Anne ve babasının neşesi, onu daha da endişelendiriyordu. Kesinlikle teyzesinin başına gelenlerden haberleri yoktu. Otobüs hızla ilerlerken, gökyüzünün deniz, kum ve plajdaki havluların renklerine boyandığını gördü. Hatta bunlar boya değil, düpedüz, görev yerinde damgalanmayı bekleyenlerin bayraklarıydı. Bayrak sahiplerinden birisini çok sevindirmiş olmalıydı, kendini önemli hissetti.</p>
<p>Teyzesinin evine geldiğinde, gökyüzündeki bayraklar dışında herşeyi aynı buldu. Aynı sokak, aynı bina, aynı bakkal, aynı dilenci&#8230; Yerler ıslak bile değildi. Ailesinin yaşayacağı şok için endişelenirken, kendi travmasının ortasında kalakalmıştı. Deniz yoktu. Plaj yoktu. Kırmızı havlular da yoktu. Ok, kuş, lamba ve ay vardı. Gözünden gelen yaşı hemen silip, teyzesini kucaklamaya gitti.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kimsebeniokumuyor.com/2009/03/kucuk-pencere/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bil Bakalım Ben Kimim</title>
		<link>http://kimsebeniokumuyor.com/2008/11/bil-bakalim-ben-kimim/</link>
		<comments>http://kimsebeniokumuyor.com/2008/11/bil-bakalim-ben-kimim/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 03 Nov 2008 13:08:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>egecan</dc:creator>
				<category><![CDATA[kurgu]]></category>
		<category><![CDATA[ayıp]]></category>
		<category><![CDATA[bahane]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[başa sarmak]]></category>
		<category><![CDATA[boş]]></category>
		<category><![CDATA[cenaze]]></category>
		<category><![CDATA[değişim]]></category>
		<category><![CDATA[farklılık]]></category>
		<category><![CDATA[geç]]></category>
		<category><![CDATA[gülümse]]></category>
		<category><![CDATA[hareket]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[kapak]]></category>
		<category><![CDATA[mürekkep]]></category>
		<category><![CDATA[nakarat]]></category>
		<category><![CDATA[sel]]></category>
		<category><![CDATA[sene]]></category>
		<category><![CDATA[sıradışı]]></category>
		<category><![CDATA[suç]]></category>
		<category><![CDATA[suç ortağı]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kimsebeniokumuyor.com/?p=128</guid>
		<description><![CDATA[Şarkı sözü gibi yaşanmıştı hayatı. Değişik olmak için ne kadar çabalasa da, nakarat geliyor ve boşa çıkarıyordu bütün çabasını. Dünyaya gelmesi bir cinayetti sanki, değişime olan inancın cenazesiydi kalkan. Satırlara döktü derdini; mürekkep içinde kaldı her tarafı. Temizlendi hemen. Bu hastalığı onun yaydığını kimseler bilmemeliydi. Bir farklılık yarattığını anladı o anda, tırnaklarının kenarları koyuydu artık. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Şarkı sözü gibi yaşanmıştı hayatı. Değişik olmak için ne kadar çabalasa da, nakarat geliyor ve boşa çıkarıyordu bütün çabasını. Dünyaya gelmesi bir cinayetti sanki, değişime olan inancın cenazesiydi kalkan. Satırlara döktü derdini; mürekkep içinde kaldı her tarafı. Temizlendi hemen. Bu hastalığı onun yaydığını kimseler bilmemeliydi. Bir farklılık yarattığını anladı o anda, tırnaklarının kenarları koyuydu artık. Önce sola, sonra sağa bakıp, sonra tekrar sola bakmayı unutup da atladığı bir yolda kucaklaştı kaderiyle. Acele etmeden topladılar yola dökülenleri; ikisi de sağa baktığından, birbirlerini göremeyip çarpışınca. Ellerini sordu ona yeni