ekonomi

...etikete göre gösteriliyor

 
 

Kadın ve Erkekler İçin Temel Dersler

Pazartesi, 1 Haziran 2009

Kimisi ayrı gezegenlerden geldiğimizi iddia eder, kimisi de farkın sadece fiziksel olduğunda ısrar eder… Öyle ya da böyle, günlük hayatta özellikle karşı cinse sinirlenmek için pek çok bahanemiz vardır. Acaba bazı davranış biçimleri okulda okutulsaydı, bunun üstesinden gelebilir miydik? Evet, yine “internette dolaşırken rastladığım bir yazının tercümesi” ile karşınızdayım:

Kadınlar İçin Dersler (KDN) :

  • 101 : Ev işlerine giriş: Feminizm ile Faşizm arasındaki benzerlikler
  • 102 : Dırdır etmeden ev işi yapma yöntemleri ve faydaları
  • 103 : Televizyonun önünden geçmemenin önemi
  • 104 : Bulaşık makinesi: Önceden suda çalkalamanın gereksizliği
  • 111 : Ev ekonomisine giriş: Basit para hesabı
  • 112 : Taşıyabildiğini değil, paranın yettiğini almanın önemi
  • 121 : Kendi başına lavaboya gitmek
  • 122 : Tuvalet kapağı: Sinirlenmeden, kendi kendinize indirmek

Devam etmek için tıklayın »

En Son Kaydettiğim Yerden Devam Et!

Çarşamba, 17 Eylül 2008

Okul başlamıyor bu sene. Her geçen günün daha da şiddetli olarak hatırlattığı, sürekli bir eksiklik hissettiren bir durum. Evden çıkarken, anahtarı almayı unutmuşsunuz gibi bir şey. “Yahu daha dün başlamıştık sanki” laflarıyla bezenmiş, bütün üniversiteden arkadaşların diyalogları. Okulda hala yapmadığım birşeyler olmalı. Seçmelisinden temeline bütün dersleri aldım, kantinde oturmadık sandalye bırakmadım, festivaline katıldım, “gencim” bahanesiyle saçmaladım… Kısacası, üniversite öğrencisi olmanın tüm olanaklarından faydalandım ama birşey eksik! Acaba öğretinin içeriğinden mi tatmin olmadım, “ekonomist” kabuğunu mu yadırgadım yoksa, sinir olduğum bir öğretim görevlisinin kafasına taş atamadım diye mi bu takıntım? Cevabını bilmediğim sorular için olasılıkları saymayı bırakmam gerek; kafam, daha da karışıyor.

Belki de sonu “ist” yerine “olog” ile biten bir meslek bulmalıydım. Makinist ve hatta çapulcu aktivist’i hatırlatan ekonomist (iktisatçı, evet) ünvanı yerine; jinekolog, sosyolog, antropolog, biyolog, teknolog, psikolog ve benzeri karizmatik isimli mesleklerden birini edinseydim, tatmin olacaktım belki. Olamadım ama, kimsenin okumadığı ve koskoca bir monolog olan bir blog yazmaya başladım. Yetmez mi dersiniz?

