geyik

...etikete göre gösteriliyor

 
 

Üçüncü Boyutta Mucizeler

01 Haziran 2009

Peter Roe‘nun muhteşem çalışmasını sizinle (Sizlerle? Sizle? Acaba bunun sık kullanım şekli nedir…) paylaşmak istedim. Ne benimle, ne de bu blog ile çok alakası olan bir konu değil bu ama ben video’dan çok etkilenip hemen “büyüyünce (yuh) üç boyutlu modelleme yapıcam, robot arkadaşlar edinicem” diye ortalıkta gezinmeye başlayınca duramadım. Muhteşem, değil mi? Bir de baştaki robot, bizim makina değil mi yahu?

Kadın ve Erkekler İçin Temel Dersler

01 Haziran 2009

Kimisi ayrı gezegenlerden geldiğimizi iddia eder, kimisi de farkın sadece fiziksel olduğunda ısrar eder… Öyle ya da böyle, günlük hayatta özellikle karşı cinse sinirlenmek için pek çok bahanemiz vardır. Acaba bazı davranış biçimleri okulda okutulsaydı, bunun üstesinden gelebilir miydik? Evet, yine “internette dolaşırken rastladığım bir yazının tercümesi” ile karşınızdayım:

Kadınlar İçin Dersler (KDN) :

  • 101 : Ev işlerine giriş: Feminizm ile Faşizm arasındaki benzerlikler
  • 102 : Dırdır etmeden ev işi yapma yöntemleri ve faydaları
  • 103 : Televizyonun önünden geçmemenin önemi
  • 104 : Bulaşık makinesi: Önceden suda çalkalamanın gereksizliği
  • 111 : Ev ekonomisine giriş: Basit para hesabı
  • 112 : Taşıyabildiğini değil, paranın yettiğini almanın önemi
  • 121 : Kendi başına lavaboya gitmek
  • 122 : Tuvalet kapağı: Sinirlenmeden, kendi kendinize indirmek

Click to continue »

Titreşimler

25 Ocak 2008

titreşim(Bunları, önceki yazımın gerçek yüzü gibi görebilir veya tükenmez çelişkilerimi herhangi bir şekilde açıklamak zorunda olmadığınız için, hafif bir gülümsemeyle, okumaya devam edebilirsiniz) Hayatımı tamamen saçma işler üzerine kurmuşken, sadece hırsım yüzünden aldığım yedi dersin tek dönemlik sıkıntısının yarattığı izler, beklediğimden de kalıcı oldu. Açıklandıktan bir hafta sonra bir arkadaşı sorunca, ayıp olmasın diye notlarını öğrenen ve aldığı nota hiç itiraz etmeyip, mutlu mesut yaşamını sürdüren bu öğrenci; notların açıklanacağı tarihi yakından takip eder oldu. “Disco Partizani” gibi komik şarkılara muzur yüz ifadeleri ile eşlik etmeyi seven biriyken, Leonard Cohen’in mavi yağmurluk başlıklı “mektubunu” ezbere okur oldu; en küçük bir duygusal çöküntü dahi olmadan, hem de. Dostoyevski okumaktan sırf isimleri ezberleyemediği için çekinirken, beslediği sokak köpeğini Fyodor Pavloviç diye çağırır oldu; hayvanın soran gözlerle bakmasına da aldırmadı… “Hırs” denilenin, her ne ise, çok tehlikeli bir şey olduğunu zaten biliyordum ama, hiç denemeye fırsatım olmamıştı. Bence, insanın kişiliğini, ister istemez, çok değişik yönlere çekebilecek bir hastalık gibi. Melankoli nasıl bir sorunsa, kabul edilebilir ölçünün üzerindeki hırs da öyle değerlendirilmeli. Click to continue »

Arada Uykumu Bile Aldım

20 Haziran 2007

Sınavlar biteli oldu bayağı; notlar bile açıklandı. Sınavına son anda girdiğim Game Theory dışında hepsi A’dan B eksiye kadar bi aralıkta toplanmış durumda… daha ne isteyebilirim ki? Aslında pek çok şey isteyebilirim ama sanırım şimdilik sadece bir şey daha istemekle yetineceğim: Yeni bir bilgisayar almak için yeterli parayı çabucak toplamak! Başardığımda, dünyada benden mutlu sadece bir insan kalacak (Bakınız, hâlâ pay bırakıyorum). Bu arada şehirdeki hava sıcaklığı otuzun üzerindedir herhalde, çünkü serinliğiyle ünlü köyümüzde bile klima çeyrek gün mesai yapmak zorunda kalıyor. Yazı yazma hevesim de sıcakta erimeden devam edeyim.