arkadaşı. Ne bulaşmıştı tırnaklarına? Bizimkisi, yola kapaklanmasını hatırlatıyordu ama devamını getiremedi bahanesinin. Anladı ki, suç ortağını kandırmaya çalışmıştı. Gülümsediler. Geçmişte tanışmak istediler birbirleriyle. Hemen samimi olabileceklerdi böylelikle. Nakarat gelmeden önceki kısıtlı zamanı çok iyi kullanmalıydılar. İki sene önce tanışmış olmaya karar verdiler. Dolu dolu yaşayıp, boş geçen iki senenin acısını çıkardılar. Tadı güzel yiyecekler, yapmayı sevdiğimiz o &#8220;sıradışı&#8221; hareketler, güzeli gördüğümüzde aklımızdan geçenler&#8230; Nasıl ki bunların hepsi zararlıydı; onlar da, yanyana gelmeyi seviyorlardı, beraberlerken herşey güzeldi ve akıllarında saklamıyorlardı arzularını: Onlar da zararlıydı. Daha fazla zaman kaybedilmeden, hayatları başa sarıldı.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kimsebeniokumuyor.com/2008/11/bil-bakalim-ben-kimim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bir ÖSS Daha Geçti, Benim Aklım 2004&#8242;te</title>
		<link>http://kimsebeniokumuyor.com/2008/06/bir-oss-daha-gecti/</link>
		<comments>http://kimsebeniokumuyor.com/2008/06/bir-oss-daha-gecti/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 16 Jun 2008 12:10:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>egecan</dc:creator>
				<category><![CDATA[geyik]]></category>
		<category><![CDATA[günlük]]></category>
		<category><![CDATA[kurgu]]></category>
		<category><![CDATA[bilgisayar]]></category>
		<category><![CDATA[deli]]></category>
		<category><![CDATA[Ders]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[karalama]]></category>
		<category><![CDATA[küçük]]></category>
		<category><![CDATA[öğren]]></category>
		<category><![CDATA[ÖSS]]></category>
		<category><![CDATA[ÖZZ]]></category>
		<category><![CDATA[şiir]]></category>
		<category><![CDATA[sınav]]></category>
		<category><![CDATA[test]]></category>
		<category><![CDATA[üniversite]]></category>
		<category><![CDATA[yaz]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kimsebeniokumuyor.com/?p=89</guid>
		<description><![CDATA[Annemlerin evindeki eski odamı karıştırırken bulduğum karalama defteri, ÖSS&#8217;ye hazırlanırken ne kadar zor bir dönemden geçtiğimi hatırlattı. Oynatmaya az kalmış ama ucuz kurtulmuşum sanırım. Okurken zaman zaman &#8220;eskiden ne aptalmışım&#8221; dedirten karamalarımdan bazı ilginç yerleri paylaşmak istedim: Cafeye gitmeyeceğime yemin ettim, bugün tarihi bir gün: 22/12/03 (evde bilgisayar da yok, bunun yanında). ÖZZ (öğrenciye zıçıp [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Annemlerin evindeki eski odamı karıştırırken bulduğum karalama defteri, ÖSS&#8217;ye hazırlanırken ne kadar zor bir dönemden geçtiğimi hatırlattı. Oynatmaya az kalmış ama ucuz kurtulmuşum sanırım. Okurken zaman zaman &#8220;eskiden ne aptalmışım&#8221; dedirten karamalarımdan bazı ilginç yerleri paylaşmak istedim:</p>
<blockquote><p>Cafeye gitmeyeceğime yemin ettim, bugün tarihi bir gün: 22/12/03 (evde bilgisayar da yok, bunun yanında).</p></blockquote>
<blockquote><p>ÖZZ (öğrenciye zıçıp zıvama) sınavı dolayısıyla odama kapanmış bulunmaktayım, lütfen daha sonra tekrar deneyiniz.Yanıt vermezsem, hıncınızı kapıdan çıkarabilirsiniz. Miyav!</p></blockquote>
<blockquote><p>Benim boyum hala uzuyor mu yoksa artık enine mi gitmeye başladım? (Yaşa ÖZZ) Bana dokunmayan yılan burj al arab&#8217;da yaşasın.</p></blockquote>