Çöpten Çelebiler Sahnesi

Pazartesi, 7 Temmuz 2008

Kronik ekonomik sıkıntılar, psikotik vatandaşlar, trafikte harcanan saatler, namı sivrisinekleri sollayan keneler, küresel ısınma, ülkemizdeki yozlaşma, ergenekon bayramının kurbanları, türban tartışmaları, “Rüştü bizi harcadı”, “peki ya AKP kapatılacak mı” derken, stres topu olduk hepimiz. Bizi bizden soğuttu birileri. Ben de bu akımdan nasibimi alıp, dolar hesabımı kapattım ve paramın tamamını altın fonuna yatırdım. Yalan tabii. Üstte saydıklarımın herhangi biri için yapacak hiçbir şeyimin olmaması; olsa da, yapacak cesaretimin hiç olmamasındandır ki, ben de, toplumun geri kalanı gibi, yazın ortasında bir kış uykusuna yattım; bekliyorum. Tostunu yemiş Çağla gibi, son otobüsün kalkış saatinde durağa varmış sarhoş gibi, çocuğu ÖSS’ye girmiş veli gibi; endişeyle, merakla, bir tutam da “ya bir mucize olursa” umuduyla bekliyorum. Basit espriler yapıyorum, fazla düşünmüyorum, gülerken fazla ses çıkarmayıp, güldürürken de düşündürmüyorum; düşündürücü bir geleceğe doğru sürüklenen toplumda, ters yöne kürek çekmenin boşa olduğunu anlamış, akıntıya saldım kendimi, gidiyorum. Giderken kol bile çırpmayıp, sadece bekliyorum. Beklerken gözlerim boş durmasa da, “geleceğe bakıp da moral bozmak yerine, arkamı dönüp de geçmişi mi sevsem”, diyorum. Geleceğin çöpten çelebileri yerine, geçmişte saçmalarken bile samimi olmayı başaranları sevmeye devam etsem, bir işe yarar mıydı?

Empati

Cuma, 30 Mayıs 2008

Empati (kapak)“Olasılıksız’ın Yazarı Adam Fawer’dan” ibaresi, kitabın adından daha büyük yazılmış olduğundan, çekinerek aldığım bu kitap hakkında biraz yazmak istedim (evet, uzatmadan da başlayacağım hatta). Kitabın dış görünüşü, yazarı (en azından, bence) gereğinden (!) fazla meşhur eden ilk romanı, “Olasılıksız”ın, renklendirilmiş bir kopyası gibi. Beyaz, sade bir kabuğun üzerinde, rastgele saçılmış (daha sonradan, empatiyi temsil edeceklerini öğrendiğimiz) birkaç renk damlası ve bu cümbüşün tam ortasında konumlandırılmış “Empati” başlığı ile, onun biraz altında, yazarın adı. Şimdiye kadar saydığım her özelliğini itici bulduğum kitabı, artık süpermarketlerde bile satılmasının da getirdiği küçümsemeyle (biraz burnum havada, evet), bir süre okumadan beklettim. Baş ucumda, “bir açıp baksan aslında, neler bulacaksın içimde” dermiş gibi bekleyen kitabı birkaç gün önce açtım ve “Olasılıksız” kadar olmasa da, içinde geçen gerçek temelli ama sahte bilim ve felsefe dünyasına kendimi kaptırıp, kısa zamanda bitirdim. Devam etmek için tıklayın »

Her Yaşın Ayrı Özet Cümleleri Vardır

Salı, 25 Mart 2008

0 (1986) Galiba kelim parladı! Çernobil’e doğuverdik sanırım.
1 (1987) Yürü yürü nereye kadar? Yürütecime uzanan eller kırılsın!
2 (1988) Bana uzun cümleler kurdurtmayın! İleride önce hanginize hitab ettiğim konusunda bile uzlaşamayacaksınız zaten.
3 (1989) Yuvada acayip çevre yaptım. O değil de, bugün hoca elimi tuttu.
4 (1990) Ön koltukta ben oturacağım! Kolama su katmayın! Ben de Parlament gece sinemasını izlemek istiyorum! Kardeşimi artık istemiyorum, geri alın!
Devam etmek için tıklayın »