Geçen Cumartesi kim geldi bilin bakalım? Odtü’lü eski inek, yeni tembel öğrencimiz Hakan, biz ona gitmeyince, İstanbul’a gelivermiş. Aynı günün akşamüstü için Gülşah’a söz vermiştim ama sabahım boştu ve eski bir dost ile Tophane’de nargile içmek için her zaman vakit vardır. Önce Beşiktaş’ta buluşup, Şampiyon’a attık kendimizi. Ben deli gibi yersek gelecek hesabın ne kadar olabileceğini düşünedurayım, Hakan yarım ekmeği bile bitiremeyerek beni dumur etti. Günde dört ekmek yeme potansiyeli olan adam nasıl olur da o ekmek parçasını midesine kabul edemezdi? Bu ilginç durumu diğerlerine anlatmak için sabırsızlandım durdum. Biraz oyalandıktan sonra Tophane’ye yollandık ve günün büyük bir kısmını tavla oynayarak geçirdik. Tavlada yenildim ama intikamım acı olacaktı. Yüzlerce defa sallanan zarlar ve içilen çaylardan sonra Taksim’e yalnız yollandım. Arada hakan Adeks’e takılsa da sonradan Gülşahla bana katıldı ve beraber yemek yedik. Hakanla yine yalnız kalınca tam eve yollanıyorduk ki, Taksim meydanının ortasında kurulmuş mini golf platformuna takılıverdik. Aslında benim küçük çocuk ısrarıyla Hakan’ı ikna ettiğim de bir gerçek. Onun takılacağı yoktu yani… Zorlu sahalarda (!) yaşanan büyük çekişmenin ardından parkurları bir eksik vuruşla tamamlayan bendeniz, bu büyük galibiyetin coşkusu ve tavlada yenilmiş olmanın ezikliğiyle, golf sopasını Hakan’ın kol altına sıkıştırdım.

Ertesi gün Eray’ı da yanımıza alıp, Taytay’ı gurbete gitmeden önce son bir defa görüp, Evren’in yanına İzmit’e yollandık. Orada yaptıklarımızın bir özetini çıkarmaya çalışsam, boşa çaba olacağından; birer şişe votka ve rakıyla arkadaşlarının evine giden bir grup genç olduğumuzu not etmekle yetiniyorum.

Eve geri döndüm ve şimdi de tatil hazırlıklarının bitimiyle yola çıkmak arasındaki iğrenç boş zamanı yaşıyorum. Belki de yazı yazarak bu boşluğu doldurmak en iyisi oluyor. En azından, yazın ne yaptığımı soranlara verecek uzun bir cevabım hazır oluyor. Çamyuva’da geçecek bir haftanın sonunda da bir iki rotaract hadisesi dışında beni monoton bir çalışma hayatı bekliyor. Hiç bitmese şu bir hafta bari… Eğer bilgisayar almayı başarırsam, muhtemelen biraz da olsa neşelenirim ama düşündükçe de sıkılıyorum şu üç ayı.

Bunlara da Bakın

01 Haziran 2007

New and Improved Stereotypes adlı blogda, insanların kafalarında hep varolan aptal önyargılar abartılarak, komik karikatürlerle süslenmiş.

Cats of the World‘de ise, dünyanın değişik yerlerinden kedilerin fotoğrafları toplanmış.

Old Grandma Hardcore ise, oyun oynamayı çok seven bir anne annenin (!) maceralarını (!!) anlatıyor.

(18+ Rahatsız Edici İçerik) Hardley Surton; Woman with Wine, Babes with Books, Tea Birds ve Sleeping Cuties adlı dört ayrı blogda sırasıyla elinde şarap tutan, kitap okuyan, çay içen ve uyuyan kızların fotoğraflarını toplamış. Bazıları iğrenç bir görüntü oluştursa da, bu tür değişik bi çalışmaya yer ayırmadan geçemedim. Ayrıca burada da sanatçının (!) flickr fotoğrafları var. (Önemli: Bazı fotoğraflar rahatsız edici olabilir. Blogger’da rastgele gezinirken rastladığım bu çalışmaları gördükten sonra ruh halinizde oluşabilecek herhangi bir dalgalanma için sorumluluk kabul etmem)

Catcro ise, sizi güldürmesi muhtemel bir sürü kedi resmiyle dolu. Alt tarafta yer alan “older posts” tuşuyla daha önceki fotoğrafları da görebilirsiniz.