<p><span id="more-89"></span></p>
<blockquote><p>Osman vardı ya bizim oradan Öldü ya sonra düşüp damdan Dikelim biz de bir fidan Koyalım adını cavidan Ne şekerdir senin kaynanan Bak onun adı da cavidan Görürsün artık aydan bile baksan Ne senden vazgeçerim ne yardan  Baytsız hayat bana bir zindan Sıçtık şiire, yeniden mi başlasayDAN?</p></blockquote>
<blockquote><p>Eğer bana bu defteri yazıyla doldurmamı söyleselerdi yapabilirdim ama demediler&#8230; Peki sorduk mu dediler mi diye? Peki deyip demediklerini veya/hatta dediğini sorup sormadığını veya sormayıp ne yaptığını sorduk mu ki?</p></blockquote>
<blockquote><p>Bu özel dersler beni bıkkınlık derecesinde kısıtlamaya başladı. sanki eriyor gibi hissediyorum. Eve gelip bir rahat uzanamadan bir adamın yanına dikilip (çakılıp) kafa sallamak; sırf ÖZZ için, katlanılacak şey değil. Hep çalışmadan başarmanın yollarını bulmaya çalışan Ege&#8217;nin karşısına çıkan bu engel sağlam çıktı. Bir toslasak da aklımız başımıza gelse ama nerde(&#8230;) ben adam olmam. Bu arada sabahtan beri geçip duran ambulanslar da nesi; nüfusun yarısı kalp krizi mi geçirdi? Heh!</p></blockquote>
<blockquote><p>Şimdi evde kös kös ve pös pös oturmuş (her ne demekse) hoca bekliyorum. Aslında, gelen, yanında çakılıp oturacağım bir tip değil ama ben yine de bu kekleme safhasını hiç sevmiyorum. Yazık, şimdi yağmur yağıyor ve kızın nasıl geleceği hakkında bir fikrim yok. Bir saat gecikti ya, neden ki?! Acaba yolda yürürken topuklu ayakkabısının topuğunu bir çukura basınca kırıp, bunun üzerine girdiği bir ayakkabıcıda sıra bekliyor olma ihtimali nedir? Ece odama geldi şimdi, gereksiz şirinlik yapıyor. Test çözer gibi yaparken dikkatim dağılmasın diye odamda saat bile yok, pff. Yahu bir saat gecikmiş bu kız acaba ayakkabı tamircisi hikayesi doğru mu oldu? Belki de tamirciye aşık olmuştur&#8230; belki&#8230;</p></blockquote>
<blockquote><p>(&#8230;) her ne kadar bu sene derste not tutup, başarılı bir öğrenci portresi çizeceğimi söyleyip kendimi kandırsam da, kendim, kandırıldığını fark ederek bu küçük oyundan kurtulup, özüne dönüverdi. Yine serseriyiz adına&#8230; yok gölgenin gücü&#8230; &#8220;ler&#8221; miydi? Mmgh!</p></blockquote>
<blockquote><p>(&#8230;)son derece deli bir insan, son derece yağmurlu bir günde&#8230; kapı çaldı! Hocalar da hep yağmurlu güne buluy&#8230; **!</p></blockquote>
<blockquote><p>Hoca geldi gitti ve aradan bir gün geçti ama hala içim sıkkın ya, odama kısılmış duruyorum yine. Bir kurumun (lüzumsuz bir kurum) yaptığı bir sınav için bütün gün odama kapanıp ders çalışır gibi yapıyorum. Neden üniversiteler kendi sınavlarını yapmıyor da ben bir sürü ezikle aynı sınava girmek zorunda kalıyorum? Millet deli gibi çalışıyor diye benim de eve hatta odama kapanmam çok saçma. Neyse en iyisi Beşiktaş&#8217;a akmak&#8230; annem kızar mı acaba?</p></blockquote>
<p>ÖSS&#8217;ye çalışmakta olan bir ergenin saçma ve karalama kağıdının boş köşelerinde başlayıp, birkaç satır altta biten haykırışları, şimdi beni çok güldürüyor tabii ki. Bunlar gibi saçma yazılarla doldurduğum yüzlerce sayfaya harcadığım zamanı soru çözmek için kullanmadığımdan dolayı en küçük bir pişmanlığım da yok ayrıca. Hangi üniversitede değil de, hangi bölümde okuduğunuzun önemli olduğunu ancak sonradan kavrıyorsunuz.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kimsebeniokumuyor.com/2008/06/bir-oss-daha-gecti/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>6</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Neden Sizce?</title>
