Yayın Tarihi: 12 Eylül 2008
Hayatta bazı gerçekleri daha net görebildiğim yaşlara geldiğimden (?) yeni mi farkediyorum, yoksa bana yansıyan gibi, insanlar her geçen gün daha da fırsatçı ve kötü mü oluyorlar? Ortada köprü olmadığı sürece dayıya dahi ayı diyenler, zeytin dalından bozma oklarla güvercin avına çıkanlar, iyiliği denize atmak yerine prim yapmak için bir göklere yazmadığı kalanlar ve türevleri; diğerlerinin haklarına, denizden çekilip de çocuklara oynasın diye verilen kaya balıklarının yaşam hakkına verdiği kadar değer veren şu insancıklar, aniden hortlayan bir tür olmalı. Kolay para, kolay şöhret ve hatta kolay (rahatsız olanları hiçe sayan) eğlence bağımlısı olmuşuz. Mutlu olmayı, diğerlerinden daha üstün olmakla bağdaştırdığımız için, herkesin yaptığımıza imrendiği etkinliklerin bağımlısı olmuşuz; bizi gerçek anlamda mutlu etmeseler bile. Niye ki? Salak mıyız biz? (unutmayın: uzun vadede hepimiz ölüyüz)
Kategori: deneme | 2 Yorum Yapılmış »
Yayın Tarihi: 9 Eylül 2008
Son zamanlarda, teknolojinin iyice hayatımıza girmesiyle, her türlü değişime doğası gereği direnen toplum biraz zorlandı. O veya bu şekilde, artık, sıradan bir insan internetten bankacılık, bürokrasi, alışveriş ve diğer pek çok işini halledebiliyor. Değişim süreci içinde haşır neşir olmanın zorunlu kılındığı zamanlarda nefret duyulan bilgisayarlar, gitgide daha da tercih edilir hale geldiler ve artık bazı işlerin sadece bilgisayarlar ve bağlandıkları akıl almaz büyüklükteki ağ -internet- olmadan yapılamaması pek yadırganmıyor. Dünyanın gelişmiş kesiminin geçişinden 10 sene sonra gerçekleşmiş olsa da, bu yapılanmanın yarattığı kolaylıkları keşfedenlerin, her alanda bunlardan yararlanmak istemesi sayesinde çabucak diğerlerine yetişeceğimizden eminim.
Bu kadar iyimser havanın ardından, bu yazıyı yazmama neden olan bazı saçma tavırlara değinmek istiyorum. Bilgisayar kullanmak, doksanlı yıllarda bir asosyallik ve hatta sosyofobiklik gösterge sayılıyordu. Aslında bu çok da temelsiz bir görüş değildi nitekim, bir sorun çıktığında başvurulacak kaynakların azlığı, programların henüz evrimlerinin başında olmalarından kaynaklanan karmaşık yapı, sık görülen mavi ekranlar ve can sıkıcı donanım arızaları; bütün kullanıcıları birer uzman olmaya itiyor ve bu da sosyal hayattan ciddi fedakarlıklar gerektiriyordu. Kimisi gerçekten bilgisayarlara ilgi duymazken, bu belirttiğim varsayımlardan dolayı ondan uzak duranların sayısı da az değildi. Yazının Devamı »
Kategori: deneme | 2 Yorum Yapılmış »
Yayın Tarihi: 7 Ağustos 2008
Evinizin bulunduğu sokaktan çıkana kadar bile defalarca sövdüren trafik yüzünden sinirle başlayan günler, işyerinde bir yoğunluk ile yorgunluğun karışımını bünyeye bulaştırarak sürer; zamansızlık da gün sonu değerlendirmesi (tabi ona da zaman kalıyorsa) sırasında düşünülüp, stresi körükler. Bütün günleri, diğer günleri kurtarmak için harcıyoruz ama “kurtarılmış günler” ancak, altmışlarımızdan sonra başlıyor ve ardından geliyor, ne yapacağını bilememenin can sıkıntısı. Onu zaman kazanmak için kullanmak adına, bütün yaşamımızı onu kazanmaya adadığımız para; geri kalan hayatımızda harcayıp bitiremeyeceğimizden iyice emin olduğumuzda veya beceriksizliğimiz tuttuğunda, ancak azalmaya başlar hesapta.
