okul

...etikete göre gösteriliyor

 
 

Absürd

10 Ağustos 2009

En küçük etkilere, kocaman tepkilerim var bu aralar. Manik, depresif, agresif veya tepkisiz olmam ve hatta düpedüz beyinsiz gibi davranmam için muhtaç olduğum etki de, damarlarımdaki alkol çözeltisinde mevcut genellikle. İçki içmek için yaşıyoruz. İçki içtiğimiz için ölüyoruz. Ne demiş hamır simpsın? Dedirtildiği pek çok şey arasından biri şu: “Alkol! Dünyadaki bütün sorunların kaynağı – ve çözümü!”

Bu cümlemin sonunda kimlikleri anlaşılacakların beraberlerinde getirdikleri sinir harbiyle sildiğim o “dünyanın en muhteşem yazısını” yazdığım sırada, ortak banyoyu  temizlemeye başladılar bile işte. Aralarında muhabbet etmekten geri kalmayarak, dağınık düşüncelerimin arasına Almanca -yani bana anlamsız gelen- cümleler, ünlemler yerleştirdiler. Su damlası izlerini temizlemek için kaybettikleri dakikaları ben asabımla ödedim. Duvarlar bu kadar ince yapılmaz. Binanın müteahhidine, ona anlamsız gelecek ünlemleri cümlelere dahil etmeden, sek gönderdim. Bu Almanlar çok konuşuyorlar yahu. Bitmeyen bir “ayzı uyzu ahsoo”…

Neye sinirleneceğimi şaşırdım gibi. Aslında durum öyle değil. Herkes beni neyle sinir edeceğini şaşırdı gibi. Aslında durum şöyle: İlkokul aşkım evlenmiş; gel de bileklerini kesme… Kaçırdığım “fırsatı” değil, az kalsın ona kaçırtmış olabileceğim biricik fırsatını düşündüğümde diken oldu tüylerim. Lise aşkım evlenseydi, bu kadar üzülmezdim (aslında çoktan evlendi ve üzülmedim).

Click to continue »

Kadın ve Erkekler İçin Temel Dersler

01 Haziran 2009

Kimisi ayrı gezegenlerden geldiğimizi iddia eder, kimisi de farkın sadece fiziksel olduğunda ısrar eder… Öyle ya da böyle, günlük hayatta özellikle karşı cinse sinirlenmek için pek çok bahanemiz vardır. Acaba bazı davranış biçimleri okulda okutulsaydı, bunun üstesinden gelebilir miydik? Evet, yine “internette dolaşırken rastladığım bir yazının tercümesi” ile karşınızdayım:

Kadınlar İçin Dersler (KDN) :

  • 101 : Ev işlerine giriş: Feminizm ile Faşizm arasındaki benzerlikler
  • 102 : Dırdır etmeden ev işi yapma yöntemleri ve faydaları
  • 103 : Televizyonun önünden geçmemenin önemi
  • 104 : Bulaşık makinesi: Önceden suda çalkalamanın gereksizliği
  • 111 : Ev ekonomisine giriş: Basit para hesabı
  • 112 : Taşıyabildiğini değil, paranın yettiğini almanın önemi
  • 121 : Kendi başına lavaboya gitmek
  • 122 : Tuvalet kapağı: Sinirlenmeden, kendi kendinize indirmek

Click to continue »

Her Yaşın Ayrı Özet Cümleleri Vardır

25 Mart 2008

0 (1986) Galiba kelim parladı! Çernobil’e doğuverdik sanırım.
1 (1987) Yürü yürü nereye kadar? Yürütecime uzanan eller kırılsın!
2 (1988) Bana uzun cümleler kurdurtmayın! İleride önce hanginize hitab ettiğim konusunda bile uzlaşamayacaksınız zaten.
3 (1989) Yuvada acayip çevre yaptım. O değil de, bugün hoca elimi tuttu.
4 (1990) Ön koltukta ben oturacağım! Kolama su katmayın! Ben de Parlament gece sinemasını izlemek istiyorum! Kardeşimi artık istemiyorum, geri alın!
Click to continue »