Mos Way Sunrise, gün doğumlarını sevenler için mükemmel bir arşiv.

Geekflatgeek tarzında dekore edilmiş bir dairenin fotoğrafları

Bunun benzeri listelerimi daha sonra sık sık göreceksiniz. Şimdilik yeter bu kadar…

Kadınlarda Nelere Dikkat Etmeli?

31 Mayıs 2007

Yaşamımın ergenlik safhasına adım attığım günden beri, kafamda mükemmel kadını şekillendirmeye çalışıyorum. Sayısız başarısız ilişki ve sayısız kalp ağrısından sonra, yeni tanıştığınız bir kadını değerlendirirken kullanabileceğiniz on adet kriter çıkardım:

  1. Melinda’dan kaçın! Biliyorum, çok saçma gelecek ama bir kadın, adında “m, e, l, i, n, d, a” harflerinden ne kadar azını taşıyorsa, size o kadar az acı çektirir. Mesela, “Melda” ismi tamamen bu harflerden oluşmuştur. Mümkünse “Su” isimli biri bulunmalıdır. Tek yanlış harf ile, “Duygu” ve benzeri isimler de tercih sebebidir. Bu kuralın geçerliliği, tecrübe ile sabittir aslında ama pek çoğu böyle şeylere inanmadığından, fark edilmez.
  2. Saçlarını düzenli olarak boyatanlardan korkun. Özellikle de sizin erkek halinize ve gözünüzün yaşına bakmadan, teker teker saçına ve yüzüne ne işlemler uygulandığını anlatanlardan çığlık çığlığa kaçılarak, erkekliğin onda dokuzunu oluşturan kutsal görev yerine getirilmelidir. Büyük bir kendine güven eksikliğinin en önemli simgesidir bu.
  3. Kıskançlık gözlerden anlaşılabilir! Gözlere dikkatli bakıldığında, bazı kadınların büyüleyici bakışları altından gözlerinden fışkıran o duyguyu anlamak çok kolaydır. Sizden etkilendiklerini hissettiğiniz anda gözlerinin içine bakın; buğulu merceğin altında bir ışıltı görüyorsanız, kendinizi kıskançlık krizleri eşliğinde geçen, bol açıklama bekleyen bir ilişkiye hazırlayın. Aslına bakarsanız bu söylediğim kehanetten çok öte bir şey. Gözlerdeki ışıltı, beynin tamamen size odaklandığını gösterir ve bu odaklanmayı sağlayabilen kadınlar, aynısını sizden de bekler.
  4. Takıntılara dikkat! Takıntılar her noktada karşınıza çıkabilecek ve uzun bir ilişkide hayatınızı zindan edebilecek, küçük ama tehlikeli detaylardır. Unutulamayan eski bir erkek arkadaşla özdeşleştirilmeniz veya doğuştan itibaren edinilen huylar nedeniyle sizden beklenebilecek öyle şeyler vardır ki, bir süre sonra hayatınız, takıntıların kontrolü altına girebilir. Bundan sakınmanın en iyi yolu, bir ilişkiye başlamadan önce içilecek bir kahvedir. Evet; bir kahve! Uzun süre konuşup, yönlendirici sorularla takıntılar ortaya çıkabilir ve hatta doğrudan takıntıların mevcudiyeti sorgulanabilir.
  5. Varsayımlar sizi yok eder. Kısa zamanda yakınlaştığınız insanlar hakkında, bu sürede onlar hakkında her şeyi öğrenemeyeceğiniz için bazı varsayımlar yapabilirsiniz. Mesela, biriyle tanıştınız ve iki hafta içinde, birbirinizin hayat arkadaşı gibi hareket etmeye başladınız. Bunu muhtemelen, kan uyuşması gibi salak bir tabirle ifade ederdiniz; öyle değil mi? Çok büyük bir hatadır bu. Bu iki hafta içerisinde, tanıştığınızda elinde tuttuğu kitaptan, edebiyatla arasının iyi olduğunu; giydiği birkaç etekten, modayı yakından takip ettiğini; içten sarılmaları sonucu, size çok güvendiğini ve benzeri çıkarımları yaparsanız, aslında o kişinin arkadaşının kitabını teslim etmek için evden yine arkadaşının eteğini giyerek çıkmış ve yeni tanıştığı herkese içten sarılabilecek kadar da saf biri olduğunu anladığınızda, onu sevmeye devam edebilecek misiniz? Bir kadını sevmek için ne kadar az varsayım gerekiyorsa, o kadar iyidir. Evet, aşk gizemle artar ama gizem çözülünce de acı verir.