		<link>http://kimsebeniokumuyor.com/2008/04/neden-sizce/</link>
		<comments>http://kimsebeniokumuyor.com/2008/04/neden-sizce/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 09 Apr 2008 16:22:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>egecan</dc:creator>
				<category><![CDATA[deneme]]></category>
		<category><![CDATA[kurgu]]></category>
		<category><![CDATA[absürd]]></category>
		<category><![CDATA[acınası insanlar]]></category>
		<category><![CDATA[algı]]></category>
		<category><![CDATA[asfalt]]></category>
		<category><![CDATA[beklenti]]></category>
		<category><![CDATA[boş]]></category>
		<category><![CDATA[bunalım]]></category>
		<category><![CDATA[deli]]></category>
		<category><![CDATA[endişe]]></category>
		<category><![CDATA[felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[gözlem]]></category>
		<category><![CDATA[havuç]]></category>
		<category><![CDATA[hayal]]></category>
		<category><![CDATA[inceleme]]></category>
		<category><![CDATA[kırılganlık]]></category>
		<category><![CDATA[küfür]]></category>
		<category><![CDATA[özgür irade]]></category>
		<category><![CDATA[özgürlük]]></category>
		<category><![CDATA[psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[saçmalık]]></category>
		<category><![CDATA[savunma mekanizması]]></category>
		<category><![CDATA[sıkıntı]]></category>
		<category><![CDATA[sinir]]></category>
		<category><![CDATA[sokak]]></category>
		<category><![CDATA[takıntı]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kimsebeniokumuyor.com/?p=70</guid>
		<description><![CDATA[Nedensizce sakladı kendini. Korunmak istiyordu dışarıdaki hayattan. Hayatın ona ne getireceğini bilmiyordu ve bilmediği her şeyden olduğu gibi, ondan da nefret ediyordu. Ölüm bir çare değildi. Bu paranoyayı yenmenin yolunu bulmak adına yaşamını harcayabilirdi ama canına kıymak çözüm olamazdı. Yeni aldığı havuç soyma aletine hayrandı. Geri kalan bütün yaşamını havuç soyarak geçirmek istedi. Havuç soyarken [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="imgege" style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer;" title="Aygibi" src="http://kimsebeniokumuyor.com/wp-content/uploads/2008/04/moon_hdr_s-150x150.jpg" alt="" width="150" height="150" />Nedensizce sakladı kendini. Korunmak istiyordu dışarıdaki hayattan. Hayatın ona ne getireceğini bilmiyordu ve bilmediği her şeyden olduğu gibi, ondan da nefret ediyordu. Ölüm bir çare değildi. Bu paranoyayı yenmenin yolunu bulmak adına yaşamını harcayabilirdi ama canına kıymak çözüm olamazdı. Yeni aldığı havuç soyma aletine hayrandı. Geri kalan bütün yaşamını havuç soyarak geçirmek istedi. Havuç soyarken düşünebiliyordu uzun uzun. İsterse sosyalleşebiliyordu hatta; nasıl mı? Tezgahın önündeki pencereden yaptığı gözlemlerle, hiç tanımadığı insanların hislerine ortak olmayı öğrenmişti, şimdiden. Uzun seneler boyunca orada durup, elindeki iğrenç, kabuklu havuçları arındırırken; bir yandan da gözlem yapmak konusunda uzmanlaştığında, insan sarrafı olabileceğini hayal etti. Uzunca ve hafif kavisli bir sokağın tam ortasındaydı evi. Eve yemek servis eden motorsikletlerin gıcık sesi de olmasa, küfredecek bir şey bulamıyordu, asfalt kaplı yol boyunca. Sokakta yaşayanların önemli bir kısmı yemek yapmayı bilmiyordu, ya da zamansızlık sorunu, insanlara kendi elleriyle yemek yapma zevkine elveda dedirtecek kadar büyümüştü şu şehirde.