Sessizce Delirenin Savunması

03 Ocak 2008

Bugün kar yağdığında, sanki hâlâ lisedeymişim ve sokağımızdaki beyaz objeler, içine çöp doldurulmuş alışveriş poşetlerinden ibaret olmadığı anda okul tatil olacakmış gibi bir duyguya kapıldım. Pek de gereksiz bir kardı. Neden yağdı bilmiyorum. Muhtemelen kendisi de bilmiyordur. Kar taneleri düşünemez. Güzel ve düşünemeyen her şeyi seven biz erkekler, pencereden, yağan karı seyretmeyi severiz. Dikkatinizi çekerim, yağışın adını “-i” hâlinde çekerek yapılan basit espriye yeni bir bakış açısı getirdim; böyle de gözünüze sokarım, çok kötü olduğu hâlde. Bizim sevgimizin, yüzüne krem sürebilip, bir de yediklerine az da olsa dikkat edebilenlerle sınırlı olmadığını kanıtlamaya çalışıyorum aslında. Erkekleri saygın gösterme cemiyetinin en halka karışmış üyesiyim ve size kimsenin okumadığı bir blogdan sesleniyorum; evet. Uydurduğum saçma durum komedisini çözmeye çalışarak okumaya devam ediyorsanız, yeni paragrafa atlamadan önce durun. Hızınızı alıp, öyle gelin. Click to continue »

Kime Diyorum

21 Aralık 2007

-nasıldı bugün?
-ne olacak, bütün gün sınava çalıştım
-peki ya bir işe yaradı mı?
-bu, işe yaramaktan ne anladığına bağlı
-dersi verebileceksen, işe yaramış demektir
-üzgünüm… bu, benim için bir ölçüt değil
-peki ya nedir senin ölçütün?
-çalıştıklarımın bana kattıkları gibi sıradan bir yanıt vermeyeceğim asla…
-eh, ben de bunu beklemiyordum açıkçası
-ne bekliyordun?
-beni bırakalım, sen de ölçütünü açıkla bakalım
-tamam… işe yarayan bir çalışma, seni hayattaki hedeflerine biraz olsun yaklaştırandır. Bu açıdan bakarsak, gayet verimli çalıştığım söylenebilir Click to continue »

Sahte Katil Planları

27 Kasım 2007

Kendime zaman yaratmak işinde harikalar yarattığım şu dönemde, keyfimi kaçıran detaylar daha da bir göze batar oldu, büyük sorunların yokluğunda. Okulda üst katlara asansör kullanmadan çıkmayı imkânsız hâle getirmek üzere merdivenlere baraj kuran geri zekâlı üniversite tayfasını öldürmek için de zaman yaratabilirim mesela. Bu kadar sinirlenecek bir şey yok demeyin; son bozuk paranızla aldığınız kahvenin, bu bariyer-insan kırmalarının arasından slalom yaparak geçerken döküldüğünü ve hatta ileri seviyede kafein bağımlısı olduğunuzu bir düşünün. O an içimden plansızca saldırmak geldiyse de, üniversite hayatımın kalan son döneminde “kahvesini dökene kafa atan çocuk” veya kısacası “ruh hastası” olarak anılmak istemediğimden olacak, kendimi tuttum. Salaklıklar çeşit çeşittir ve maruz kalmadıkça derecelendirmek zordur işte. Zaten, bu nefret fışkırmasının tek kaynağının “merdivene kamp kurmuş üç beyin hücreli yaşam formları” olmadığını da belirtmeme gerek yok herhalde? Ancak, daha fazla ayrıntıya girmeyip, daha ne saçma şeylere sinirlenebileceğimi siz okurlarımın tahminine bırakıyorum (hemen de sahiplendim ve okurum oluverdiniz bu arada). Hayatı basit bir havuz problemi gibi gördüğüm ve bazılarını dört işlem yapmaktan aciz bulduğum oluyor işte böyle zaman zaman. Boşvermişlik felsefemle tamamen zıt olan bu düşüncelerin beynimi kemirmeye başlamasıyla, bütün dünyayı yıkasım geliyor. Aykırı düşünceleri “tasvip etmeyen” ve ağırbaşlılığı olgunluk sanan, hatta odunluğu onaylayanlarla sık sık karşılaşmanın yan etkileri bunlar. Aykırı olmayı sonuna kadar desteklediğimi söyleyemem tabii, belki de ben de bazen odunlaşabiliyorum. En azından bunu ifade edebiliyorum. Bir teselli? Bir sayrı? Bir bilsem…

Ne Yaptığımın Farkında Değilim Sanırım (!)