  6. Gereksiz gülümsemelerden uzak durun. Sırf sizi kırmamak için veya değil; iyi ve kötü esprilerin kişiden kişiye değişmeyen bazı kriterleri vardır ve yanlışlıkla ya da bilerek, kötü bir espri yaptığınızda, sizi üzmemek için bile olsa, gülen bir kadından uzak durun. Bu gülümsemenin üç sebebi olabilir. Birincisi, kendine güvenmiyordur ve/veya sizi gözünde büyütüyordur. İkincisi, gerçekten o espriye gülebilecek kadar salaktır. Üçüncüsü, daha önce de dediğim gibi, sizi üzmek veya ortamda gerginlik yaratmak istemediğinden samimiyetsizliği seçmiştir. Bunların hepsi de, o kişiden uzak durmak için yeterli sebeplerdir.
  7. Büyük beklentileri olanlar, bırakın kendilerine birer aktör bulsunlar. Yakınlaştığınız kadının bazı dayatmaları elbet olacaktır. Onun bu dayatmalarını aşmak için kendinizi olmadığınız biri gibi göstermeniz de doğaldır ama dikkat edin de bu işi çığrından çıkarmasın. Bazıları, siz ne yaparsanız yapın, sizden bir beklenti içerisinde olmaya devam edecektir. Böyle durumlarda en iyisi, tamamen kendiniz gibi olmak ve değişimi reddetmektir, gerisi kendiliğinden gelir… yani sizi terk eder. Bu iyidir; bana güvenin!
  8. Karşılıksız olan her şey kötüdür. Etrafınıza bir bakın, karşılıksız olan ne varsa, hayatınıza acı katmaktadır. Karşılıksız aşklar kadar, karşılıksız iyilikler ve hatta karşılıksız çekleri bile bu listeye ekleyebiliriz. Eğer sevginizin bir kısmı bile karşılık bulamayacaksa, olacak şey çok açıktır: Kullanılırsınız.
  9. Sırf anasına değil, kızını almadan önce bütün ailesine bakın. Marketten karpuz seçmiyoruz veya köle ticareti de yeniden hortlamadı, merak etmeyin. Bu öneriyi duyanların yüzde doksanı, söyleyenin ne kadar geri kafalı olduğundan dem vurcaktır. Yok öyle bir şey. Adetler zamanla değişebiliyor, evet, ama çocukların aileye çektiği gerçeği her zaman varlığını sürdürecek. Uzun sürmesini beklemediğiniz bir ilişkide dahi, aileyle tanışık olursanız, hem onlar size güvenecek ve hayatınızı zehirlemeyeceklerdir hem de siz onlardan arkadaşınız hakkında çok ilginç ayrıntılar öğrenebileceksinizdir. Mecidiyeköy’ün ortasında boğazınıza bıçak dayamaya meyilli bir abisi olup olmadığını baştan öğrenmek de cabası… bilmem, anlatabildim mi?
  10. Her kadın farklıdır, kalıplara bağlı yaşayanlara dikkat. Romantiklik iyidir; beyaz atlı prensin gelip de kendisini muhallebiciye götüreceği günü bekleyecek kadarı kötüdür. Eğer karşınızdaki kadın bir kalıba fazlasıyla uyuyorsa, kendinizi olacaklardan emin hissederek büyük bir hata yaparsınız. Her kadın farklıdır ve kalıplardan sıyrıldıkları noktada sizin inatçı dar görüşünüz mesele olabilir.

Bütün bunlara dikkat ettiniz ve sağlıklı bir ilişkiye başlayabileceğiniz eşi seçtiniz diyelim; geriye mutluluk için son bir uğraş daha gerekiyor: Onun sevgisini kazanmak. Yaygın inanışa ters olarak, kadınlar, ilk görüşte aşık olmazlar. Aşkı kazanana kadar, yukarıdaki kuralları fazla zorlamadan, türlü saçmalıklar yapmak mübahtır. Aklınızda bulunsun.