Yazının Devamı »
Kategori: bunluk, deneme, geyik | Yorum Eklenmemiş »
Yayın Tarihi: 23 Temmuz 2008
Bugünlerde durgunlaştım yine. Hatta, elimdeki bulguları birleştirince, bunalımda olduğumu söyleyebilirdim ama eminim ki değilim, çünkü mutsuz değilim. Mutlu olduğum için mi rahatsızım, yoksa mutluluğumdan rahatsız olanlar yüzünden mi tedirginim; bilemiyorum. Çok garip, duygusal tecrübeler yaşatıyor bana bu sahte bunalım. Bunlardan en ilginciyse, sık sık yaşadığım yabancılaşmalar. Herhangi bir konuşmanın ortasında, araba kullanırken, merdivenleri çıkarken ve hatta hiçbir şey yapmadan dururken; bütün her şeyden sıyrılıp, yaptığım işi otomatik pilota devredip, kendimi ve içinde bulunduğum ortamı dışarıdan seyretmeye başlıyorum. Bununla da kalmayıp, her an, her şeyi sorgulamaya başlıyorum. Mesela; evliliğin, o akşam sevişeceğinizi akrabalar başta olmak üzere mümkün olduğunca fazla sayıda insana duyurmak olduğuna dair yüzeysel ve “fena” bir yargıya, uzun uzadıya düşündükten sonra varmış bulunuyorum ve bulunduğum yerin, “normal insanlarca”, yanlış yola saparak varılan “sapık” bir konum olarak görüldüğünü de gayet iyi biliyorum. Kısa bir mesafeyi yürüyecekken, içimden rastgele bir sayı seçip, her adımda bu sayıyı bir eksilterek ilerlerliyorum ve sıfırı bulursam moralim de sıfırlanıyor.
Yazının Devamı »
Kategori: bunluk, günlük | 2 Yorum Yapılmış »
Yayın Tarihi: 7 Temmuz 2008
Kronik ekonomik sıkıntılar, psikotik vatandaşlar, trafikte harcanan saatler, namı sivrisinekleri sollayan keneler, küresel ısınma, ülkemizdeki yozlaşma, ergenekon bayramının kurbanları, türban tartışmaları, “Rüştü bizi harcadı”, “peki ya AKP kapatılacak mı” derken, stres topu olduk hepimiz. Bizi bizden soğuttu birileri. Ben de bu akımdan nasibimi alıp, dolar hesabımı kapattım ve paramın tamamını altın fonuna yatırdım. Yalan tabii. Üstte saydıklarımın herhangi biri için yapacak hiçbir şeyimin olmaması; olsa da, yapacak cesaretimin hiç olmamasındandır ki, ben de, toplumun geri kalanı gibi, yazın ortasında bir kış uykusuna yattım; bekliyorum. Tostunu yemiş Çağla gibi, son otobüsün kalkış saatinde durağa varmış sarhoş gibi, çocuğu ÖSS’ye girmiş veli gibi; endişeyle, merakla, bir tutam da “ya bir mucize olursa” umuduyla bekliyorum. Basit espriler yapıyorum, fazla düşünmüyorum, gülerken fazla ses çıkarmayıp, güldürürken de düşündürmüyorum; düşündürücü bir geleceğe doğru sürüklenen toplumda, ters yöne kürek çekmenin boşa olduğunu anlamış, akıntıya saldım kendimi, gidiyorum. Giderken kol bile çırpmayıp, sadece bekliyorum. Beklerken gözlerim boş durmasa da, “geleceğe bakıp da moral bozmak yerine, arkamı dönüp de geçmişi mi sevsem”, diyorum. Geleceğin çöpten çelebileri yerine, geçmişte saçmalarken bile samimi olmayı başaranları sevmeye devam etsem, bir işe yarar mıydı?
Kategori: bunluk | 2 Yorum Yapılmış »
Yayın Tarihi: 16 Haziran 2008
Annemlerin evindeki eski odamı karıştırırken bulduğum karalama defteri, ÖSS’ye hazırlanırken ne kadar zor bir dönemden geçtiğimi hatırlattı. Oynatmaya az kalmış ama ucuz kurtulmuşum sanırım. Okurken zaman zaman “eskiden ne aptalmışım” dedirten karamalarımdan bazı ilginç yerleri paylaşmak istedim:
Cafeye gitmeyeceğime yemin ettim, bugün tarihi bir gün: 22/12/03 (evde bilgisayar da yok, bunun yanında).
ÖZZ (öğrenciye zıçıp zıvama) sınavı dolayısıyla odama kapanmış bulunmaktayım, lütfen daha sonra tekrar deneyiniz.Yanıt vermezsem, hıncınızı kapıdan çıkarabilirsiniz. Miyav!
Benim boyum hala uzuyor mu yoksa artık enine mi gitmeye başladım? (Yaşa ÖZZ) Bana dokunmayan yılan burj al arab’da yaşasın.
Yazının Devamı »
Kategori: geyik, günlük, kurgu | 6 Yorum Yapılmış »
Yayın Tarihi: 4 Haziran 2008
Bir liste çalışması daha, karşınızda.
Buffalo buffalo Buffalo buffalo buffalo buffalo Buffalo buffalo - İngilizce’de anlamlı bir cümle.
List of banned films - Hangi ülkelerde, şimdiye kadar hangi filmler yasaklanmış?