<span id="more-70"></span> Şehir karmaşıktı. İçine dalıp, basit işlerle uğraşanları küçümseyecek kadar karmaşık. Basit işlerle uğraşanlar, vasıflı ve meşgul olanların arasına karışmış, bir gün ortalamaları alınacakmış umudu taşır gibi koşuşturuyorlardı amaçsızca. Yağmur başladı. Havuçların kabuklarını, yağmurun ritmine uyarak soymaya başladı. Asfaltın çatlağından akmaya başlayan suyun, ona ulaşmayan ama kafasında canlandırdığı sesi de eşlik etti eğlencesine. Böylesine mutlu bir şekilde mutfakta zaman öldürürken, neşesini ancak kapı zili bozabilirdi. Evin önceki sahiplerinin garip zevkleri sonucu taktırdıkları o katlanılamaz zilin üzerine soyacakla yürümeyi daha önce deneyip de bir işe yaramadığını öğrenmiş olduğundan, kaderine boyun eğip, kapıya yöneldi. Kapıyı araladığında, zile saydırdığı küfürlerin kaç tanesini yüksek sesle söylediğini hatırlamaya çalışıyordu. Kapıcının yüzündeki ifadeden, kendini bu sefer biraz fazla kaptırmış olabileceğini tahmin etti. Kendini kaptırmanın güzel yanları da vardı; evet. Kimsenin size karışamayacağı o anlarda tamamen özgürleşip, atmosferi, beyninizin bir parçasıymışçasına, düşüncelerinizi saklamak için kullanabiliyordunuz; etrafınızdaki kalabalık sizi zorla ambulansa bindirip de sakinleştirici iğneden gelen zehir kanınıza karışıncaya kadar, tabii. Kendini saklamaya devam edecekti. Nedeni vardı ama yok sayılacak kadar saçmaydı. Hayatın ona ne getireceğini ölene dek bilemeyeceğine inanmaya başlıyordu. Belki de, onun hayatı evinde zaman öldürmekten ibaretti? Bu bir getiri değildi. Hayır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kimsebeniokumuyor.com/2008/04/neden-sizce/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bir Obsesifin Hatır Sorgusu</title>
		<link>http://kimsebeniokumuyor.com/2008/03/bir-obsesifin-hatir-sorgusu/</link>
		<comments>http://kimsebeniokumuyor.com/2008/03/bir-obsesifin-hatir-sorgusu/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 07 Mar 2008 22:42:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>egecan</dc:creator>
				<category><![CDATA[deneme]]></category>
		<category><![CDATA[kurgu]]></category>
		<category><![CDATA[Amerikan]]></category>
		<category><![CDATA[aşk]]></category>
		<category><![CDATA[deli]]></category>
		<category><![CDATA[egzersiz]]></category>
		<category><![CDATA[hayal]]></category>
		<category><![CDATA[parmak]]></category>
		<category><![CDATA[sanmak]]></category>
		<category><![CDATA[şans]]></category>
		<category><![CDATA[tahmin]]></category>
		<category><![CDATA[yorum]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kimsebeniokumuyor.com/2008/03/bir-obsesifin-hatir-sorgusu/</guid>