07 Haziran 2007

Haziran’ın ilk gününden bu yana neler olup bittiğini kendim bile çözememişken anlatmaya çalışmak boşa çaba gibi gözüküyor ama bu şansımı denemeyeceğim anlamına gelmiyor tabii. Gereksiz hayat kesidi tasvirime, 28 Mayıs günü girdiğim İstatistik sınavına çalışma şeklimi tarif ederek başlayabilirim. Ali’nin arka arkaya iki gün beni ziyaret etmesi ve toplamda 2 saatten az çalışabilmemiz, sınava olan muhteşem odaklanmamızı kanıtlar gibiydi. Saatlerce yapılan geyik muhabbeti, benim duygusal kırılganlığımın nadir görülen “aman n’olcek len“siz tedavisi ve arsızca anlatılan lise anılarından sonra çalışmaya pek zaman kalmıyor tabii. İstatistik sınavından 70 bekliyor olmamsa, fazla kafaya takılmayan sınavların daha başarılı geçeceğine yönelik iddialarıma bir kanıt olarak görülebilir.

Bu dönem çok acayip başlamıştı zaten. Benim aniden hortlayan kalp sancım, aniden yıkılan arkadaşlıklarım ve yine ani gelen yeniden yapılanma… Aniden sardığımız bilardo tutkusu, aniden fark ettiğim saçmalama kabiliyetim, yolda aniden önüme çıkan inek (lan?!), aniden biten haftalar, aniden sevmeye başladığım dersler ve hiç sevemeyeceğimi aniden fark ettiklerim vesaire. Sıradan bir bitiş de beklemiyordum yani. Aniden bitiverdi şerefsiz, beni yanıltmayarak. Muhtemelen yaz boyu göremeyeceğim bir çok insana son bir selamı göndermeden, paso başvurumu İETT’ye göndermeyi unutan öğrenci işlerine sitem etmeden, iki senedir söylemek isteyip de söyleyemediklerimi fışkırtmadan, eski binanın güzel manzaralı balkonuna çıkamadan, kantinden üç kutu sakız bile alamadan, ec 212 sınıfında oturan afet ile muhabbeti kuramadan (en çok da buna yanarım), sınıfın camından bir kağıt uçak bile fırlatamadan bitti bir dönem daha. Duyan da mezun oluyorum sanar; benimkisi sürekli yaşanan bir yapamamışlık ezikliği, yapma şansım sürse bile içimde hep olan. Kim bilir, mezun olurken ne hâl alacak? Ben de şimdi uzun uzun, geçen dönemi anlattım da bir türlü bağlayamadım istediğim yere. Zamanın bu ani akışı yanında ders çalışmak da mümkün olmadı; budur demek istediğim. İstatistik sınavına sadece iki saat çalışabildiğimi söylemiştim. Benzer bir sonuç, farklı bir şekilde Auditing ve Game Theory derslerinde de yaşandı.

Auditing sınavına çalışmaya hiç hevesim yoktu. Cumartesi sabahının dokuzuna konmuş bir sınava çalışmayı son güne, yani Cuma’ya uygun görmüş olmam da bu sebeptendi, muhtemelen. Doğal olarak, bu son günde, oturup film ve dizi izlemekten başka bir şey yapmadım. Kendimi eve hapsetmiş, zaman geçirmeye çalışıyordum. Bir ara film izlemeye ara verip de saate baktığımda, yapacak önemli bir işim daha olduğunu hatırladım ve hemen Zeynep’i aradım. Auditing dersini beraber alıyorduk ve ara sınavdan sonra dersine bile girmediğim için, hangi konulardan sorumlu olduğumuzu bilmem gerekiyordu. Zeynep bana konuları mesaj attığında her şey tamamdı; küçük bir ayrıntı dışında: Bende o konuları kapsayan not yoktu ve işin kötüsü bunu gecenin on bir buçuğuna kadar fark etmedim. O saatte ders çalışma şevkimi zar zor toparlamış hâlde masa başına geçip de bendeki notların eksik olduğunu anlamak, çok moral bozucuydu. Sınava girip girmemek arasında bir git-gel yaşadıktan sonra saatimi sabahın yedisine kurup, kafamı yastığa koydum. Ertesi sabah ben erkenden okulda ve çalışmaya hazırdım ama bir şey hâlâ eksikti: O saatte fotokopiciler kapalı olduğu için, not falan alamadım. Umutla birinin gelmesini beklerken, Zeynep’i aramak aklıma geldi. Servise yeni bindiğini ve tam sınav saatinde okulda olabileceğini öğrendikten sonra, hafifçe yutkunup, kantindeki bekleyişime devam ettim. Az sonra, kantinde İrem ile karşılaşınca nasıl sevindim bilemezsiniz. Onun elinden notları kapıp, sınavda çıkması daha muhtemel gözüken belli başlı yerlerin biraz üzerinden geçtim ve on beş dakika içerisinde sınava hazırlandım. Sınavın bok gibi geçtiğini söylememe gerek var mı, bilmiyorum. saat üçteki sınavıma da girip asık suratla evime yollansam da üzüntüm, eve gittikten sonraki dakikalar içinde yok oldu.