Turkey From 1000 Feet - “Yaklaşık 300 Metreden Türkiye” adlı çalışma, “Turkish From 1000 Feet” mi aslen, acaba.
Kare - Salih Memecan’dan, uzun lafın kısası; hatta, karikatürü.
Unutulmaz plak kapakları - Fazla söze gerek yok; yine.
Düğün davetiyesi - İlaç gibi geldi.
Küçük Prens - Yine mi sen? Prens kafalı pilot. Yılan takıntılı, küçük ressam.
Dobişko - Web2.0 dedik, bağrımıza bastık ama… Suyunu mu çıkardılar? Mekan bulma aparatı. Evet.
Markalar Tarihi - Yarım yıllık “gelenek”lerden tutun, en bi köklülerine…
Öğren - Bir gün gelir, senin de bilmediğin bir şey çıkar. O değil de, bilgisayar becerisini arttırmak adına pek bir verimli, pek bir Türkçe.
Gafoloji - Düşünmeden konuşanların tutanağı
Bira - Evde yapmaya ne dersiniz?
Kategori: liste | 4 Yorum Yapılmış »
Yayın Tarihi: 3 Haziran 2008
Yer: Avcılar. Akşamüstü. Zaman, tam olarak, bankaların kapanmasına beş kala. Saatte yüz kırk kilometre hızla giden bir araba. İçinde ben. Benim de içimde bir sıkıntı. Ne olduğu belirsiz bir şekilde beynimi zorlayıp, saçma düşüncelere yöneltiveriyor. Bankaya yetişmekten çok, İstanbul’da yaşayanların onda biri, birbirine dava açsa, Çağlayan’da (şimdilik bir temelden ibaret olarak) “avrupa’nın en büyük adliye sarayı” olmayı bekleyen yapının yetip yetmeyeceği gibi garip şeyleri düşünüp, endişeleniyorum. Sakın birbirinize durup dururken dava açmayın. Yetmeyebilir çünkü bence. Çevreyolunun ortasına “SWH” yazıp, üzerinden geçen herkesi, -bilmem kaçıncı- dereceden cinayetle suçlayıp, kapasiteyi tek başıma doldurasım da var aslında.
Kategori: geyik, günlük | Yorum Eklenmemiş »
Yayın Tarihi: 2 Haziran 2008
Benim çok hoşuma giden, eğlencelik bir test öğrendim bugün. Testin mantığıyla ilgili birşeyler yazmadan önce, yazdıklarımın etkisi altında kalmamanız için, nasıl yapıldığını söylemeliyim. Eğer testi uygulamadan yazının devamını okursanız, başarılı sonuçlar alamayabilirsiniz. Öncelikle, bir A4 kağıdın üzerine, buraya tıklayarak ulaşabileceğiniz, bir’den altı’ya kadar numaralandırılmış şekilleri çizin veya resmin çıktısını alın. Daha sonraysa, sırasıyla her bir şeklin üzerini dilediğinizce çizerek, onlardan birer resim yaratın. Önemli olan, ne kadar yaratıcı olduğunuz değil, çizdiklerinizin sizi ifade edip etmediği. Testin değerlendirilebilmesi için, elinizde her birinin içinde bu şekillerden ayrı biri kullanılmış olan, altı tane resim olması gerekiyor. Hepsi bu kadar. Şimdi gelelim testin değerlendirilmesine.
Yazının Devamı »
Kategori: geyik | 6 Yorum Yapılmış »
Yayın Tarihi: 30 Mayıs 2008
“Olasılıksız’ın Yazarı Adam Fawer’dan” ibaresi, kitabın adından daha büyük yazılmış olduğundan, çekinerek aldığım bu kitap hakkında biraz yazmak istedim (evet, uzatmadan da başlayacağım hatta). Kitabın dış görünüşü, yazarı (en azından, bence) gereğinden (!) fazla meşhur eden ilk romanı, “Olasılıksız”ın, renklendirilmiş bir kopyası gibi. Beyaz, sade bir kabuğun üzerinde, rastgele saçılmış (daha sonradan, empatiyi temsil edeceklerini öğrendiğimiz) birkaç renk damlası ve bu cümbüşün tam ortasında konumlandırılmış “Empati” başlığı ile, onun biraz altında, yazarın adı. Şimdiye kadar saydığım her özelliğini itici bulduğum kitabı, artık süpermarketlerde bile satılmasının da getirdiği küçümsemeyle (biraz burnum havada, evet), bir süre okumadan beklettim. Baş ucumda, “bir açıp baksan aslında, neler bulacaksın içimde” dermiş gibi bekleyen kitabı birkaç gün önce açtım ve “Olasılıksız” kadar olmasa da, içinde geçen gerçek temelli ama sahte bilim ve felsefe dünyasına kendimi kaptırıp, kısa zamanda bitirdim.
Yazının Devamı »
Kategori: kitap | 9 Yorum Yapılmış »