		<description><![CDATA[Günler sana yazacaklarımı planlayarak geçtiğinden, atacağım ilk elektronik posta biraz gecikti; kusura bakma. Yetmiş beşinci sınıf Amerikan (şimdi orada olduğundan, belki de örneğim daha zekice gözükür sana) filmlerinde yapılan &#8220;iğrenç bahane&#8221; esprisiyle girdiğim için özür dilerim ama aklım sen oraya gitmeden önceki gün başıma gelip, sonra senin peşinden gidip, takip eden üç haftanın sonunda ancak [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Günler sana yazacaklarımı planlayarak geçtiğinden, atacağım ilk elektronik posta biraz gecikti; kusura bakma. Yetmiş beşinci sınıf Amerikan (şimdi orada olduğundan, belki de örneğim daha zekice gözükür sana) filmlerinde yapılan &#8220;iğrenç bahane&#8221; esprisiyle girdiğim için özür dilerim ama aklım sen oraya gitmeden önceki gün başıma gelip, sonra senin peşinden gidip, takip eden üç haftanın sonunda ancak geri gelince, bahane bulmak zorlaşıyor açıkçası. Bu konuyla ilgili söyleyeceğim her şey, zaten lafın gelişinden dolayı bir bahane niteliği kazanacağından, karman çorman olan lafı da daha dolandırmadan, konumuza dönelim istersen? İstersem! Senin isteklerini binlerce kilometre öteden tahmin edebildiğimi düşünecek kadar da delirmedim. Gel gör ki, lafı da gidişine bırakıverebiliyorum, işte böyle. Gerçi görmek için gelmene de gerek yok, nasılsa bu bir elektronik posta; en azından, öyle olma yolunda.</p>
<p>Her ne kadar yüzsüz bir insan olsam da bu kadar uzun bir süre tek kelime konuşmadığım için kendimi suçlu hissediyorum ve senden özür diliyorum. Şaka bir yana, sırf gecenin bu saatinde canım sıkıldığı için, biraz da parmaklarıma egzersiz olsun diye, sana bu postayı gönderiyorum; sakın şımarma. Şımarma ama, seni şımartmak istemediğimi de sanma.<span id="more-64"></span> Okuduklarımı sanrısızca okuyabileceğini umuyorum, pek sanmasam da. Parmak egzersizi bahanemin pek şık durmadığının da farkındayım; bir türlü bağlayamadığım konuya ilginin her satırda azalacağının da&#8230; &#8220;Şaka bir yana&#8221; derken bile şaka yapıyor olduğumun da altını çizmem gerekir.</p>
<p>Artık, sesini duyma özlemimle başedebiliyorum ama (konuya balıklama atlamamı garipseme lütfen, başka şansım yoktu), günlük işlerimi en olmadık yerlerde aksatan, düşüncelerimi senin yokluğunun üzüntüsüne teslim edişim, beni çok zorluyor. Belki de, parantezler içine bu kadar saçma açıklamalar yazmamın sebebi de budur; sensizliğin gerçekliğine inanamazken, espri yapasım geliyor hemen. Seni yanımda hayal etmek komik gelmiyor elbet; sen bu mektubu okurken, ses tonumun seni yönlendirmeyeceğini bildiğimden söylemek istiyorum ki, senin elini şimdi tutabilmekten daha ciddi bir isteğim olmamıştı, önceden. En ciddi isteğimin bu olduğuna inandığını bir an için düşündüm de, ciddiyetsiz biri olduğumu sanma sakın. Tek meselem sevgim benim. Aşık olmak.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kimsebeniokumuyor.com/2008/03/bir-obsesifin-hatir-sorgusu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Son Sayfa</title>
		<link>http://kimsebeniokumuyor.com/2008/02/son-sayfa/</link>
		<comments>http://kimsebeniokumuyor.com/2008/02/son-sayfa/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 15 Feb 2008 10:13:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>egecan</dc:creator>
				<category><![CDATA[deneme]]></category>
		<category><![CDATA[kurgu]]></category>
		<category><![CDATA[boş]]></category>
		<category><![CDATA[hayal]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[kahraman]]></category>
		<category><![CDATA[kitap]]></category>
		<category><![CDATA[kurban]]></category>
		<category><![CDATA[okur]]></category>
		<category><![CDATA[paragraf]]></category>
		<category><![CDATA[roman]]></category>