Termosifonda Sıcak Su Yokken

Pazar, 6 Ocak 2008

Bir gün boyunca, kendini hırpalamak için yıpranmış ilişkileri telafi turlarından tutun, kışlık kıyafet alışverişi yapmaya ve sonunda ders çalışmaya kadar sayısız yorucu işe bulaşmışken; gece yarısı, bir ekonomik safsata paragrafının ortasında, tamamen psikolojik sebeplerle karnı acıktı. Kahramanımız, bütün öğünleri saatinde ve fazladan yarım porsiyonlarıyla beraber tüketmiş olduğunun bilinciyle kendini tutmak yerine, o anda canının istediğini yapmayı seçti. Kendisi bir ruh hastası olduğundan, buna benzer seçimler olağan hale gelmişti. Uykusuzdu ve eve de yetişmesi gerekiyordu ama psikolojik açlığı yanında bunlar teferruattı. İnternet üzerinden sipariş vermekte karar kıldıktan sonra garip bir web sitesinin menüleriyle boğuşurken, ertesi günden çaldığı saatlerde, elde vardı bir. Otuz lirayı tutturunca bedavaya gelen DVD, ancak bu kadar önem kazanabilirdi. Bir saatlik bekleyişin ardından gelen pizzaya saldırınca, acı gerçeği farketti: Uykusuzdu, eve geç kalmıştı, verimli ders çalışamamıştı ve en önemlisi, karnı aç değildi. Pizzanın bir yarısını zoraki de olsa mideye indirdikten ve yanlış DVD’yi getirdiği için pizzacıya küfür ettikten sonra eve gidip, İnternet’ten “uyku verimi” üzerine olan yazıları araştırdı. Uykuya ayrılan az ve dolayısıyla değerli zamanını, geriye kalanı verimli kullanmak için araştırma yapmaya harcayarak, büyük bir risk almıştı. Asgari uyku ihtiyacını isterse iki saat düşürebileceğini okumasıyla dayanılmaz bir hafifliğe kapılıp, kendini yatağa bıraktı. Kazandığı iki saati düşünerek yatakta heyecanla dönerken; yeni günün ortasına, dokuz saatten az kalmıştı. Devam etmek için tıklayın »

Sessizce Delirenin Savunması

Perşembe, 3 Ocak 2008

Bugün kar yağdığında, sanki hâlâ lisedeymişim ve sokağımızdaki beyaz objeler, içine çöp doldurulmuş alışveriş poşetlerinden ibaret olmadığı anda okul tatil olacakmış gibi bir duyguya kapıldım. Pek de gereksiz bir kardı. Neden yağdı bilmiyorum. Muhtemelen kendisi de bilmiyordur. Kar taneleri düşünemez. Güzel ve düşünemeyen her şeyi seven biz erkekler, pencereden, yağan karı seyretmeyi severiz. Dikkatinizi çekerim, yağışın adını “-i” hâlinde çekerek yapılan basit espriye yeni bir bakış açısı getirdim; böyle de gözünüze sokarım, çok kötü olduğu hâlde. Bizim sevgimizin, yüzüne krem sürebilip, bir de yediklerine az da olsa dikkat edebilenlerle sınırlı olmadığını kanıtlamaya çalışıyorum aslında. Erkekleri saygın gösterme cemiyetinin en halka karışmış üyesiyim ve size kimsenin okumadığı bir blogdan sesleniyorum; evet. Uydurduğum saçma durum komedisini çözmeye çalışarak okumaya devam ediyorsanız, yeni paragrafa atlamadan önce durun. Hızınızı alıp, öyle gelin. Devam etmek için tıklayın »

Kime Diyorum

Cuma, 21 Aralık 2007

-nasıldı bugün?
-ne olacak, bütün gün sınava çalıştım
-peki ya bir işe yaradı mı?
-bu, işe yaramaktan ne anladığına bağlı
-dersi verebileceksen, işe yaramış demektir
-üzgünüm… bu, benim için bir ölçüt değil
-peki ya nedir senin ölçütün?
-çalıştıklarımın bana kattıkları gibi sıradan bir yanıt vermeyeceğim asla…
-eh, ben de bunu beklemiyordum açıkçası
-ne bekliyordun?
-beni bırakalım, sen de ölçütünü açıkla bakalım
-tamam… işe yarayan bir çalışma, seni hayattaki hedeflerine biraz olsun yaklaştırandır. Bu açıdan bakarsak, gayet verimli çalıştığım söylenebilir Devam etmek için tıklayın »