Salı günü de bir sınavım vardı. Cumartesi günkü olaydan ders almadığım için, çalışmayı saat üçte olduğunu sandığım sınav için, sınav gününe bırakmıştım. Son gün Demirciköy’de keyif çatıp, Salı günü sabahtan okula gidip, konuları tekrar edebilirdim. Aptallık en büyük günahtır ya, dalgınlık da ondan sonra gelse gerek. Sınav üçte falan değil, sabahın dokuzundaymış. Ben saat dokuza beş kala aheste aheste Dördüncü Levent tarafında seyir etmekteyken, Tarık’ın arayıp, “Nerdesin olm ya sınav başlayacak seni bekliyoruz” demesiyle başımdan aşağı plazma (maddenin dördüncü hâli) halinde sular döküldü. Okula ulaşmnak için beş dakikam vardı. Salı sabahının trafiğinde, beş dakika içinde Dördüncü Levent’ten Kuştepe’ye gidip arabamı park ettim ve dokuzu iki geçe sınıfın kapısındaydım. Hoca tek söz etmeden kağıdımı verdi ve ben de bir sınava daha çalışmadan giriyor olmanın dayanılmaz hafifliğiyle, sorulara yöneldim. Girdiğim bir iki ders beni kurtarmış olsa da, pek de yüksek bir puan alabileceğimi söyleyemem tabii ki.

Çarşamba, Perşembe ve Cuma, sosyal hayatıma ve dinlenmeye ayırdığım günlerdi. Saçma sapan işler yapmadım da değil hani. Mesela, dün (perşembe) oturup üç saatte k’nex kullanarak bir kule inşa ettim. Legolarla ve uzaktan kumandalı arabamla da oynadım. Bütün bu apaçiliğin sebebi, yaşımızın ilerlemesiyle ortalıktan kaybolan bütün oyuncaklarımın bir kutu içerisinde aniden karşıma çıkmasıydı. Yaşımın getirdiği müthiş bilgilerle (!) k’nex tasarımlarıma çok yaratıcı detaylar ekledim. Kulemin pille çalışan bir asansörü bile oldu. Yakında fotoğrafını çeker, koyarım. O zamana kadar, pisa kulesinden daha sanatsal ve empire state’ten daha büyüleyici bir kule düşünerek idare edin (!).

Geldik bugüne… Cuma. Amaçsızca evde oturup, gece gideceğim eğlence için enerji depolarken, blog yazmak, kardeşimi okuldan almak ve kulüpten arkadaşlarımla yemeğe çıkmak gibi bir sürü gün içi iş ediniverdim; oysa söz vermiştim, bugün hiçbir şey yapmayacaktım. yarın da Fenerbahçe’nin kutlamaları falan derken yine ayakta kalırız. İşimiz kalıyor Pazar’a. O gün de rotaspor var. Hmm. Pazartesi? Ekonometri sınavına çalışmam lazım; salı da öyle. Çarşamba sınavdan sonra adalara gideceğiz belki. O gün de yatar. Ben ne zaman yatar? Sonra iki gün Kocaeli’ne gideceğim. Sonra 2 hafta Antalya tatili (!). On kat yorulup gelince de artık beni çim arasına koyarlar gübre olurum^^. Çabuk sevindim… kulübün devir teslim töreni, kulüp aktiviteleri ve kapanış bidibidileri var. Hmm…