		<category><![CDATA[şans]]></category>
		<category><![CDATA[şizofren]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kimsebeniokumuyor.com/2008/02/son-sayfa/</guid>
		<description><![CDATA[Kimsenin okumayacağını bile bile yazılmış bir romanın kahramanıydı o. Bir kitap dolusu yazılmış zırvanın arasında kayboluyor ve her bölümün sonunda da yığılıyordu bir köşeye. Kanlar içindeyken bile kimse el uzatmadı. Herkes nefret ediyordu ondan. Kitabın yazarına küfür etti ama bir şey değişmeyecekti. Onu hayatta tutan tek şey, o kitaptaki kahraman olduğunun bilinciydi. Ne biçim kahramanlıktı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>Kimsenin okumayacağını bile bile yazılmış bir romanın kahramanıydı o. Bir kitap dolusu yazılmış zırvanın arasında kayboluyor ve her bölümün sonunda da yığılıyordu bir köşeye. Kanlar içindeyken bile kimse el uzatmadı. Herkes nefret ediyordu ondan. Kitabın yazarına küfür etti ama bir şey değişmeyecekti. Onu hayatta tutan tek şey, o kitaptaki kahraman olduğunun bilinciydi.</div>
<div>Ne biçim kahramanlıktı bu? Hep, iyi karakterlerden yiyordu tekmeyi. İyiler, kahramana kötülük yapabilir miydi? Sonradan mı düzeleceklerdi? Biraz duraksadı ve allak bullak olmuş kafasını daha da fazla bunlara yormamaya ve her şeyi akışına bırakmaya karar verdi; sanki başka bir şansı varmış gibi. Yan karakterler, ondan daha fazla ilgi çekti. Hep arkada kalıyor ve ne zaman odak noktası olsa, tekmeyi yiyip, bir parçasını daha kaybediyordu aklının. Sayfa aralarından ara sıra kendini gösteren ışığı yakaladıkça gözleri kamaşıyor ve hayallere dalıyordu. Yaratılmış kocaman dünyanın içinde sayısız olay dönüyor, sayfalar ilerliyor, o ise bir köşede kıvrılmış hayal kuruyordu sadece. Kahramanın köşede bırakılıp, hiçbir şeye bulaşmadığı bir denemenin mi kurbanıydı?</div>
<p>Kitapta biraz daha ilerleyince, işler daha da kötüleşti. Bir bölümün sonunda ağır yaralanıp, her zamanki gibi bir köşeye yığılmıştı. Ölümün soğukluğunu yavaş yavaş hissederken, bu bölümün çabucak sonlanmasını ve her romanda olduğu gibi, bir sonraki bölüme tamamen iyileşmiş bir kahraman olarak başlamayı arzu ediyordu. Etrafında bir kalabalık bile toplanmadı. Yazar, kahramanımızın birkaç sayfa sonra turp gibi tekrar sahneye çıkacak olmasını nasıl açıklayacaktı acaba? İçinde yaşadığı halde çözemediği kurguyu, hangi okur severek takip edebilirdi ki? Bu, yazarın derdiydi. Etrafta olup bitenlere iyice kulak kesildi. Bir alt paragrafta kavga çıkacaktı, anladığı üzere. Sinirler gerilip, yan karakterler kozlarını paylaştıkça, sıranın ne zaman ona geleceğini düşünmeye başladı. Belki de diğerleri, onu kötü adamların elinden kurtarmanın savaşını veriyordu? Belki&#8230;<br />
Sonraki bölümde, intihar etmiş bir evsizin cesedini inceleyen polisler vardı. İki bileğini de kesmişti zavallıcık. Elinde küçük bir defter buldular. Kana bulanmış yaprakların üzeri, anlaşılması zor bir el yazısıyla kaplıydı. Kimsenin onu okumadığından dert yanmıştı, sayfalar boyunca. Yazı olmayan boş alanlar, kan ile kırmızıya boyanmıştı. Birkaç saat önce önünde kavga eden travestilerden biri, ters ters baktığı bahanesiyle bir tekme savurmasa, öldüğünü bile fark etmeyeceklerdi.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kimsebeniokumuyor.com/2008/02/son-sayfa/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
